Uluslararası ilişkilerin aktörleri: Devletler egemenliklerini yitiriyor mu?

//Uluslararası ilişkilerin aktörleri: Devletler egemenliklerini yitiriyor mu?

Uluslararası ilişkilerin aktörleri: Devletler egemenliklerini yitiriyor mu?

‘Askeri güç kullanımı’nın azalması

Askeri güç kullanımı niçin azalmaktadır ? Nedenlerden biri, askeri gücün en gelişmiş, en caydırıcı, yok edici nihai araçları olan nükleer silahların durumudur. Bir vakitler sayıları 50.000’i aşsa da, 1945’ten beri savaşta nükleer silah kullanılmamaktadır. Nükleer silahların yaratabildiği büyük yıkım ile makul siyasi amaçlar arasındaki orantısızlık, anlaşılabilir bir şekilde, liderleri bu silahları kullanma konusunda çekingen kılmaktadır. O halde, askeri gücün nihai biçimi, yani nükleer silahların kullanılması, nereden bakılırsa bakılsın, liderler için savaşta kullanılmayacak kadar maliyetlidir.

Milliyetçi halklara hükmetmek için kullanıldığında konvansiyonel gücün bile maliyeti artmıştır. 19. yüzyılda, Avrupa ülkeleri modern silahlarla donatılmış bir avuç askerle yerkürenin başka yerlerini ele geçirmiş, sonra da, sömürgelerini görece mütevazı garnizonlarla yönetmişlerdi. Ama halkların toplumsal olarak mobilize olduğu bir çağda, halkın ulusal kimliği konusunda çok hassas olduğu işgal edilmiş bir ülkeyi yönetmek güçtür.

Amerikalılar bunu 1960’larda ve 1970’lerde Vietnam’da, Sovyetler Birliği ise 1980’lerde Afganistan’da görmüştür. Vietnam ve Afganistan nükleer süper güçlerden daha güçlü ülkeler haline gelmemişti. Ama milliyetçi bilince sahip bu halkları yönetmeye çalışmanın maliyeti hem ABD hem de Sovyetler Birliği için fazla yüksek olmuştur.

Milliyetçilik çağında bir ülkeyi yabancıların yönetmesi çok maliyetlidir. 19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu Hindistan’ı bir avuç asker ve devlet memuruyla yönetebiliyordu.

Ama bugünün dünyasında böyle bir şey olanaksız gibidir.

Askeri gücün devri kapandı mı?

Askeri gücün rolündeki üçüncü bir değişim iç kısıtlamalarla ilişkilidir. Zaman içinde, özellikle demokrasilerde giderek güçlenen bir antimilitarizm etiği gelişmiştir. Bu gibi görüşler güç kullanımını engellemez. Ancak, özellikle yaygın ve uzun süreli olarak kullanıldığında, liderler için siyasi olarak riskli bir seçim haline getirir. Zaman zaman, demokraşilerin savaş zayiatlarını kabul etmeyeceği söylenir, ama bu fazla basit bir görüştür.

Örnek vermek gerekirse, ABD 1990’da Körfez Savaşı’na girmeyi planlarken yaklaşık 10.000 kişilik bir zayiat bekliyordu, ama ulusal çıkarlarını o kadar yakından ilgilendirmeyen Somali ya da Kosova’da zayiat vermekte isteksizdi. Ve güç kullanımı başka ülkelerin gözünde haksız ya da gayrimeşruysa, demokratik ülkelerde siyasi liderler için maliyetli olabilir.

Gücün devri kapanmış değildir.

Bu gibi ahlaki kaygılar devlet dışı terörist aktörleri devletlerden daha az bağlar. Ama çoğu devlet için güç kullanımı geçmişte olduğundan daha maliyetli ve daha güçtür.

Askeri gücün çözemeyeceği meseleler nelerdir?

Son olarak, güç yoluyla çözülmesi zor olan bir çok mesele vardır. Sözgelimi, ABD ile Japonya arasındaki ekonomik ilişkileri ele alalım: 1853’te, Amiral Perry bir Japon limanına girmiş ve Japonya limanlarını ticarete açmazsa bombalama tehdidinde bulunmuştu. Bu, ABD ile Japonya arasındaki güncel ticari anlaşmazlıkları çözmekte pek işe yarar ya da siyasi olarak kabul edilebilir bir yöntem olamazdı. O halde, uluslararası politikada güç hâlâ önemli bir araç olsa da tek araç değildir.

Karşılıklı ekonomik bağımlılığın, iletişimin, uluslararası kuruluşların ve uluslarötesi aktörlerin kullanılması bazen güçten daha büyük bir rol oynar. Devletin bir aracı olarak askeri gücün devri kapanmamıştır. Taliban hükümetinin Eylül 2001’de ABD’ye yönelik saldırıları düzenleyen terör şebekesine yataklık ettiği Afganistan’da neredeyse 14 yıl süreyle icra edilmiş olan savaş ya da ABD ve Britanya’nın 2003 ‘te Saddam Hüseyin’i devirmek için Irak’ta güç kullanımı buna tanıklık eder. Ama o dönemde Irak’ta savaşı kazanmak barışı sağlamaktan daha kolaydı.

Fakat, terörizmden korunmak için tek başına askeri güç yeterli değildir.

Askeri güç uluslararası politikada nihai araç olmaya devam etmekle birlikte, maliyetinde ve etkinliğinde meydana gelen değişiklikler, günümüzün uluslararası politikasını daha da karmaşıklaştırmaktadır.

By | 2018-01-10T23:05:10+00:00 Ocak 10th, 2018|Harp ve Strateji|0 Yorum

About the Author:

KKK’lığından emekli (2012) topçu kurmay albay. Çeşitli Kara Kuvvetleri birliklerinde batarya, tabur ve alay komutanlığı yaptı. 1997-2003 yılları arasında Güneydoğu Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı Karargahı’nda, 2005-2008 yılları arasında Heidelberg Kara Unsur Komutanlığı Karargahı’nda görev yaptı. 10 yıldan fazla süren NATO görevlerini müteakip, Dağ ve Komd.Tug.K.Yrdc. (Hakkari) ve 3.Taktik P.Tüm.Kur.Bşk. (Hakkari) görevlerinde bulundu. NATO, Küresel Siyaset, Küresel Terörizm konularında serbest yazardır. İngilizce ve Almanca bilmektedir. “Siber Savaşlar ve Uluslararası Çatışmalar (New York Eyalet Üniversitesi/ABD) ve “Savaş Paradoksları (Princeton Üniversitesi/ABD) konularında sertifika sahibidir.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: