Uluslararası ilişkilerin aktörleri: Devletler egemenliklerini yitiriyor mu?

//Uluslararası ilişkilerin aktörleri: Devletler egemenliklerini yitiriyor mu?

Uluslararası ilişkilerin aktörleri: Devletler egemenliklerini yitiriyor mu?

Devletler, uluslararası ilişkilerin ana aktörleri mi?

Son yarım yüzyılda uluslararası ilişkilerin aktörleri bağlamında devletlerin sayısı muazzam bir artış göstermiştir: II. Dünya Savaşı’nın resmen sona erdiği yıl olan 1945’te dünyada yaklaşık 50 devlet vardı. Devletler arası ilişkiler, bu 50 ülke arasında gerçekleşiyordu.

21. yüzyılın başında ise Birleşmiş Milletler’e üye olan devlet sayısı 196’ya ulaşmış, yani dört katına çıkmıştır. Üstelik, yeni kurulacak devletler sırada beklemektedir. Başlıca uluslararası ilişkiler aktörleri olan devletlerin sayısının artmasının uluslararası ilişkilere getirdiği zorluklar çözülememişken; uluslararası ilişkilerin aktörleri arasına “devlet dışı aktörler” de girmiştir.

Bugün büyük çok uluslu şirketler yani devlet dışı aktörler uluslararası sınırları aşmakta, bazen de pek çok ulus-devletten daha fazla ekonomik kaynağı kontrol etmektedir.

Uluslararası ilişkilerin aktörleri olarak devletler

Uluslararası ilişkilerin aktörleri olarak devletler

Nitekim, en az 12 uluslarötesi şirketin yıllık satışları dünyadaki devletlerin yarısının gayri safi yurtiçi hasılasından (GSYİH) yüksektir: Shell, IBM ve Wal-Mart gibi şirketlerin satışları Macaristan, Ekvador ve Senegal gibi ülkelerin GSYİH’lerinden çok daha fazladır.

Bu çokuluslu şirketler askeri güç gibi bazı güç unsurlarına sahip değildir. Ekonomi açısından bakıldığında, IBM şirketi,  Belçika için eski bir Belçika sömürgesi olan Burundi’den çok daha önemli hale gelmiştir.

TABLO: 1 Bazı Çokuluslu Şirketlerin Satış Rakamları, 2007 (ABD doları)

Wal-Mart Stores351 milyar
Royal Dutch Shell (Birleşik Krallık/Hollanda)319 milyar
General Motors (ABD)207 milyar
Toyota (Japonya) 205 milyar
Daimler-Chrysler (Almanya/ABD)190 milyar
General Electric (ABD)168 milyar
Total (Fransa)168 milyar
Siemens (Almanya)107 milyar
IBM (ABD)91 milyar
Nestle (İsviçre)80 milyar
Sony (Japonya)71 milyar
Kaynak: “The Fortune Global 500”, Fortune, http://money.cnn.com/magazines/fortuna/globa1500/2008/full_list/

“Devlet dışı aktörler”e genel bakış

Orta Doğu, dünyanın en önemli enerji kaynaklarına sahiptir. Savaşan devletlerin ve dış güçlerin olmadığı bir Orta Doğu tablosu ilginç olurdu. Shell, British Petroleum ve Exxon Mobil gibi çok uluslu petrol şirketleri Orta Doğu’da ağırlığı olan devlet dışı aktörler olarak göze çarpmaktadır. Ama sadece bunlar değil, dünyada başka devlet dışı politika aktörleri de vardır.

Birleşmiş Milletler(BM) gibi büyük hükümetler arası kuruluşlar, Arap Birliği ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) gibi daha küçük “devlet dışı aktörler” hem Orta Doğu, hem de dünya politikalarında rol oynamaktadır.

Kızılhaç ve Uluslararası Af Örgütü gibi sivil toplum kuruluşları (STK’lar) da devlet dışı aktörlerdir.

Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta yaşayan Kürtler, Orta Doğu’nun dört bir yanına ve Kafkasya’ya dağılmış Ermeniler gibi çeşitli uluslar ötesi etnik gruplar da vardır.

Terörist gruplar, uyuşturucu çeteleri ve mafya örgütleri ulusal sınırları aşarlar ve sık sık kaynaklarını birden fazla devlet arasında bölüştürürler.

Uluslararası dinsel hareketler, özellikle de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki siyasi İslam da olası devlet dışı aktörler listesine başka bir boyut ekler.

Soru, devletlerin mi yoksa devlet dışı grupların mı daha önemli olduğu değil —genellikle devletler daha önemlidir— yeni karmaşık koalisyonların bir bölgenin politikasını, geleneksel realist görüşlerin göstermeyi başaramadığı bir şekilde nasıl etkilediğidir.

Yani, realistlerin vurguladığı gibi, devletler güncel uluslararası politikanın, devletler arası ilişkilerin baş aktörleridir, ama politika sahnesi sadece onlara ait değildir.

‘Uluslararası ilişkiler aktörleri’nin amaçları

Geleneksel olarak, anarşik bir sistemde devletlerin en önde gelen amacı askeri güvenliğin, daha doğrusu kendi güvenliklerinin sağlanmasıdır. Günümüzde ülkeler elbette ki dün olduğu gibi askeri güvenliklerine önem vermektedir. Ama devletler, ekonomik refahlarına, uyuşturucu kaçakçılığını ya da AIDS’in yayılmasını durdurmak gibi toplumsal meselelere ya da ekolojik değişimlere de sık sık bunun kadar ya da daha fazla önem vermektedir.

Ayrıca, tehditler değiştikçe askeri güvenlik tanımı da değişmektedir. Askeri güvenlik devletlerin güttüğü tek amaç değildir. Kanadalı bir diplomat, savaş olasılığının son derece düşük olduğu ABD ile Kanada arasındaki ilişkilere bakarak, korkusunun, ABD’nin 1813’te yaptığı gibi tekrar Kanada topraklarına yürüyüp Toronto’yu ele geçirmesi değil, Toronto’yla ilgili verilerin Texas’taki bilgisayarlar tarafından erişim dışı kalacak şekilde programlanması olduğunu söylemişti.

Ekonomik güç askeri güvenliğin yerini almamıştır. Ekonomik olarak güçlü bir ülke olmasına rağmen 2 Ağustos 1990’da Kuveyt devleti, Irak devleti tarafından hiç bir direnişle karşılaşmadan işgal edilmiştir.

Devletlerin uluslararası ilişkilerin baş aktörü olarak, bir çok amaçları vardır. Devletler daha geniş bir yelpazeye yayılan amaçlar güttükçe, uluslararası politikanın gündemi karmaşık hale gelmektedir. Günümüzde, ekonomik ve güvenlik gerekçelerinin yanında, insani yardım ve insan hakları sorunlarının önemi artmıştır.

Bazı analizciler ise devletlerin güvenliğinden çok bireysel insani güvenliğe atıfta bulunmaktadır.

TABLO:2 Bazı Ülkelerin Tahmini GSYİH’leri, 2006

(Satın Alma Gücü Paritesi’ne göre ABD doları cinsinden)

ABD13,1 trilyon
Çin10,2 trilyon
Hindistan4,2 trilyon
Japonya4,2 trilyon
Almanya2,6 trilyon
Brezilya1 ,7 trilyon
Rusya1, 7 trilyon
Endonezya948 milyar
Arjantin609 milyar
Güney Afrika588 milyar
Suudi Arabistan366 milyar
Vietnam263 milyar
Irak88 milyar
Guatemala61 milyar
Arnavutluk20 milyar
Jamaika13 milyar
Eritre5 milyar
Kaynak: CIA World Factbook, 2009.

‘Uluslararası ilişkiler aktörleri’nin araçları

Uluslararası ilişkilerin amaçlarının yanı sıra araçları da değişmektedir. Realist görüşe göre, askeri güç uluslararası politikada gerçekten önemi olan tek araçtır.

Britanyalı tarihçi A. J. P. Taylor 1914 öncesi dünyayı tasvir ederken, büyük gücü savaşta galip gelebilecek bir güç olarak tanımlamıştır.

Devletler bugün en önde gelen uluslararası ilişkiler aktörleri olarak, elbette ki askeri güç kullanmaktadır. Ama geçen yarım yüzyılda askeri gücün rolünde değişikler olmuştur. Pek çok devlet, özellikle de büyük devletler, amaçlarına erişmekte askeri güç kullanımını eskiden olduğundan daha maliyetli bulmaktadır. Harvard Üniversitesi’nden Prof. Stanley Hoffmann’ın belirttiği gibi, askeri güç ile başarı arasındaki bağlantı giderek gevşemektedir.

By | 2017-12-06T19:26:09+00:00 Kasım 11th, 2017|Harp ve Strateji|1 Comment

About the Author:

One Comment

  1. ÖMER AYTAŞ 14/11/2017 at 14:02 - Reply

    1.Dünya Savaşı İmparatorlukların son çırpınış savaşıydı. 2.Dünya Harbi ise Ulus Devletleriyle bu işin olmayacağının bir işaretiydi.Bunu;İlk fark eden Savaşı kaybeden Almanya oldu.Ancak Almanya işin yeniden İmparatorluklar Çağına döneceğini hesaplıyordu. Bu yüzden Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu için AB dedi. Bugünlerde sıkça duymaya başladığımız Bağımsızlık Referandum haberleri ise ;Merkezi devletlerin sonunun geldiği ve Feodalite Çağına dönüşün başladığının işaretidir.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: