Savaşta cesaretin önemi: Savaşta cesaret, kararlı olmak ve özgüven

//Savaşta cesaretin önemi: Savaşta cesaret, kararlı olmak ve özgüven

Savaşta cesaretin önemi: Savaşta cesaret, kararlı olmak ve özgüven

Tarih boyunca yaşanan büyük savaşlar, savaşta cesaretin önemi konusunda derslerle doludur.

Cesaret olmadan zafer olmaz.

Cesaret olmadan kahramanlık da olmaz.

Savaşta cesaretin önemi ve soğukkanlı olmak

Olayların çalkantısında soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Savaşı kaybettim diye hemen paniklemeyin.

Çarpışmaların ateşinde kişi akli dengesini kaybetmeye eğilimlidir. Beklenmedik engeller, kuşkular ve müttefiklerinizden gelen eleştiriler gibi birçok şey aynı anda karşınıza çıkabilir. Korku, depresyon ya da hayal kırıklığı gibi duygularla karşılık verme tehlikesi vardır. Koşullar ne olursa olsun soğukkanlılığınızı, zihinsel güçlerinizi korumanız çok önemlidir. Duygusallığın çekimine bilinçli olarak karşı koymalı, nasıl bir darbe alırsanız alın, kararlı, öz güvenli ve saldırgan davranmalısınız. Her an her yerde düşman olabilme ihtimalini unutmayın. Kendinizi savaş meydanının kaosundan uzak tutmayı öğrenin. Bırakın başkaları paniğe kapılsın; soğukkanlılığınız sizi onların etkisinden uzak tutacak ve yolunuzdan sapmanızı engelleyecektir.

Parmak ısırma oyunu

İşaret parmağınızı arkadaşınızın ağzına sokun. O da işaret parmağını sizin ağzınıza soksun. Karşılıklı olarak yavaş yavaş birbirinizin parmağını ısırın. Bir süre sonra ikinizden birinin canı çok yanacak ve pes edecektir.

Savaş da parmak ısırma oyunu gibidir. Kim daha dirençli ise, kim daha soğukkanlı ve kararlı ise zafer onundur.

(Ahmet AKIN)

Kopenhag savaşı’na doğru

Koramiral Lord Horatio Nelson (1758-1805) her şeyi yaşamıştı. Sağ gözünü Calvi Kuşatması’nda, sağ kolunu Tenerife Çarpışması’nda yitirmişti. 1797’de İspanyolları Cape St. Vincent Savaşı’nda yenmiş, ertesi yıl donanmasını Nil Çarpışması’nda yenerek Napolyon’un Mısır seferini bozguna uğratmıştı.

Carl von Clausewitz diyor ki:

“Soğukkanlı olmanın savaşta çok önemli bir rolü vardır, çünkü savaş beklenmeyenlerin dünyasıdır, soğukkanlılık beklenmeyenlerle başa çıkma kapasitesinin yükseltilmesinden başka bir şey değildir. Zeki bir konuşmada soğukkanlılığa hayran olduğumuz gibi tehlike karşısında hızlı düşünmeye de hayranlık duyarız.”

Soğukkanlılık tanımı zekânın yardım sağlama hızı ve doğruluğunu gösterir.

(SAVAŞ ÜZERINE, CARL VON CLAUSEWITZ, 1780-1831)

 

Carl von Clausewitz “Savaş Üzerine” adlı yapıtında sık sık savaşta cesaretin önemi ve soğukkanlılık konularına vurgu yapar.

Büyük Britanya Danimarka arasında Kopenhag Savaşı (2 Nisan 1801)

Harp tarihinde “savaşta cesaretin önemi” konusunda bir çok muharebe örneği vardır. Kopenhag Deniz Savaşı, savaşta cesaretin önemi üzerine verilebilecek en tarihi örneklerden biridir. Kolu olmayan, bir gözü görmeyen bir amiralin cesareti!

İngiltere’nin en parlak savaş kahramanı Nelson’ın donanmaya komuta etmesi beklenirdi. Nelson bir cesaret abidesiydi. Uluslararası savaş tecrübesi üst düzeydeydi. Britanya topraklarında savaşta cesaretin önemi söz konusu olduğunda herkes Nelson’dan söz ederdi. Ne var ki Britanya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sir Hyde Parker’i savaş filosu komutanı seçip Nelson’ı komutan yardımcılığına getirmişti.

Kopenhag Savaşı nedir?

Kopenhag Savaşı, İkinci Koalisyon Savaşı (1798-1802) sırasında cereyan etmiştir. İkinci Koalisyon Savaşı, Fransız Devrimi (1789)’nden sonra Napolyon liderliğindeki Fransa ile İngiltere liderliğindeki koalisyon kuvvetleri arasında yaşanmıştır.

 

Kopenhag Deniz Savaşı son derece önemliydi; Danimarkalılar Fransa’ya askeri malzeme sevkiyatı yapıyordu. İngiltere defalarca Danimarka’yı ikaz etmiş, söz dinletememişti.

Söz dinlemeyen Danimarkalıları askeri malzemelerin Fransa’ya gönderilmemesi konusundaki İngiliz ambargosuna uymaya zorlamak gerekiyordu. Heyecanlı Nelson her an soğukkanlılığını yitirebilirdi. Üstelik Napolyon’dan nefret ettiğinden, Danimarkalılara karşı fazla ileri giderse, diplomatik bir fiyasko oluşabilirdi.

Sir Hyde parker, daha yaşlı, daha istikrarlı, sakin yaradılışlı, üstlendiği görevi yapıp fazlasına bulaşmayacak bir adamdı.

Parker’ı yakından tanıyan Nelson gururunu içine atıp görevi kabul etti, ama bazı dertlerle karşılaşacağından emindi.

Nelson, savaşta zamanın çok önemli olduğunu biliyordu, donanma ne kadar hızlı ilerlerse, Danimarkalıların savunma hazırlığı yapma fırsatı o kadar azalırdı.

Britanya Donanması gemileri yola çıkmaya hazırdı, ama Sir Hyde Parker’ın sloganı “Her şey düzenli olmalı” biçimindeydi.

Acele etmek yapısında yoktu.

Nelson onun kaygısızlığından nefret ediyor, harekete geçmek için yanıp tutuşuyordu. İstihbarat raporlarını gözden geçirdi. Haritaları inceledi. Danimarkalılarla savaşmak için ayrıntılı bir plan yaptı. Parker’a fırsatı kaçırmaması için zorlayıcı bir mektup yazdı. Parker mektuba aldırış etmedi.

Thomas Hardy diyor ki:

İnsanların canı, açık bir yaradan çok düşüncelerinden akıp gider. (THOMAS HARDY, 1840-1928)

Britanya Donanması Kopenhag yolunda

En sonunda 11 Mart’ta Britanya Donanması yelken açtı. Ne var ki doğruca Kopenhag’a gidecek yerde Sir Hyde Parker limanın kuzeyinde demir attı ve subaylarını toplantıya çağırdı.

İstihbarat raporlarının Danimarkalıların Kopenhag için ayrıntılı savunma hazırlıkları yaptıklarını bildirdiğini açıkladı.

Limanda demirli gemiler vardı, kuzeyinde ve güneyinde kaleler bulunuyordu, hareketli toplar Britanya gemilerini yok edebilirdi.

Korkunç kayıplar vermeden bu topçularla nasıl başa çıkılacaktı?

Ayrıca Kopenhag çevresini iyi bilen kaptanlar suların tehlikeli olduğunu, bazı sığlıkların bulunduğunu ve oynak rüzgarların estiğini bildirmişlerdi.

Topçu bombardımanı altında bu tehlikeli sularda manevra yapmak sinir bozucu olacaktı. Bunca tehlikeyi göze almaktansa, belki de Danimarkalıların limandan çıkmalarını bekleyip açık denizde çarpışmak daha iyi olurdu.

Koramiral Nelson sükunetini yitiriyor

Nelson kendine hakim olabilmek için epey mücadele etti. Sonunda sükunetini yitirdi ve kesik kolunun bedeninde kalan parçasını sallayarak odada dolaşıp konuşmaya başladı.

Hiçbir savaşın bekleyerek kazanılmadığını söyledi.

Danimarka savunma hatlarının “savaş konusunda çocukça davrananlar için” korkutucu gibi göründüğünü ekledi, ama haftalar öncesinden kendisi bir strateji tasarlamıştı: Nelson’un stratejisine göre Parker ile yedek kuvvetler kentin kuzey tarafında beklerken, Nelson daha kolay olan güney yönünden saldıracaktı. Nelson, hızlı hareket etme yeteneğiyle Danimarka topçularını ele geçirecekti. Haritaları incelemişti sığlık alanlar tehdit oluşturmuyordu. Rüzgara gelince, saldırı hareketi bu konuda kaygılanmaktan daha önemliydi.

Nelson’ın konuşması Parker’ın subaylarını canlandırdı. Şimdiye dek gördükleri en başarılı komutandı ve öz güveni bulaşıcıydı. Sir Hyde bile etkilendi ve Nelson’un planı kabul edildi.

Koramiral Nelson’un planı ve çarpışmanın başlaması

Ertesi sabah Nelson’ın filosu Kopenhag’a yaklaştı ve çarpışma başladı.

Kısa mesafeden Britanya Donanması’na ateş eden Danimarka topları ağır hasar gördü. Nelson HMS Elephant adlı amiral gemisinin güvertesinde dolaşıyor, sürekli adamlarını teşvik ediyordu.

Heyecan ve coşkudan adeta kendinden geçmişti. Ana direkten seken bir gülle neredeyse ona isabet ediyordu. “Sıcak savaştayız ve belki bugün hepimizin son günü olabilir,” dedi bir albaya, yakındaki patlamayla biraz sarsılarak. “Ama şunu bilin, başka bir yerde olmayı asla istemezdim.”

Sir Hyde Parker savaşı izliyor

Parker kuzeyde konuşlandığı yerden savaşı izliyordu. Nelson’ın planını kabul ettiğine şimdi pişmandı: Savaşın tüm sorumluluğu onun üzerindeydi ve burada alacağı bir yenilgi meslek yaşamını mahvedebilirdi.

Dört saat süren karşılıklı bombardımandan sonra yeterince gördüğüne karar verdi: Filo ağır darbe almış ve hiçbir avantaj kazanamamıştı.

Nelson asla nerede duracağını bilemezdi. Sir Hyde Parker savaştan çekilmenin işareti olan 39 numaralı bayrağın direğe çekilmesine karar verdi. Bayrağı ilk gören gemi işareti kabul edecek ve kendisinden sonrakilere aktaracaktı.

İşaret kabul edildikten sonra geri çekilmekten başka yapacak bir şey kalmıyordu.

Parker’a göre çarpışma bitmişti.

Ama Amiral Nelson emir dinlemeyecekti!

“Kör olmak hakkına sahibim”

Elephant’ın güvertesinde bir yüzbaşı, Nelson’a işaret bayrağından söz etti. Koramiral aldırmadı. Danimarka savunma hatlarını vurmaya devam etti ve epey sonra bir subayını çağırdı. “On altı numara halâ asılı mı?”

On altı numara Nelson’ın kendi çektiği bayraktı ve “Düşmanla daha yakın temasa geçin” anlamına geliyordu.

Subay bayrağın çekili olduğunu bildirdi. “Sakın direkten indirmeyin,” dedi Nelson.

Birkaç dakika sonra Parker’ın çekilme işareti bayrağı rüzgârda dalgalanırken Nelson amiral gemisi komutanına döndü. “Biliyorsun Foley, benim bir tek gözüm var… yani bazen kör olma hakkına sahibim.” Dürbününü kör gözüne dayayıp baktı.

“Böyle bir işaret bayrağı görmüyorum.”

Danimarkalılar teslim oluyor

Parker ile Nelson arasında kalmış olan filo komutanları sonunda Nelson’ın tarafını seçti. Meslek yaşamlarını onunla birlikte tehlikeye atabilirlerdi. Ve kısa bir süre sonra Danimarka savunması çatlak vermeye başladı, limandaki gemilerin bir kısmı teslim oldu, topçu ateşi yavaşladı. Parker’ın geri çekilme bayrağını asmasından bir saat sonra Danimarkalılar teslim oldu.

Ertesi gün Parker formalite gereği kazandığı zaferden dolayı Nelson’ı kutladı. Komutası altındaki subayın itaatsizliğinden söz etmedi. Kendi cesaretsizlik örneği de dahil olmak üzere olayın tümünün sessizce unutulacağını umuyordu.

Military history of Ulysses S. Grant’dan

Yani Grant tek başınaydı; en güvendiği astları planlarını değiştirmesi için yalvarıyordu, aşırı cesaretinden şaşkınlığa uğrayan üstleri işe karışmak için çabalıyorlardı. Tanınmış subaylar ve yüksek mevkilerdeki siviller, daha önce eşi benzeri görülmediği gibi umutsuz gibi görünen savaşı şimdiden lanetliyorlardı. Eğer Grant başarısız olursa, ülke, hükümet ve generallerle uzlaşmaya gitmek zorunda kalacaktı. Grant bunları biliyor, içinde bulunduğu tehlikeyi değerlendiriyor, ama dostlarının yalvarışlarına olduğu kadar hırs ve hatta vatanseverlik kaygılarına karşı bile yıkılmazlık sergiliyordu. Kişiliğine duyduğu güven hiç sarsılmıyor ve adeta onu kesintisiz bir kadercilik duygusuna sürüklüyordu. Tersine çevrilmeyecek bir karar verdikten sonra asla değiştirmiyor ve hatta kuşkuya kapılmıyor, kendisine ve planlarına sadık kalıyordu. Ne var ki, bu kesin ve belirgin inanç kibir ve hevesten olabildiğince uzaktı; yalnızca inandıklarına güç katan bilinç ya da inançtı. Kendine güvenden gelen bu güç de başkalarında ona karşı güven duygusu uyandırıyordu.

(MILITARY HISTORY OF ULYSSES S. GRANT’, ADAM BADEAU, 1868)

Kopenhag Deniz Savaşı’nın analizi

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı kaderini Oramiral Sir Hyde parker’ın ellerine bırakırken klasik bir askeri hata yapıp son derece temkinli ve metodik bir adamdan bir savaş açmasını istemişti.

Oldukça temkinli, uzun uzun düşünen, karar vermekte zorlanan ve kurallara sık sıkıya bağlı komutanlar barış dönemlerinde sakin, hatta güçlü görünürler ama öz denetimleri genellikle zayıflıklarını gizler: Her şeyi uzun uzun düşünmelerinin nedeni bir hata yapıp kendilerini ve meslek yaşamlarını tehlikeye atmamaktır.

Bir savaş sınavından geçmedikçe bu durum ortaya çıkmaz: Bu tip komutanların birdenbire karar veremedikleri görülür. Her yerde sorunlar görürler ve  en ufak bir engelde mağlup olurlar. Geride kalmalarının nedeni sabır değil korkudur. Çoğunlukla kararsızlık içinde geçirdikleri süre sonuçta felaketleri olur.

Savaşta cesaretin önemi ve Nelson

Lord Nelson ise tam ters ilkelerle hareket ediyordu. Sıska bedenli,narin yapılı bir adam olarak fiziksel zayıflığını ateşli bir kararlılıkla telafi ediyordu. Çevresindeki herkesten daha kararlı olmak için kendini zorluyordu. Savaşa girdiği anda saldırgan dürtüleri ortaya çıkıyordu.

Diğer amiraller kayıpları, rüzgarı, düşmanın düzenindeki değişiklikleri kaygıyla izlerken Nelson yaptığı plana odaklanıyordu.

Esasen her türlü muharebede kayıpların olması kaçınılmazdır. Savaşa karara veren komutan, kayıpları da göze almak zorundadır. Kayıpsız savaş olmaz. Herhangi bir savaş öncesinde hiç kimse onun gibi strateji oluşturmuyor ya da düşmanını onun kadar derinlemesine incelemiyordu. Bu bilgi Nelson’ın düşmanın ne zaman yıkılacağını hissetmesine yardımcı oluyordu. Ama bir kez çarpışma başlayınca, Nelson için kararsızlık ve temkinlilik uçup gidiyordu.

Soğukkanlılık ve zihinsel zayıflık

Soğukkanlılık, zihinsel zayıflığın, savaşın ateşinde duygulara kapılıp perspektifimizi yitirmenin bir cins karşı-dengesidir. En büyük zayıflığımız cesaretimizi yitirmek, kendimizden kuşku duymak, gereksiz temkinliliğe kapılmaktır. Daha dikkatli olmaya gereksiniminiz yoktur; dikkatli olmak çatışmaya ve hata yapmaya duyduğumuz korkunun bir maskesidir. Temelinde özgüvenimizi arttırıp kararlılığımızı iki katına çıkarmaya gereksinimimiz vardır. Bu durum bir karşı-denge görevi üstlenecektir.

Karmaşa ve sıkıntılı dakikalarda kararlılık

Karmaşa ve sıkıntı dakikalarında daha kararlı olmak için kendinizi zorlamalısınız. Temkinliliği ve ataleti aşabilmek için saldırgan enerjinizi ortaya çıkarmalısınız. Yapacağınız herhangi bir hatayı daha enerjik bir hareketle düzeltebilirsiniz. Dikkatli davranma alışkanlığınızı hazırlık saatleri için saklayın, ama bir kez çarpışma başlayınca, beyninizdeki kuşkulardan sıyrılın. Her engelde ürkenlere, geri çekilme çağrısı yapanlara aldırış etmeyin. Saldırganlık duygusundan keyif alın. İvme sizi taşıyıp götürecektir.

Savaşta cesaretin önemi konusunda Hiroaki Sato diyor ki:

Yasumasa, Munetada’nın oğluydu. Ailenin diğer fertleri gibi savaşçı değildi ama yine de bir savaşçı kadar güçlüydü. Akıllıydı, elleri çabuk hareket ederdi ve inanılmaz bir gücü vardı. Düşünme ve tasarlama konusunda çok başarılıydı. Hatta imparatorluk sarayı onu bir savaşçı gibi işe alırken hiçbir şekilde tereddüt etmemişti. Sonuç olarak tüm dünya ondan korkar ve çekinirdi. (LEGENDS OF THE SAMURAY, HIROAKI SATO, 1995)

 

Anahtar kelimeler: savaşta cesaretin önemi

Kaynaklar:

¹  33 Stratejide Savaş, Robert Greene, Joost Elffers, Altın Kitaplar (2007)

² Nelson’s Victory at Copenhagen

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

By | 2017-04-20T12:46:42+00:00 Nisan 20th, 2017|Harp ve Strateji|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: