Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

//Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Uluslararası politika teorileri ve dünya politikası gerçekleri

Devletler ya da rasyonel aktörler

1980’lerde, realistleri liberallerden ayıran çizginin her iki tarafındaki analizciler, mikroekonomi kuramlarına benzer daha tümdengelimci kuramlar tasarlamaya çalıştılar.

Kenneth Waltz gibi “neorealistler” ve Robert Keohane gibi “neoliberaller” devletleri uluslararası sistem tarafından kısıtlanan rasyonel aktörler olarak tanımlayan yapısal modeller geliştirdiler.

Neorealistler ve neoliberaller kuramı daha da basitleştirip netleştirdiler, ama bunu klasik realist ve liberal kuramların zengin karmaşıklığından çok şeyi gözden çıkarma pahasına yaptılar.

1980’lerin sonuna gelindiğinde, devlet merkezli tek bir rasyonalist uluslararası ilişkiler modeli içinde görece sınırlı görüş ayrılıklarından başka bir kuramsal çekişme konusu kalmamış gibiydi.

Uluslararası politika ve konstrüktivistler

Daha yakın tarihlerde, konstrüktivistler olarak anılan farklı bir grup kuramcı, realizmin ve liberalizmin dünya politikasında uzun dönemli değişimi öngörmekte ve açıklamakta yetersiz kaldığını ileri sürdüler. Örnek vermek gerekirse, iki kuram da Soğuk Savaş’ın sonunu öngörmeyi ya da açıklamayı başaramamıştı.

Konstrüktivistler, uluslararası politikanın gerçekliğini ve söylemini şekillendirmede kültürün ve fikirlerin önemi üzerinde dururlar. Çıkarların nihayetinde öznel olduğunu ve bunların değişen kimliklerle bağlantılarını vurgularlar. Pek çok konstrüktivist türü vardır, ama hepsi şu noktada anlaşma eğilimindedir: İki ana kuram da dünyanın doğru bir fotoğrafını vermekten uzaktır ve sadece şeylerin nasıl olduğuna değil, nasıl bu hale geldiğine dair açıklamalara da ihtiyacımız vardır.

Konstrüktivistler kimlikler, normlar, kültür, ulusal çıkarlar ve uluslararası yönetişim gibi önemli sorunlara parmak basmaktadır. Liderleri ve diğer insanları harekete geçirenin sadece maddi çıkarlar değil, aynı zamanda kimlik duyguları, ahlak ve bir toplumun ya da kültürün uygun bulduğu şeyler olduğuna inanmaktadırlar. Ve bu gibi normlar zamanla değişir.

Anarşi ve otorite meselesi

Anarşi mutlak bir meşru otoritenin yokluğudur, ama devletlerin kendilerine ya da başkalarına ilişkin algılarıyla ve normlarıyla birlikte değişen, dostluktan düşmanlığa kadar uzanan bir anarşiler tayfı vardır.

Ya da Alexander Wendt’in sözleriyle, anarşi devletlerin bundan ne anladığıdır.

Kuzey Kore’nin nükleer silahlarının Amerikalıları, Britanya’nın 500 adet nükleer silahından daha fazla kaygılandırmasının ya da geçen yüzyılda iki kez savaşan Fransa ile Almanya arasında bugün artık yeni bir savaşın mümkün görülmemesinin nedeni budur.

Neorealistler ve neoliberaller devletlerin ulusal çıkarları doğrultuşunda hareket ettiklerini veri kabul ederler, ama bu çıkarların nasıl şekillendiği ya da zamanla nasıl değiştiği konusunda söyleyecek fazla bir şeyleri yoktur.

Konstrüktivistler, liderlerin, halkların ve kültürlerin tercihlerini değiştirme, kimliklerini biçimlendirme ve yeni davranışlar öğrenme süreçlerini incelemek için farklı alan ve disiplinlerden yararlanırlar.

Örneğin, 19. yüzyılda kölelik ve Güney Afrika’daki apartheid (ırk ayrımı) rejimi bir zamanlar çoğu devlet tarafından kabul ediliyordu, ama sonradan bunlara yaygın bir muhalefet oluştu. Konstrüktivistler bu değişimin nedenini sorgularlar.

  • Bu süreçte fikirler ne rol oynadı?
  • Savaş konusunda da bir gün aynı şey olacak mı?
  • Ya egemen ulus-devlet kavramı?

Dünya politikası ve siyasi unsurlar

Dünya kabileler, uluslar ve sivil toplum kuruluşları gibi siyasi unsurlarla doludur. Egemen devlet sadece son yüzyıllarda baskın bir kavram haline gelmiştir.

Konstrüktivistler hayatlarımıza ve kuramlarımıza anlam veren ulus ve egemenlik türünden kavramların toplumsal olarak inşa edildiğini, kalıcı bir gerçeklik gibi “hep orada” olmadıklarını söylerler. Ya da genellikle yaşamsal çıkarlara yönelik tehditler açısından tanımlanan güvenlik kavramını alın. Geleneksel uluslararası ilişkiler kuramları güvenliğe devletler arasında savaş ya da şiddet açısından bakıyordu. Bugünün dünyasında ekonomik ya da ekolojik felaketler de insanlığın güvenliğini bir o kadar tehdit edebilmektedir.

Dünya politikası ve feminist konstrüktivistler

Feminist konstrüktivistler bu görüşlere, dünya politikasının temel bir aracı olarak savaş dilinin ve imgelerinin toplumsal cinsiyetten büyük ölçüde etkilendiğini eklerler.

Feminizm geleneksel güvenlik kaygılarının Soğuk Savaş’ın başlangıcındaki ağırlığını bir miktar yitirdiği 1990’ların başında eleştirel bir yaklaşım olarak güç kazanmıştı.

Feminizm toplumsal süreçlere, elit olmayanların meselelerine ve uluslarötesi yapıya odaklanarak ve devletlerarası ilişkilere odaklanmaktan oluşan sınırlı yerleşik anlayışı reddederek, dünya politikasını daha kapsayıcı bir şekilde incelemeyi amaçlar.

Feministler ve cinsiyet eşitsizliği

Sadece devletlerin değil, kilit toplumsal bileşenlerin kimlik ve çıkarlarının küresel düzeyde şekillenme süreçlerini ortaya koyarlar. Feministler cinsiyetler arasındaki eşitsizliklere dikkat çekerler.

Örneğin, 193 ülkeden sadece 12’sinin devlet başkanı kadındır. Feminist eleştiriler, tecavüzün bir savaş aracı olarak kullanılması, kadın ve çocuk ticareti ya da kaçakçılığı gibi küreselleşmenin problematik yönlerine de ışık tutar.

Konstrüktivizm, geleneksel realizm ve liberalizm kuramlarının özelliği olan bilimsel yasalar arayışını reddeden, bunun yerine, açıklayıcı olabilecek genellemeler arayan ve sık sık yoğun tanımları bir açıklama biçimi olarak öneren bir yaklaşımdır.

Bugün dünya politikasındaki en önemli tartışmalardan bazıları, egemenlik, insani yardım, insan hakları ve soykırım terimleri çevresinde yürütülmektedir. Bu konularda konstrüktivistlerin geleneksel kuramlara kıyasla söyleyeceği çok daha fazla şey vardır.

Dünya politikası ve konstrüktivizm

Konstrüktivizm, geleneksel realizm ve liberalizm kuramlarına hem önemli bir katkı hem de faydalı bir eleştiri getirir.

Bazen gevşek bir biçimde formüle edilmelerine ve öngörü gücünden yoksun olmalarına karşın, konstrüktivist yaklaşımlar bize realizm ve liberalizm kuramlarının sık sık gözden kaçırdığı şeyleri hatırlatır.

Güncel hedeflerin peşine takılmanın araçsal rasyonalitesinin ötesine bakmak ve değişen kimliklerin ve çıkarların devlet politikalarında bazen algılanması güç değişimlere, uluslararası ilişkilerde de derin değişikliklere nasıl olup da yol açabildiğini sorgulamak önemlidir.

Konstrüktivistler, araçsal rasyonalite uygulanmadan önce bilginin nasıl üretildiğini ve tercihlerin nasıl oluştuğunu anlamamıza yardımcı olurlar. Bu anlamda, konstrüktivist düşünce iki ana kurama cephe almaktan çok onları tamamlar.

Uluslararası politika görüşlerinin faydaları

Realizm, liberalizm ve konstrüktivizm farklı biçimlerde ve farklı koşullarda da olsa faydalıdır. Pratik İnsanlar bazen kuramlara neden kafa yormamız gerektiğini merak ederler. Cevap, kuramların, yabancısı olduğumuz bir araziyi algılamamızı sağlayan yol haritaları olmasıdır.

Kuramlar olmazsa kayboluruz. Sırf sağduyumuzu kullandığımızı düşündüğümüzde bile, genellikle eylemlerimize yön veren örtük bir kuram vardır.

Sadece, biz bunu bilmeyiz ya da ne olduğunu unutmuşuzdur. Bize rehberlik eden kuramlar konusunda daha bilinçli olduğumuzda, bunların güçlü ve zayıf yanlarını ve en iyi ne zaman uygulanabileceklerini daha iyi görebiliriz.

Britanyalı iktisatçı John Maynard Keynes’in dediği gibi, kendilerini kuramın üzerinde gören pratik insanlar, genellikle, adını çoktan unuttukları, geçmişin ölü bir yazar bozuntusuna kulak veriyorlardır.

Yazan: Ahmet AKIN

By | 2017-12-06T19:26:26+00:00 Kasım 8th, 2017|Harp ve Strateji|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: