Ses ve görüntü kayıtları mahkemede delil olabilir mi?

//Ses ve görüntü kayıtları mahkemede delil olabilir mi?

Ses ve görüntü kayıtları mahkemede delil olabilir mi?

Ses ve görüntü kayıtları mahkemede delil olabilir mi?

Son yıllarda görüntü ya da ses kayıtlarını içeren kasetlerin delil olup olmaması konusu sıkça tartışmalara neden olmaktadır.

Prof. Dr. Nurullah KUNTER’e göre ses ve görüntü kayıtları “belge delili” niteliğindedir(1).

Ses ve görüntü kayıtları olayı, çok kere, dolaylı olarak temsil ederler.

Av. M. İhsan DARENDE “Eylem anını kayda alan kasetlerde olduğu üzere, doğrudan temsil etme imkânı bulunduğu gibi, dolaylı temsil niteliği taşıyanlar dahi, değerli bir kanıt oluşturabilmektedir.” demektedir.

Av. M. İhsan DARENDE görüntü ve ses kayıtlarını içeren kasetlerin, hukuka uygun delil olup olmadığı incelenirken;

  • Kaydın gizlice yapılıp yapılmadığı,
  • Görüntü ve ses kaydının yetkilendirilmiş kamu görevlilerince temin edilip edilmediği,
  • Ses ve görüntü kaydının yapıldığı mekanın/ortamın kamusal alan olup olmadığı,
  • Ses ve görüntüsü kaydedilen faaliyetin kamuya açık olup olmadığı dikkate alınması gerektiğine vurgu yapmaktadır.

Ses ve görüntü kayıtları kim tarafından yapılmıştır?

Ses ve görüntü kayıtları yapılırken, kayıt yapan özel kişi ve muhatap kayıttan habersiz ise bu ses ve görüntü kaydında en önemli konu, kaydı gerçekleştiren kişinin, kendisinin kaydedilen faaliyetin içinde olup olmadığıdır. Av. M. İhsan DARENDE’ye göre;

Eğer özel kişi, kendisinin de içinde bulunduğu bir ânı ve faaliyeti kayda alıyorsa, yani ses ve görüntü kayıtları yapıyorsa, muhatap kayıttan habersiz olsa dahi, bu delilin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün değildir.

Örnek-1:

Özel kişi, muhatabıyla yüz yüze ya da telefonla konuşmaktadır. Özel kişi muhatabından habersiz olarak yüz yüze ya da telefonla yapılan görüşmeyi “muhatabının haberi olmadan” gizlice kaydetmektedir. Bu şekilde elde edilen ses ve görüntü kayıtları hukuki delil niteliğinde midir?

Ses ve görüntü kayıtları eylemi, başka şahısların özel alanlarındaki her hangi bir faaliyete ya da yine üçüncü şahısların, kamusal alanda olsa dahi, özel (ve gizli) nitelik taşıyan faaliyetlerine ilişkinse, bizatihi bu Ses ve görüntü kayıtları eylemi hukuka aykırıdır(2). Çünkü özel hayatın ve iletişimin gizliliği, sadece kamu görevlilerine karşı değil, herkese karşı korunmuştur.

Hem evrensel hukuk kuralları hem de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bireyin özel hayatı ve iletişim hakkı, mutlak bir koruma altına alınmıştır. Bu haklar şu hallerde hakim kararıyla askıya alınabilir:

  • Kuvvetli bir suç şüphesinin varlığı halinde,
  • Suçla bozulan toplumsal barış ve huzurun yeniden tesisi amacıyla,
  • Başka yoldan delil elde imkanı da yoksa.

Kaydı yapan, o faaliyetin içinde yer almaktaysa

Buna karşılık, yukarıdaki örneğimizde olduğu üzere kayıt yapan, o faaliyetin içinde yer almaktaysa, yaptığı kayıt, kendi faaliyet alanını da içine almaktadır.

Yani kendi bulunduğu mekanı, gizli de olsa kameraya kaydeden, kendi yaptığı telefon görüşmesini kayda alan şahıs, üçüncü şahsın özel alanına gizlice girmiş değildir. Üçüncü şahsın faaliyeti, kaydı yapana karşı gizli değildir.

Kaydın muhatabı, kaydedilen faaliyet sırasında, kaydı bilmese dahi, bu faaliyeti, kayıt yapan özel şahsa açık tutmuşsa, bu kayıt hukuken geçerli bir delildir. Çünkü bu durumda, kayıt yapan, herhangi bir şahsın özel alanına gizlice girerek hukuka aykırı bir fiilde bulunmuş değildir.

Aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi

TCK Madde 133:

(1) Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

  • Av. M. İhsan Darende’ye göre, bu hükmün amacı, kişinin özel hayatının, üçüncü şahıslara açıklanmasına engel olmaktır. Bu amaca ulaşmak için, sesin kaydı dahi suç olarak düzenlenmiştir.

(3) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Öte yandan TCK Md.139’a göre “Kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.”

Av. M. İhsan Darende’ye göre bu suçun şikayete bağlı olması, kamu yararının, bireyin, özel söyleşilerinin ifşa edilmeyeceğine duyduğu güvenin korunmasından ibaret olduğunu göstermektedir.

Şikayete bağlı tutulan bir suçun koruduğu hukuksal alandan çok daha değerli olan, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacı zaafa uğrayacaktır. Çünkü söyleşi yapan birey, yanında bulunan kişilerin tanıklığını engelleme imkanına sahip değildir. Tanıklığın engellenemediği yerde, açıkça suç olarak düzenlenmeyen bir kaydın geçersiz delil olduğundan da söz edilemez.

Ses ve görüntü kaydının kamu adına bir kamu görevlisince yapılması hali

Av. M. İhsan Darende’ye göre bu durumdaki kaset, hukuka aykırı bir delildir. Ancak burada ihlal edilen hukuk kuralı, özel hayatın gizliliğiyle ilgili bulunan değil, sanıklık haklarının hatırlatılmasına ilişkin olandır.

Kamu adına suç isnadında bulunan bir kamu ajanının, bu isnatla ilgili delilleri toplarken, sanık haklarına riayet etmesi zorunludur. Bu haklara riayet etmeksizin toplanmış deliller açıkça hukuka aykırıdır ve hiç bir şekilde değerlendirmeye alınamaz. O halde,

Kamu görevlisi, muhatabın bilgisine dayanarak bir kayıt elde etmiş olsa bile, bu kayıttan önce, sanık haklarını hatırlatmamış ise, kaydın delil olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Kişi, ihtilafa düştüğü kişinin gizlice video kaydını yapabilir mi?

Örnek-2:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E: 2007/17220 K: 2008/13614

Bir boşanma davası ile ilgili olayda; bir koca boşanmak istediği hanımı ile ilgili ses kayıtları hazırlamıştır ve mahkemeye delil olarak sunmuştur. Davacı kadın,  ses kayıtlarının, davalı koca tarafından “özel hayatının gizliliği” ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiğini ileri sürerek, bu nedenle delil olarak kullanılamayacağını beyan etmiştir.

Mahkemece de; “davacı eşin delil olarak sunduğu ses kaydının davalının bilgisi dışında özel hayatın gizliliği ihlal edilerek hukuk dışı yollardan elde edildiği, bu nedenle itibar edilemeyeceği” kabul edilerek, “davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunduğunu gösteren başkaca bir delil de getirilmediği” gerekçesiyle kocanın açtığı boşanma davasının reddine karar verilmiştir.

  • Sunulan delil, eşlerin birlikte yaşadıkları konutta, davalının bilgisi dışında koca tarafından hazırlanan bir sistemle elde edilmiştir.
  • Yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, CD’deki ses kayıtlarının, orijinal olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti ve kopyalama bulunmadığı tespit edilmiştir.
  • Davalı-davacı, kayıt altına alınan konuşmaların kendisine ait olmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemekte, bu delilin özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek karşı çıkmaktadır.

Bir delilin elde edilişi, kişilerin Anayasa ile tanınmış haklarının ihlali suretiyle gerçekleşmiş ise, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekeceğinde duraksama bulunmamaktadır.

Delilin elde edilişinde hukuka uygunluk nedenleri varsa

Delilin elde edilişinde hukuka uygunluk nedenleri varsa, o zaman kanuna aykırılık ortadan kalkar.

Kuşkusuz Anayasa’ya göre; herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Anayasa m. 20/1) Ancak, evlilik birliğinde eşlerin, evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları da yasal bir zorunluluktur. (TMK m. 185/3) Eşlerden birinin, bu alana ilişkin özel yaşamı, evlilikle bir araya geldiği ve birlikte yaşadığı hayat arkadaşı olan diğer eşi de en az kendisininki kadar yakından ilgilendirir.

O nedenle, evlilikte; evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşam alanıdır.

Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil, bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir.

Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konuta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz.

Aksine, aile birliğine ilişkin ortak yaşanılan mekana davalının, meşru olmayan bir amaç için arkadaşlarını kabul etmesinde, aile hayatının gizliliğini ihlal söz konusudur. Bu bakımdan sözü edilen delilin elde edilişinde hukuka aykırılık bulunduğundan söz edilemez.

O halde yapılan soruşturma ve toplanan delillerle; davalı-davacının; meşru olmayan bir amaç için karşı cins de dahil olmak üzere arkadaşlarını müşterek konuta aldığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerçekleşmiştir.

Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Gerçekleşen olaylar karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu koşullar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı koca tarafından açılan boşanma davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.

Dikkat:

Davacı-davalı kocanın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarda açıklanan sebeple bozulmasına, bozma sebebine göre hükmün diğer yönlerinin incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 550,00 YTL vekalet ücretinin N.’den alınıp A. İ.’ye verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Sonuç:

  • Eğer ses ve görüntü kaydı, o faaliyetin içinde bulunma hakkına sahip olmayan bir şahıs tarafından elde edilmişse, yani bireylerin özel alanları içerisine, habersizce girilmişse, kaydı yapan kim olursa olsun delil niteliği yoktur. Çünkü özel hayatın gizliliği ihlal edilmiştir.
  • Buna karşılık, kaydı yapan, bu faaliyetin içinde yer alıyorsa, yani, faaliyet, kaydı yapan için gizli değilse, kaydı gerçekleştiren şahsın kamu ajanı olup olmamasına göre farklı sonuç doğacaktır.
    • Eğer kayıt yapan kamu ajanı ise sanık hakları ihlal edildiği için delil hukuka aykırıdır.
    • Buna karşılık kaydı yapan özel şahıs ise sanık haklarının ihlalinden söz edilemeyeceğinden, kural olarak delil geçerlidir.
    • Kamu ajanları, böyle bir kaydı, şüphelinin bilgisi dâhilinde yapmış olsa dahi, eğer sanık hakları (susma hakkı, müdafi isteme hakkı, bu hakların hatırlatılması hakkı vs) ihlal edilmiş ise kayıt yine de geçerli bir delil değildir.
  • Evlilikte; evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşam alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil, bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir.
  1. Prof. Dr. Nurullah KUNTER, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku 8. Baskı Sayfa: 604
    2. İsmail MALKOÇ-Mahmut GÜLER, Uygulamada Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Cilt: 1 Sayfa: 751

Kaynak:

¹ Türk Hukuk Sitesi

Hazırlayan: Ahmet Akın

 

By | 2017-05-16T10:00:22+00:00 Mayıs 16th, 2017|Asya|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: