Etiket arşivi: Örgütsel Davranış

Örgütsel davranış: Bilgi çağında örgütsel davranış ve çalışanlar

İçinde bulunduğumuz bilgi çağında örgütsel davranış ve örgüt içindeki çalışanların rolü, örgüte katkıları tartışılmaktadır. 

Günümüz bilgi toplumunda bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler bir yandan küreselleşme olgusuyla dünyanın küçülmesine yol açarken, diğer taraftan da bilginin işletmeler açısından makinelerden ziyade temel güç ve ana sermaye olmasını sağlamıştır.

Örgütsel davranış ve küreselleşme

Küreselleşme, yeni pazarlar, yeni ürünler, yeni düşünce tarzları, yeni etkinlikler, yeni iş yapış biçimlerini gerekli kılmaktadır. Artık, işletmeler açısından küresel çeviklik, verimlilik ve rekabet edebilme kabiliyeti gerekmektedir.

Küresel düşünüp yerel davranabilme işletmeler için en önemli noktalardan biri haline gelmiştir.

Örgütsel davranış ve rekabet ortamı

Rekabetin küreselleşmesi, yeniliğin ve yaratıcılığın anılan rekabet ortamında kritik öğe olması, işletmeleri yeni değerleri yaratmaya, transfer etmeye, mevcutlardan yeni boyutlar çıkarmaya zorlamaktadır. Bu zorunluluklar, işletmelerin mevcut yapılarının, yönetim yaklaşımlarının, sistemlerinin ve örgüt iklimlerinin baştan aşağıya başkalaşmasına da yol açmıştır.

Örgütsel davranışın rolü

İşletmeler bu değişim dalgalarında ayakta kalabilmek için, kendilerini yenileyip, dinamik bir yapı içerisine girmelidirler. İşte bu noktada örgütsel davranışın rolü ön plana çıkmaktadır.

Peter DRUCKER diyor ki:

“Bir kaç yüzyıl içinde zamanımızın tarihi uzun vadeli bir perspektiften yazıldığında büyük olasılıkla tarihçilerin göreceği en önemli olay teknoloji, internet ya da e-ticaret olmayacaktır. Bu, insanların içinde bulunduğu koşullardaki emsalsiz değişikliktir. İlk kez bu kadar çok insanın -ki bu sayı hızla büyüyor- önünde bir çok seçeneği var. İlk kez, bu insanlar kendi kendilerini yönetmek zorunda kalacaklar. Ve toplum buna tamamen hazırlıksız durumda.” 

Bilgi çağında örgütsel davranış ve işletmeler

Adam Smith ekonomik toplumda üretmenin potansiyel rolünü gördükten iki yüzyıl sonra, dünyamız milletlerin yeni refahının , “bilginin yaratılması, değiştirilmesi ve yüceltilmesine bağlı olduğu” yeni bir döneme girmiştir [IFAC, 1998].

Uygarlığın yeni bir yapılanma sürecine girdiği bu dönemi başlatan dönüşüm, bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin geliştirilip bütünleştirilmesi ve küreselleşme olgusudur. Bilgi çağı, sanayi sonrası toplum, enformasyon toplumu gibi kavramlar yeni bin yılı tanımlamaya çalışan kavramlar olarak türetilmiş olup; ekonomik, sosyal, siyasal vb. her alanda hüküm süren bu dönüşümden de en çok etkilenen kesimin ise işletmeler olduğu göze çarpmaktadır[Çapraz, 2005].

Bilgi toplumu nedir?

Bilgi toplumu veya bilgi çağını, bilgi üretimi ve iletiminin yaygınlaştığı, bilginin temel sermaye, ana güç olduğu ve bilgi işi ile uğraşanların çoğunlukta olduğu, öğrenmenin hayatın bir parçası haline geldiği bir toplumsal yaşam biçimi olarak tanımlayabiliriz[Fındıkçı, 1996].

Bu toplumsal yapıda temel kaynak bilgi iken bu yapının gelişmesini sağlayacak olan bilişim teknolojileri kullanımıdır.

Yeni pazarların yaratılıp genişletilmesi, küreselleşme nedeniyle rakip sayısındaki artış, iletişim ve bilişim teknolojilerindeki yenilikler, işletme yönetimindeki çağdaş yaklaşımlar vb. bilgi toplumunda rekabet anlayışının da değişmesine yol açmıştır.

Bilgi, üretimden daha önemli mi?

Bilgi toplumunun gerektirdiği rekabet koşullarında işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesinin ön koşulu bilgiye sahip olmak ve işletme faaliyetlerinde kullanmaktır. ‘Örgütsel davranış’ın sorgulandığı günümüzde bilgi, işletmeler açısından geleneksel üretim faktörlerinden daha önemli stratejik bir kaynak haline gelmiştir[Tekin ve Diğerleri, 2003].

İşletmelerin stratejik kaynağı konumundaki bilgi, hem işletme içerisindeki öğrenme anlayışına yeni bir boyut kazandırmış hem de örgütsel karar ve ‘örgütsel davranış’lara yön verir bir hale gelmiştir. Bilgi toplumunun içinde bulunduğu ekonomik koşullar günümüzde bilgi ekonomisi adıyla anılmaktadır.

Bilgi ve iletişim tabanlı bilgi ekonomisi şu karakteristik özelliklere sahiptir:

  1. Sürekli hızlanan teknolojik gelişmeler.
  2. Artan bilişim ve bilgi yoğun faaliyetler.
  3. Kısalan pazara girme ve ürün/hizmet hayat dönüşüm süreleri
  4. Pazarların küreselleşmesi

Bilgi ekonomisi ve örgütsel davranış

Bilgi ekonomisine geçiş beraberinde işletmelerin örgüt yapılarının, örgütsel davranış şekillerinin, üretim faktörlerinin, yönetim ve muhasebe anlayışlarının da değişime, rekabete ayak uydurmasını gerektirmiştir.

Örgüt nedir?

En temel düzeyde örgüt bir amacı olan bir ilişkiden başka bir şey değildir.

Bu amaç bir ya da daha fazla insanın veya pay sahibinin ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.

En basit kurum, basit bir iş ortaklığı ya da bir evlilikte olduğu gibi , bir amacı paylaşan iki insan olacaktır. Hemen hemen bütün insanlar bir tür örgütün üyesidirler.

Örgütsel davranış, insanla doğrudan ilişkilidir. 

Dünyadaki işlerin büyük çoğunluğu örgütlerde ya da örgütler aracılığıyla yapılır. Bu noktada örgütsel davranışın etkinliği söz konusudur.

Aileler de dahil olmak üzere kurumlar içindeki en zorlu sınav onları kurup her bireyin içsel değerini ve büyük insan olma potansiyelini hissetmesini ve benzersin yetenek ve tutkularını kurumun amacı ve en büyük önceliklerine ulaşmasına ilke temelli olarak katkıda bulunmasını sağlayacak şekilde işletmektir.

Kısacası bir örgüt birbirleriyle ilişkileri ve ortak amaçları olan bireylerden oluşur. Bu nedenle, örgütsel davranış, temelde insan davranışıyla ilişkilidir.

Dolayısıyla bu örgütsel uygulamanın her birimiz için nasıl değerli, nasıl geçerli olduğunu görebiliriz.

‘Küresel rekabet ve gelecek yönetimi’

Gelecek artık geldiği gibi kabul edilen ve yaşanması gereken bir süreç olmaktan çıkmış, yaratılan, şekillendirilen ve yönetilen bir değişken niteliği kazanmıştır.

Gelecek yönetimi nedir?

Gelecek yönetimi, değişimi fırsatlar yaratan bir süreç olarak gören ve bu fırsatları yenilik eksenli olarak oluşturup rakiplerine fark oluşturan yönetimdir.

Küresel rekabet ortamının giderek şiddetleneceği açık olan kürede güncel bütün rekabet enstrümanlarının temelinde farklılık yaratmak, farklı olmak kavramı yer almaktadır.

Rekabetin yeni belirleyicileri

Artık rekabetin yeni belirleyicileri hız, esneklik, kalite ve hizmet üstünlüğü olarak karşımıza çıkmaktadır. Miktar ve fiyat olarak istediğini elde eden pazarlar artık artan küresel rekabet ve ekonomik gelişmelere paralel olarak farklılaştırılmış ürünleri ve bunlara en kısa sürede sahip olmayı talep etmeye başlamışlardır.

Piyasadaki dinamizmi yakalamanın yolu işletmeler açısından dışarıda yaşanan bu gelişmeleri örgüt içine taşıyabilme, farklılığı yaratabilme ve imkansızı başarabilme konumuna ulaşmaktan geçmektedir.

İşletmelerin önemli bir kısmı modern yönetim ve üretim tekniklerini kullanmakta, birbirlerinin dağıtım kanallarından faydalanmakta, aynı ya da benzer pazarlama, üretim, satış ve yönetim stratejilerini geliştirmekte, fiyat rekabetinden maliyet rekabetine kadar her alanda birbirlerine yakın uygulama, kavram, anlayış ve politika üretimi üzerinde çalışmaktadırlar. Ancak, teknolojik anlamda gelinen nokta bütün örgütler ve örgütsel davranış şekilleri açısından sektörel bazda farklılık arz etse de genelde örgütlerin en son teknolojiyi örgütleri açısından kullanılabilir kılmalarıdır.

O zaman farklılığı yaratan şey nedir?

Örgütsel davranış arası farklılığını yaratan nedir?

Örgütleri birbirinden farklı kılan ve onları rekabet üstü kılacak olan hususları üreten, inşa eden ve kullanan örgütlerin insan sermayesi ve onun yaratıcılığının sinerjik etkisidir.

Kapitalist ötesi toplum düzeninde, işletmelerin insan kaynaklarına daha çok sorumluluk yüklemeleri gerekmektedir.

İnsan bilgiden pozitif sinerji yaratabilen en değerli ve tek kaynak olarak değerlendirilmektedir.

İnsan kaynağı örgütlerde kendisinden istenenden daha fazlasını yapabilme ve sorumlu olduğu işi birimi, departmanı geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Nitekim Japonya’nın mucizevi kalkınma modelinin altında yatan unsurlardan en önemlilerinden birisi de budur.

Entellektüel sermaye nedir?

Entellektüel sermaye ne bir tomar diploma ne patentler ve telif haklarını içeren fikri mülkiyettir. Entelektüel sermaye işletmeleri rekabet üstü kılacak şirketteki bireyin inşa ettiği ve bildiği şeylerin toplamıdır. Bu yüzden yönetimler çalışanlarından uysallık ve kurallara bağlılık beklemek yerine beyinlerinin ve zekalarının daha etkin yönetilebilmesine değer vermek durumundadırlar.

Küresel pazarlarda entelektüel sermayenin ana kaynağına kayıtsız kalmak demek, yaşayan şirketlere kısa ömürler biçmek demektir.

Sonuç:

Sadece örgütlerde ortaklaşa bireysel davranış vardır. Bütün örgütler en iyileri bile sorunlarla doludur. İşin ilginç yanı sorunların çoğu neredeyse aynıdır.

Pek çok sorun,özünde ortak köklere sahip elbette farklı kurumlar arasında yönetim farklılıkları vardır.

Her şeyden önce misyonlar stratejiyi, stratejide yapıyı belirler.

Kendi kişisel zorluklarınızı ve sorunlarınızı çözmek için çalışın. Mücadele edin. Kendi etkinizi -aileniz, ekibiniz, departmanınız, bölümünüz dahil- katarak, bütün kurumun etkisini nasıl büyük ölçüde arttırabileceğinizi keşfetmeye çalışın. Beyninizi daha şimdide karmaşık örgütsel sorunları çözmeye hazırlayın.

Kurumlarda karşılaştığımız sorunların doğası ve köküne dair bir anlayış kazanmak zorundayız. Bu gerçek bir çaba gerektirir. Bu yeni dünyanın yeni mücadelelerin üstesinden gelmenizi sağlayacak olan bilgi, tutum, ve becerinin insanın potansiyelini ortaya çıkararak başlayabiliriz.

Kaynaklar:

  • AKIN, H.B, (2001); Yeni Ekonomi, Çizgi Kitabevi, Konya.
  • AMABILE T, (2000). “Yaratıcılık Nasıl Yok Edilir”, Çığır Açıcı Düşünme, Harvard Business Review, MESS Yayınları, İstanbul.
  • BARNET R, CAVANAGH, J. (1996); Küresel Düşler İmparator Şirketler ve Yeni Dünya Düzeni, Sabah Kitapları, İstanbul, s.264
  • BARUTCUGİL, İ. (2002), Bilgi Yönetimi, Kariyer Yayını, İstanbul
  • BATHER L,,(1998) “Intellectual Capital”, The Management Accounting Magazine, Vol;72, Number 1, Feb
  • BAYRAKTAROĞLU, S. (2002),Serkan, İnsan Kaynakları Yönetimi, Beta Yayınları, İstanbul.
  • BOZKURT V.(2001), “Enformasyon Toplumu ve Eğitim”, Bilgi ve Toplum, TÜDAV, S:3.

Yazan: Suat YILDIRIM