Türkiye Çin İlişkileri: Türkiye-Çin Siyasi ve Ekonomik İlişkileri

//Türkiye Çin İlişkileri: Türkiye-Çin Siyasi ve Ekonomik İlişkileri

Türkiye Çin İlişkileri: Türkiye-Çin Siyasi ve Ekonomik İlişkileri

Türkiye Çin İlişkileri, Soğuk Savaş’tan sonraki dönemde hızla gelişmiştir. Türkiye Çin ilişkileri, bir takım risk ve faydaları içermektedir.

Çin, dünyanın en kalabalık ülkesidir. Ekonominin temeli üretim ve tüketimdir. Sadece “tüketici” olmak, ülkelere bir kazanç getirmemektedir. Bu açıdan bakılınca, Türkiye Çin İlişkileri ve Türkiye-Çin Siyasi ve Ekonomik İlişkileri önem kazanmaktadır.

Çin, 11.11.2001 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne katılmıştır. Çin’in DTÖ’ye girişi, küresel ticaret liberalizasyonu kurallarının Çin tarafından kabul edilmesi demekti. O günden beri , dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olan Çin, önemli bir kalkınma hamlesini de başarmıştır. Öyle ki, 2008 dünya ekonomik krizi sürecinde Fransa başta olmak üzere G7 ülkesi bazı ülkeler Çin’den yardım talep etmek zorunda kalmıştır.

Çin gibi olağanüstü kalabalık olan bir ülkenin organize olması, kalkınma stratejisini belirlemesi, tek hedefe yürümesi kolay olmamıştır.

Türkiye Çin İlişkileri tarihi

Türkiye Çin İlişkileri tarihi 2200 sene öncesine dayanır. Bugünkü Çin topraklarında o zamanlar Han Hanedanlığı (M.Ö. 209–M.S: 220) vardı. Tarihte kurulan ilk Türk devletlerinden biri olan Hun İmparatorluğu o zamanlar Han hanedanlığı ile komşuydu. Çin Han hanedanlığı-Hun İmparatorluğu ilişkileri bize tarihte ilk Türk-Çin ilişkilerini anlatır.

800 sene sonra, Tang Hanedanlığı (618-907) döneminde, Türk adını ilk defa kullanan Göktürkler arasında da iyi ilişkiler vardı. Bu dönemde tarihi İpek Yolu en canlı dönemini yaşamış, ikili ilişkilere katkı sunmuştur. O tarihlerde İpek Yolu, bir yandan Türkler ve Çinliler arasında ekonomik ilişkileri geliştirirken, diğer yandan Çin ve Türklerin birbirlerini etkilemelerine de yardımcı olmuştur.

Çin devletleri veya hanlıkları, Türklerin anayurdu olan Orta Asya steplerinin hemen güneyinde kurulmuş ve günümüze kadar da yaşamıştır.

Türklerin Orta Asya’dan göç etmesinden sonra, Kore Harbi (1950-1953) esnasında her iki devlet binlerce yıl sonra sıcak savaş yaşamıştır. Bu savaşta Türkiye -koalisyonun bir parçası olarak Çin’e karşı savaştı- Batı ve Birleşik Devletler’le olan siyasi dayanışmasını göstermek için Kore’ye binlerce asker gönderdi. Kore Savaşı, Türkiye’nin sonraki on yıllarda Komünist Çin’e karşı düşmanlık politikası güden NATO içindeki üyeliğinin yolunu açtı.

II. Dünya Harbi sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin sömürgeci politikalarının bir gereği olarak cereyan etmiş olan Kore Harbi (1950)’ni bir kenara bırakırsak, Türkiye ve çağımız Çin Halk Cumhuriyeti arasında uzun yıllar savaş hali olmamıştır.

Çağdaş Türkiye Çin İlişkileri

Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti resmi ilişkileri 1971’de kurulmuştur. Çin ve Türkiye 1971’de diplomatik ilişkiler kurdular, ancak Çin ile Türkiye arasındaki ikili ilişki 1990’lara kadar Soğuk Savaş’ın politik gerilimleri nedeniyle ilerleme göstermedi. 1990’lı yıllarda “Türkiye Çin İlişkileri”ni canlandıran temel faktör silah satışlarıydı.  ABD ve Avrupa ülkeleri, Kürt meselesi yüzünden Türkiye’ye silah satışı sınırladı. Bunun yerine, Çin güvenilir bir silah tedarikçisi oldu. Türkiyenin topçu ve balistik füze teknolojisini geliştirmesine yardımcı oldu. Soğuk Savaş’tan 20 yıl sonra, 2010’larda Çin-Türkiye ikili ticareti, Çin’in hızlı ekonomik gelişimi ve yüksek hızlı Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) büyümesiyle birlikte önemli oranda artış gösterdi.

Bununla birlikte, hızla büyüyen Türkiye Çin ticareti, hayal kırıklığı olmaksızın ikili ilişkilerin geliştiği anlamına gelmemektedir. Çin ile Türkiye arasındaki siyasi güven sınırlıdır. Türk perspektifinden NATO üyeliği, Türk dış ve güvenlik politikasında önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye, Çin ile daha derin politik veya askeri ilişkiler geliştirmeden önce Batılı müttefiklerinden gelen tutumları dikkate almak durumundadır. Örneğin, 2013 Kasım ayında, Çin Hassas Makine İthalat-İhracat İşbirliği adındaki firma (The China Precision Machinery Import-Export Cooperation (CPMIEC)), Türk Savunma Bakanlığı’nın füze savunma savunma sistemi ihalesini kazandı. Türkler, en ucuz olduğu ve en erken teslim tarihini vaat ettiği için Çin teklifini seçtiler.  Çin şirketi teknolojik işbirliğini garanti etmişti. Çin, bir NATO üyesi bir Çinli şirketten gelişmiş bir silah sistemi satın almak istediği için çok heyecanlıydı. Ancak, Batılı devletlerin protestolarından sonra, Türkiye nihayetinde teklifin tamamen iptal edildiğini Kasım 2015’te ilan etmek zorunda kaldı.

Şincan Uygur Türkleri

Türkiye Çin İlişkileri ve Sincan Uygur Türkleri Etkisi

Türkiye Çin İlişkileri ve Sincan-Uygur Türkleri

Bu arada Çin, Türkiye’nin “Sincan-Uygur Türkleri meselesindeki” rolünden şüphelenmektedir. Türkiye’deki birçok kişi Çin’in Sincan Eyaletindeki Uygur azınlık grubuna sempati duymaktadır.  Bunun en büyük nedeni olarak Uygurların Müslüman ve Türk kökenli olmaları gösterilmektedir. Türkiye, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki politikasını eleştirmektedir. Temmuz 2009’da 189 kişi (çoğu Han etnik grubundan) Sincan’da öldürülürken, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olayı “bir tür soykırım” olarak nitelendirdi. Erdoğan’ın sözleri Çin’in içişlerine müdahale olarak görüldü. Çin, Türkiye’nin yaptığı eleştirileri hiç bir zaman ciddiye almadı, kabul etmedi.

Radio Free Asia’nın haberine “Teröre Karşı Savaş” parolası altında Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Türklere karşı insanlık dışı saldırılarda bulunan Pekin hükümeti, Eylül 2017’de Uygur Türklerinin evlerinde Kur’an-ı Kerim, dini içerikli kitaplar ve seccade bulundurmasını yasakladı. Ek olarak, Türkler, 2016 sonlarından beri merkezi hükümetin düzenlediği “günah çıkarma toplantılarına” katılmaya zorlanmaktadır. Habere göre son bir yılda 400’den fazla Kur’an-ı Kerim ve 250’den fazla seccade hükümet güçlerine teslim edilmiş, 600’den fazla Uygur Türkü söz konusu toplantılara iştirak etmiştir.

Çin hükumeti, Sincan Özerk Bölgesi’nden kaçma olanağı bulan ve Türkiye’de bulunan “Uygur Türkleri”nden hoşnut olmadığını her ortamda dile getirmektedir. Türkiye Çin’in bu iddialarını kabul etmemektedir.

Türkiye Çin İlişkileri: 2010 sonrası gelişmeler

2009 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Çin’i ziyaret etmiştir. 2010 yılında ise Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao’nun Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen’in ülkemizi ziyareti sırasında “Stratejik İşbirliği İlişkisi Kurulmasına ve Geliştirilmesine İlişkin Ortak Bildirge” imzalanmıştır. Bildirgenin yayımlanmasıyla Türkiye-Çin ikili ilişkileri yeni bir safhaya ulaşmıştır.

2000 yılında  ancak 1 milyar ABD Doları olan Türkiye-Çin ticaret hacmi, günümüzde 20 milyar ABD Doları’nı aşmıştır.

Son 10 yılda Çin Halk Cumhuriyeti ülkemizin ABD ve Almanya’dan sonra üçüncü büyük ticari ortağı haline gelmiştir.

Türkiye Çin’e daha çok ham madde ve kimyasallar satmaktadır. Çin’den ise %76 oranında yatırım malları ve ara malları, %24 oranında tüketim malları ithal etmektedir.

Dünya ekonomik pazarında yer edinmeye çalışan, ekonomik açıdan son on yılda giderek büyüyen Türkiye ve Çin, ikili ekonomik ilişkilerini katlanarak geliştirdiler. Sadece ithalat ve ihracat ile yetinmediler. Yatırım alanında işbirliğine gittiler. Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye’nin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük illerinin yanında; Çin, Niğde ve Bor bölgesinde de önemli alt yapı yatırımları yapmaya başladı. Ayrıca başta Afrika Kıta’sı olmak üzere, üçüncü ülkelerde şirketlerimiz ortak projeler gerçekleştirmeye başladılar.

Türk-Amerikan ekonomik ilişkilerinde Türkiye daima pazar konumunda kalmış, ABD Türkiye’ye pasta satarken, pastanın nasıl yapılacağını öğretmekten hep kaçınmıştır. Türk-Çin ilişkilerinde ise eğitim, inşaat, tekstil, taşımacılık ve silah sanayi gibi birçok alanda karşılıklı işbirliği ve bilgi alış verişi (know-how)  dikkat çekmektedir.

Çin ile kurulan siyasi ve ekonomik ilişkilerimiz, köklü ve zengin Türkiye ve Çin tarihine uygun olarak kültürel ilişkilerimizin de gelişmesine yol açmıştır. 2011 yılında Türkiye ve Çin diplomatik ilişkilerinin kuruluşunun 40. yıldönümü kutlanmıştır. 2012 yılı “Türkiye’de Çin Yılı”, 2013 yılı ise “Çin’de Türkiye Yılı” olarak kutlanmıştır.

Ayrı siyasi kutuplar

Çin ve Türkiye, siyasi olarak ayrı kutuplarda olan iki ülkedir. Çünkü, Türkiye kapitalist sistemin liderliğini yapan ABD’nin en yakın müttefikidir. 1952’den beri NATO üyesidir. Çin ise, Rusya ile birlikte ABD’nin II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden beri kendisine düşman seçtiği komünist sistemin en önemli ülkelerinden biridir.

Çin, 11 Kasım 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye oldu. 2005’den itibaren Çin üzerindeki bütün ekonomik kısıtlamalar sona erdi. Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmanın verdiği avantajla, çeşitli coğrafyalarda kendisine pazar aramaya başladı. Son on yılda, Türkiye de aynen Çin gibi, pazar çeşitliliğini artırmanın gayreti içine girdi.

Türkiye Çin İlişkileri ve riskler

Çin ve Türkiye arasında gelişen ekonomik ilişkiler, bir takım risk ve fırsatları da beraberinde getirdi. Risklerden en önemlisi, Türkiye-Çin arasındaki dış ticaret açığının, sürekli olarak Çin lehine artmasıydı. İkincisi ise, istihdam sorunuydu. Ucuz Çin malları Türkiye’yi istila etmeye başlayınca, başta tekstil olmak üzere, Türkiye’nin önemli ihracat kalemlerini oluşturan sektörlerde, bir çok işçi işinden oldu.

Öten yandan Sincan Uygur Özerk yönetimine uygulanan baskılar Türkiye’yi rahatsız etmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti, Uygur Türkleri’ne “terörist” muamelesi yapmaktadır. Türkiye’nin evlerinde Kur’an-ı Kerim ve seccade bulundurması yasaklanmış olan Uygur Türkleri’ne yapılan baskıyı uygun platformlarda dile getirmesinde yarar vardır. Her türlü engele rağmen; gelişen Türkiye Çin ilişkileri, tali sorunların çözümüne katkı sunabilecektir.

By | 2017-10-08T19:28:34+00:00 Ekim 8th, 2017|Asya|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: