Sakarya Meydan Muharebesi nedir? Harbin icrası ve sonuçları

//Sakarya Meydan Muharebesi nedir? Harbin icrası ve sonuçları

Sakarya Meydan Muharebesi nedir? Harbin icrası ve sonuçları

“1683’de Viyana önlerinde başlayan Türk bozgunu, Haçlı düşüncesini ve gücünü Sakarya’da kırmıştır. Türk ordusunun Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanması, Yunan dış politikalarında da köklü değişikliklere neden olmuştur. Sakarya’dan sonra, Yunanlıların “Ankara’nın alınması” ve “Büyük Bizansın kurulması” gibi düşleri Sakarya’nın bulanık sularına gömülecektir. Hatta, Batı Anadolu’daki isteklerini bile unutmuş görünüp, bu kez yerli RumIarın kuracağı bağımsız bir “İyonya Devleti” görüşüne ağırlık verecekler, Avrupa’da da bu görüşe destek sağlamak isteyeceklerdir.” (Mustafa Kemal ATATÜRK)

Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI VE BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİNİN, GENEL HARP DURUMU VE HARİCİ OLAYLAR HAKKINDA BEYANATI (TBMM; 19 EYLÜL 1921)

BAŞKAN- Söz, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinindir.

BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI VE BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ-(Uzun uzun  alkışlar arasında kürsüye gelerek)

Muhterem arkadaşlarım! Milletimizi yok etmek niyetinde ve girişiminde olan düşmanlarımız, Birinci Dünya Harbi’nde, içinde bulunduğumuz grubun yenilgisinden yararlanarak maksatlarını seri bir şekilde gerçekleştirme girişiminde bulundular. Herkesçe bilinmektedir ki ateşkes zamanında memleket ve milletin hayatını savunmak için, elimizde var olan, bütün vasıtaları almak konusunda girişimde bulunmadıkları hiçbir yol kalmamıştır.

Sakarya Zaferi’nden kısa bir süre sonra, 13 Ekim 1921 günü Sovyetlerin aracılığıyla Ankara Hükümeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması imzalanmıştır. Böylece Türkiye’nin doğu sınırı kesinlikle güvenlik altına alınmıştır.

Sakarya Meydan Muharebesi ve Fransa

Fransa, Sakarya Zaferi’nden sonra bekle-gör tutumunu bırakarak İtilaf devletlerinden kopmuş ve TBMM Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile Fransa tarafından TBMM Hükümeti ve Hatay-İskenderun dışında bugünkü güney sınırımız tanınmıştır. Güney Cephesi güvenlik altına alındığından oradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi’ne kaydırılmıştır.

Batı Anadolu’daki Yunan egemenliğini hiç bir zaman kabullenemeyen İtalyanlar ise, Sakarya Zaferi’nden sonra Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde tutunamayacaklarını anlamışlar ve 1921 yılı sonuna kadar işgal ettikleri yerleri boşaltmışlardır.

Sakarya Zaferi İngiltere’yi de Ankara’yı tanımaya zorlamış ve 23 Ekim 1921 günü “Tutsakların Serbest Bırakılması Antlaşması” yapılmıştır.

İtilaf devletleriyle yapılan bu siyasi anlaşmalar Sevr Antlaşması’nın geçerliliğini yitirmesi sonucunu doğurmuştur.

1683’de Viyana önlerinde başlayan Türk bozgunu, Haçlı düşüncesini ve gücünü Sakarya’da kırmıştır. Türk ordusunun Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanması, Yunan dış politikalarında da köklü değişikliklere neden olmuştur.

Sakarya Meydan Muharebesi ve Yunan İdeali

Sakarya’dan sonra, Yunanlıların “Ankara’nın alınması” ve “Büyük Bizansın kurulması” gibi düşleri Sakarya’nın bulanık sularına gömülecektir. Hatta, Batı Anadolu’daki isteklerini bile unutmuş görünüp, bu kez yerli RumIarın kuracağı bağımsız bir “İyonya Devleti” görüşüne ağırlık verecekler, Avrupa’da da bu görüşe destek sağlamak isteyeceklerdir.

Gerçekten ordumuz dağıtılmış ve elimizde silahımız, topumuz, hemen hemen yok denecek bir hale getirilmişti. İşte böyle bir zamanda idi ki; düşmanlar maksatlarını tamamen gerçekleştirmek için Yunan Ordusunu memleketimize taarruz ettirdiler. Bu sırada düşman karşısına çıkabilenler, yalnız kalp ve vicdanları vatanlarını düşman işgalinden koruma ateşiyle dolu millet bireyleri olmuştu.

Doğrusu, Yunan Ordusu, karşısında yalnız milli kuvvetlerden oluşan zayıf bir hat bulmuştu. Fakat bunun gerisinde millet ve milletin temsilcilerinden oluşan Yüce Heyetiniz, varlığımızı savunmak için tek vasıtanın ordu olduğunu takdir ederek, böyle bir orduyu meydana getirmek için bütün yardım ve gayretlerini sarf etmeye başlamıştı.

Ancak, düşmanlarımız bize bu fırsatı vermek istemediklerinden derhal milli kuvvetlerimizin üzerine hücum ettiler. Ve bunun neticesinde Bursa, Uşak gibi kıymetli şehirlerimiz dahil -İzmir gibi -düşmanın eline geçti. Fakat hükümet, hükümetiniz bu işgallerden dolayı karamsarlığa kapılmadı ve bir an tereddüt göstermeden ordusunu vücuda getirmek için çalışmalarına devam etti. Bu gayret ve yardımlarla, memleketimizin Batı kısmında ordunun esas öncü kuvvetleri denebilecek bazı örgütler şekillenmeye başlamıştı. Fakat düşman buna mutlaka engel olmak için fırsatçı idi.

Ordunun oluşturulmasını kendi çıkarlarına aykırı gören bazı hainler, İstanbul ileri gelenlerinin, İstanbul’un daima gafil ileri gelenlerinin, tavır ve hareketinden de yararlanarak Hükümetinize isyan etti ve düşmanlara katıldı. Bunu pek uygun bir fırsat sayan düşmanlarımız; derhal baskın tarzında Bursa’dan Eskişehir istikametinde taarruza geçtiler.

Sakarya Meydan Muharebesi öncesi: Birinci İnönü Zaferi

Öyle bir zamanda idi ki; kuvvetlerimiz Gediz ve Simav taraflarında meşgul bulunuyorlardı. Fakat bu meşgul olan kuvvetlerimiz derhal İnönü’nde toplandı düşman taarruz ve tecavüzünü emniyetle karşılamış ve ordumuz milli tarihimize Birinci İnönü Zaferini yazdırdı.

Hakikaten İnönü’nde bu zaferi kazanmıştık; fakat arzu edilen orduyu oluşturmak için gerek duyduğumuz zaman geciktirilmişti. Bundan dolayı, yeniden ordumuzu oluşturma ve şekillendirebilmek için çalışmalara başlandı.

Düşmanlarımız bu çalışmalardan da daha önce davranmak istediler. Bu defa daha çok kuvvetlerle ve daha bü­yük ölçekte, çeşitli istikametlerde yeni bir baskın harekâtı icra etmişlerdi. Bu baskın harekâtı de yine Ordumuz tarafından emniyetle karşılanmış ve neticesinde de İkinci İnönü Zaferini kazanmıştık. Tıpkı birincisi gibi, bu ikinci zafer kazanılmakla beraber Ordunun şekillenmesi için yine gecikme söz konusu olmuştu. Bundan dolayı, üçüncü defa yeniden pek büyük yardım ve gayretlerle ordunun oluşturulmasına devam edilmeye başlandı.

Üzerimize saldıran Yunan kuvvetleri Türk kuvvetlerine çarparak parçalandıkça, hakikaten bizi yok etmek isteyen düşmanlarımız daha büyük ölçekte önlemler, teşvikler uygulamak ve hırslar uyandırmakla uğraştılar. Ve bütün bu çalışma sonucunda Yunanistan’ın hemen bütün silahlanmış kuvvetlerinden oluşan, olağanüstü mükemmel, donatımlı, kuvvetli büyük bir orduyu Anadolu’nun içerisine saldırdılar.

Artık düşmanlarımız inanmışlardı ki, bu kuvvetli ordu, kuruluş halinde bulu­nan ve kuruluşunu tamamlamaya vakit bulamayan Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunu tamamen ortadan kaldıracak, memleket ve milletimizi yok etme konusundaki kararlarının uygulanmasına hiçbir engel bırakmayacaktır.

Bu düşman ordusu Temmuzda taarruz harekâtına başlamıştı. Ordumuz bu harekâta karşı bildiğiniz gibi İnönü, Kütahya ve Altıntaş kuzey ve kuzey-doğusunda bulunan uzun bir hatta tertiplenmiş bulunuyordu. Bu hatta düşmanın muharebe temasını kabul etmiştik. Fakat daha ilk temasta, düşmanın sayıca ve vasıtaca üstün olduğu ortaya çıkıyordu.

Buna karşın ordumuz bu hat üzerinde kesin sonuçlu muharebeyi kabulden kaçınma ve yalnız yerel muharebeler vererek düşmanı fazla zayiata uğratmakla yetindi. Ve bunun sonucunda ordumuz Eskişehir doğusu ve Seyitgazi hattına çekildi. Yine, bu hatta bile görüldü ki,  düşman ordusunun üstünlüğü devam etmektedir.

Türk Ordusunun düşmanla teması kesmesi

Bundan dolayı, meydan muharebesi vermeden, yalnız düşmanı kayba uğratmak için muharebeler yapıldı. Ve bundan sonra ordumuzun eksikliklerini biraz daha tamamlamak ve memleketimizin diğer bölgelerinde bulunan ihtiyat kuvvetlerinin muharebeye katılmasına zaman bırakmak ve her halde bizim için uygun ve düşman için uygun olmayan bir bölgede meydan muharebesini kabul etmek uygun görülmüştü. İşte böyle bir kararla ordumuzun asıl kuvvetleri düşman ordusu ile olan temasını kesmiş ve uzak bir mesafeye, doğuya çekilmiş, aşağı yukarı 26 Temmuzda Sakarya gerisinde toplanmıştı.

Düşmanlarımız ve düşmanlarımızın uygulama aracı olan Yunan Ordusu,  Ordumuzu sıkıştırıp mağlup edemeyince, elinde yalnız birkaç şehir ve biraz arazinin kaldığını gördü ve bunun bir maksat temin edemeyeceğine tabi ki inandı.

Her halde tasarladıkları maksada ulaşmak için Ordumuzla mutlaka kesin sonuç verecek bir meydan muharebesi yapmak zorunda bulunuyorlardı. İşte biz bu zorunluluktan dolayı düşmanın mutlaka, doğuya yöneleceğine inanıyorduk ve Sakarya doğusunda, gelecek olan düşmanı emniyetle karşılamak için gerekli girişimlerde bulunduk.

Sakarya Meydan Muharebesi’ne doğru: Yunan Ordusu’nun ilerlemeye başlaması

Gerçekten düşman Eskişehir’de o güne kadar oluşan kayıplarını gidermek ve ileri yürüyüş esnasında uzayacak menzil hatları üzerinde gereken düzenlemeleri yapmak için 15-20 gün kadar bir zaman harcadıktan sonra, 13 Ağustosta ileri yürüyüşüne başladı.

13 Ağustos’tan 17 Ağustosa kadar Porsuk suyunun kuzeyinden ve güneyinden ve Sakarya’nın yukarı kısmının güneyinden olmak üzere toptan, 10 piyade tümeni ve bir süvari tümeninden oluşan kuvvetli ordularını yürüttüler.

Ağustos’un 17 ve 18 inci günleri bu düşman Sakarya batısında asıl ordumuzla temas sağladı. Düşman ihtimal bizim Mihalıççık ve Sivrihisar’da ciddî bir direnişte bulunacağımızı varsayarak bu hatta kuvvetlerini toplamıştı.

Hâlbuki bu sahada düşmanla temasta bıraktığımız kuvvetler yalnız süvari kıtasıyla hafif ve küçük piyade müfrezelerinden oluşmuştu. Ve bunlar düşmanın harekâtını mümkün olduğu kadar geciktirerek ve durdurarak ve teması muhafaza ederek geriye çekilmişlerdir. Özellikle düşman ordusunun sağ kanadı ve sağ kanadının gerisinde faaliyetler gösteren süvari kütlelerimiz düşmanın harekâtını olağanüstü zor durumda bıraktı. Bu şekilde düşmanın bütün teşkilat durumu meydana çıkarılmıştır.

Yunan Ordusu tertibatını değiştirdi

Düşman Sakarya karşısına geldikten sonra almış olduğu düzenin Ordumuza taarruza ve Ordumuzu arzu ettiği gibi mağlup etmeye uygun olmadığını anlamış olacaktır ki; 13 Ağustos’tan 23 Ağustos’a kadar önemli bir harekât yapamadı. Bu süre zarfında yalnız teşkilat ve tertibatını değiştirme ile yetindi.

Düşmanın bu yeni teşkilat yapısından takip ettiği görüş açısı, asıl kuvvetleri ile ordumuzun sol kanadını kuşatarak ordumuzu yok etmek ve ondan sonra Ankara’ya gelip Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümetini dağıtmak ve bütün Anadolu’ya hâkim olmaktı. İşte bu maksada dayanarak teşkilat plânını yaparken bizim görüşümüze göre gelişen safha şöyle idi: Düşman 1 – 2 tümenini Sakarya’nın batısında bıraktıktan sonra kalan 8 tümenini güneye ve doğuya kaydırarak Ilıca vadisinin güney sahasında doğuya doğru yürütüyordu.

Doğal olarak biz de daha çok evvelinden düşmanın bu maksadını keşfetmiş bulunduğumuz için ordumuza ona göre tertiplemiş bulunuyorduk.

Daima düşman sağ kanadı karşısında harekât icra eden süvari birliklerimiz ve hafif piyade birliklerimiz düşmanın geri çekilme yolları üzerine, geri bölge hatları üze­rine birçok hücumda ve aralıksız taarruzlarda bulundular. Birçok kollarını vurdular, birçok otomobillerini ve diğer araçlarını tahrip ettiler veya talan ettiler ve sonuçta düşmanın Çeltik civarından geçen geri hatları kuzeye intikal etmek zorunda kaldı.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin başlaması (23 Ağustos 1922)

Düşman 23 Ağustos sabahına kadar tasarladığı plânın bütün uygulamasını tamamlamıştı. Ve o gün sabahleyin bütün doğuya gitmekte olan kuv­vetlerini kuzeye yöneltti ve ileri harekete başladı. Bizim, İnler-Katrancı güneyinde ve onun doğusunda Kirazoğlu ve daha doğuda Mangaldağı denilen bazı mevzilerde ileri birliklerimiz vardı. Düşman bu ileri birliklerimize hücum etti. Bazı yerlerde hafif ve bazı yerlerde ciddî ve kanlı muharebelerle savunma icra edildi. Nihayet 23/24 Ağustos gecesi orada bulunan birliklerimiz zaten öngörüldüğü gibi ve evvelce aldıkları talimat gereğince geriye, asıl mevzilerine alındılar.

Düşman aynı günü takip eden gecenin sabahında Beylikköprü civarında da hafif postalar bulunan kısımdan bir ilâ bir buçuk tümenini nehrin doğusuna geçirmeye başladı.

Ağustosun 24 üncü günü düşmanın Beylikköprü’den doğuya geç­miş olan kuvveti üzerine o yörede bulunan birliklerimiz kuzeyden ve güneyden taarruz ettiler. Muharebe akşa­ma kadar ve bütün gece devam etti. Bunun neticesinde düşmanın doğuya geçirmiş olduğu birlikler olağanüstü şekilde kayba uğratıldı. Ve düşman hemen köprünün civarında ve doğusunda tesis etmiş olduğu mevziiye kadar sürüldü.

Sakarya Meydan Muharebesi: 25 Ağustos 1921 günü muharebeleri

25 Ağustos günü düşman Beylikköprü’den Haymana’nın 20 -30 kilometre daha doğusuna kadar uzanan bütün cephe üzerinde genel taarruza geçti. Bu taarruzlar daha başlangıcında genelde yalnız bir nokta hariç olmak üzere, büyük zayiatla durduruldu. Yalnız Haymana güney sahasında Alancık’ın kuzeyinde Türbetepe denilen bir mevziimiz vardı ki, düşman burayı geçici bir surette işgal etmiş bulunuyordu. Fakat, aynı günde o yörede bulunan ihtiyat birliklerimiz karşı taarruza geçti ve çok kahramanca taarruz ve hücumlarla düşmanın oradaki muharebelere katılan birliklerini hemen hemen tamamen denilecek bir şekilde imha etti. Buradaki düşman askerinin az bir kısmını teşkil eden kalanlarını kıyıya attı. Ve bu şekilde aynı günde orası tekrar geri alındı. Bugünkü muharebede düşman bu tepede Yıldızdağı civarında olağanüstü zayiata uğratıldı.

26 Ağustos 1921 günü muharebeleri

Ağustosun 26’ncı günü düşman yine bütün cephe üzerinde genel taarruzlarına devam etmiştir. Ve bu taarruz harekâtında ilerleyen düşman kıtalarının tertiplenmesi şöyle idi: Bir buçuk tümen kadar kuvveti Beylikköprü ve bunun kuzeyinden hücum ediyordu. İki tümen kadar bir kuvveti Yıldız ve bunun doğusundaki Devidemir mevzilerimize taarruz etti. Ve bunun daha doğusunda Sapanca sahasında 4 ila 5 tümen kadar kuvveti taarruz etti. Düşmanın bugünkü taarruzu bile genel olarak her yerden uzaklaştırıldı, durduruldu ve pek çok zayiat verdirildi. Yalnız Haymana’nın güneyinde Yamak’ın doğusunda bir miktar arazi kazanmaya muvaffak oldu. Fakat kısa bir mesafe içinde ilerleyebilen düşman kuvvetleri derhal alınan tedbir ile durduruldu.

Bunu takip eden günde, 27 Ağustosta düşman ordusu Sapanca-Yamak arasındaki kısım hariç olmak üzere yine bütün cephe üzerinde genel taarruz etti. Düşman bu taarruzda hiçbir yerde en ufak bir başarı dahi kazanamadı.

28 Ağustos’ta yine düşman gündüz ve gece devam etmek üzere bütün hattımıza taarruz etti. Bu taarruz neticesinde Beylikköprü yöresinde ve sol kanadımız karşısında düşman bir kısım araziyi ele geçirmeye muvaffak oldu. Fakat, buna karşın özellikle sol kanadımız karşısında telafisi mümkün olamayacak miktarda zayiata uğratılmıştır. Ancak düşman taarruzlarında ısrar ediyordu.

Sakarya Meydan Muharebesi: 29 Ağustos 1921 tarihindeki muharebeleri

Ağustosun 29 uncu günü yine Beylikköprü’den ta Dikilitaş ve daha onun doğusunda Büyükgökgöz mevziine kadar bütün kuvvetiyle genel taarruza kalkışmıştır. Bugünkü muharebe neticesinde Dikilitaş civarında ve onun daha biraz batısında fazlaca bir kısım arazi kazanmaya muvaffak oldu. Bunu takiben ordunun merkezini Sarıhalil ve Kursak mevkiinden geçen hatta almayı uygun gördük.

Dikilitaş civarında ilerlemeye muvaffak olan düşmana karşı tertibat almış olan kuvvetlerimizle düşmanın bir hizaya gelmesi için bütün cephede böyle bir düzeltmeyi uygun bulduk.

Gerçekte durum harita üzerinde değerlendirildiğinde görülür ki, bugüne kadar birliklerimizin savunduğu hat, tamamen bir yarım daire teşkil etmek üzere kuzeyden güneye uzanan Sakarya hattı ve tamamen batıdan doğuya uzanan Ilıca hattından oluşuyordu.

Şimdi biz bu yarım daireyi atarak savunma hattı merkezini geriye almak suretiyle daha kısa, daha yoğun işgal edilmiş bir savunma hattında savunma imkânına kavuşmuş oluyorduk. Yani düşmanın Dikilitaş istikametinde biraz arazi kazanmış olması bize cephe düzeltmesi yaptırttı ve bu düzeltme düşmanın aleyhine ve bizim lehimize olmuştur.

Doğaldır ki, böyle bir cephe düzeltmesi düşmanı çok ümitlendirdi. Onun için 30 Ağustosta tekrar düşman Beylikköprü bölgesinde ve Sarıhalil ile Kursak bölgesinde ve buradan doğuda Büyükçalış istikametinde ordumuzun sol kanadı aleyhine olmak üzere genel karşı taarruza geçti. Bugünkü harekat neticesinde düşmanın bütün taarruzları hemen her yerde başarıyla geri atıldı. Yalnız Çal Dağı batısında hafif birlikler ile gözetlenmekte olan araziye kolaylıkla girilmiş olundu. Bundan dolayı düşman biraz daha zannederim ümitlendi.

Sakarya Meydan Muharebesi: 31 Ağustos 1921 tarihindeki muharebeler

31 Ağustos’ta tekrar bütün cephede taarruzunu sürdürdü ve bu taarruz sonucunda Sivrihisar ve bunun doğusunda bulunan Çal Dağı sahasında bir kısım araziyi ele geçirdi. Bugüne kadar cereyan eden muharebelerden orada görülen durum şu idi: Düşman uğradığı yüksek oranlı zayiattan dolayı artık bizim sol kanadımız aleyhine olan taarruzdan tamamen vazgeçti.

Fakat merkezde hafif tutulmuş bölgelerde taarruzunu yinelemekle belki bir sonuç alabileceğini sandığı görüşü oluştu. Ve gerçekten 1 Eylül’de düşman doğudan kaydırabildiği kuvvetlerin katılımıyla sağ kanadımız aleyhine ve merkeze, Haymana ve Dikilitaş’a kadar olan sahada genel taarruz yaptı. Ve bu taarruzu 02 Eylül’de yine sağ kanadımıza ve merkezimize karşı yeniledi.

Bugünkü taarruz sonucunda düşman Çal Dağı üzerinde bulunan bazı birliklerimizin daha doğuya çekilmesine neden oldu. Bu elimizde bulunan harita Kiepert’in tercüme olunmuş haritasıdır .Tabii bütün dünya bu harita ile harekatı takip ediyor. Gerçekte bu haritaya bakılınca Çal Dağı, bütün sahaya olağanüstü hakim bir mevzi gibi görünüyor. Görünüşe göre böyle bir mevziin düşman eline geçmesi muharebenin artık aleyhimize döndüğü gibi bir fikir verebilir. Fakat efendiler! Bu, çok yanlış bir fikirdir.

“Bir asker her yerde muharebe eder”

Daima cevherini muhafaza eden, aklını ve kavrama yeteneğini muhafaza eden bir ordu için mevziin önemi yoktur. Bir asker her yerde muharebe eder. Tepenin üstünde, tepenin altında, derenin içinde de muharebe eder. Bundan dolayı bu kurala uygun hareket eden ordumuz Çal Dağı’nın düşman eline geçmesinden de hiç endişe etmedi. Çal Dağı’nın beş yüz metre, bin metre doğusunda bulunan savunma açısından daha emniyetli ve daha sağlam bir hat üzerinde yerleşti.

Sakarya Meydan Muharebesi: 3 Eylül 1921 günü olayları

3 Eylül’de düşmanın cephenin genelinde sükuneti görülüyordu. Yorgunluğu görünüyordu. Ve birtakım tedbirler almakta olduğu hissediliyordu. Fakat, Eylül’ün dördüncü günü düşman toplayabildiği kuvvetlerle sağ kanadımız ve merkezimiz karşısında bulunan mevzilerini takviye etti ve oradan tekrar taarruza geçmek istedi. Fakat, bu defa düşmanın bütün taarruzları olağanüstü kayıpla her noktada durduruldu. Düşman hakikatte mağlup olmak üzere idi, Veyahut mağlup olmuştu. Fakat öyle birtakım emeller peşinde, o kadar hayaller içinde geziyordu ki, bu yenilgiyi bir türlü kendi kendine itiraf etmek istemiyordu. Onun için Eylül’ün beşinci günü dahi toplayabildiği son ihtiyatları ile son bir taarruz ve boğazlanmışçasına bir harekette bulunmaktan nefsini men edemedi. Gerçekten bütün bu kuvvetlerle yalnız ordumuzun merkezine bir taarruz yaptı. Fakat bu taarruzu dahi çok kayıp verdirilerek durduruldu. Artık düşman bütün cephe üzerinde taarruzdan vazgeçmek zorunda kaldı ve savunmaya geçmek zorunluluğunu hissetti.

Papulas’ın resmi olarak yayımladığı raporunu burada okudum. O rapora göre Papulas sanıyorum ki, bugüne kadar cereyan eden muharebelerden ve özellikle 6 Eylül’den sonra,  kendisince muharebeyi bitiriyor. Ve raporunda özet olarak diyor ki: Türkiye ordusunu mağlup ettim, nehrin doğusunda yerleştim. Hâlbuki bizim planımızın sadece birinci safhası sona ermişti. Henüz ikinci safhasına başlamamıştık. Gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun planı, düşmanla istediği yerde muharebe etmek ve öncelikle onu çarpmaya zorlamak ve çarptıkça kırmak ve onun üzerine atılmaktı. Bundan dolayı maksadımızın birinci safhası tamamen tasarladığımız şekilde gerçekleşmişti. Onun için ikinci safhası başlıyor idi.

6 Eylülde artık düşmanın harekete ve faaliyete gücü kalmadığı tamamen görünüyordu. Fakat mukavemetin ne dereceye kadar kırıldığını anlamak için derhal cephemizin merkezinden karşı taarruza geçildi. Yaklaşık iki tümenlik bir cephe üzerinde bu taarruz harekâtı icra edildi ve başarı sağlandı ve zamanın uygun olduğu derecede ileriye gidildi.

Eylül’ün 8’inci günü bu harekâta devam edildi. Ve yine kazanılmış olan zafer pekiştirildi ve artık inanıldı ki, düşman ordusunun tepelenmesi zamanıdır. Bundan dolayı daha esaslı ve daha genel şekilde hazırlıklara başlandı.

Sakarya Meydan Muharebesi: 9 Eylül günü hazırlıklarla vakit geçirildi

10 Eylül günü bütün ordu cephesinde ve özellikle düşmanın sol kanadı karşısında Beylikköprü’nün doğusunda bulunan kuvvetlerine genel taarruz icra ettik. Bu taarruzumuz pek kısa bir zamanda gayet büyük sonuç verdi.

Düşman ordusunun bekasıyla ilgili ve çok önemli olan mevzi kahraman askerlerimiz tarafından derhal işgal edildi. Ve buraları işgal eden düşman, topunu, tüfeğini terk ederek perişan bir surette Beylikköprü istikametinde kaçmaya başladı (Alkışlar) İşte bugüne kadar burada oturmaya, burada yerleşmeye ve takip harekâtı için hazırlanmaya karar vermiş olan Yunan ordusu derhal geri çekilmeye karar vermiştir. Bu darbe ile düşman ordusunu geri çekilmeye mecbur ettik.

Gerçekten 11 Eylül’de düşman, sağ kanadından başlamak üzere batıya doğru geri çekiliyordu.  Fakat bizim yönelttiğimiz taarruz o kadar etkili ve o kadar yok edici idi ki, buna karşı düşman ordusu Yunan milletinin gösterebileceği azami cesaret, yiğitlik, kahramanlık ne ise onların hepsini göstermek suretiyle karşı koymak zorunda idi ve gerçekte öyle olmuştur. Düşman sağ kanadından getirmiş olduğu kuvvetlerle birliklerini takviye etmiş ve ordusunun geri çekilme hareketini sağlayabilmek için karşı taarruza geçmiştir. 11 Eylül günü düşmanın yaptığı bu taarruzların tamamı kırıcı ve ezici bir surette durdurulmuştur.

Ve 12 Eylül’de ordumuz şiddetli hareketlerle taarruza devam etti. Ve düşman bütün gayretlerine rağmen en önemli mevzilerini süngülerimize terk etmek zorunda kaldı. Kartaltepe’yi, Beştepeler’i ve onun güneyinden uzayan mevzileri bırakmış idi. Zaten düşman ordusunun maddiyat ve maneviyatı bozulmuş ve sarsılmıştı. Bu darbenin etkisi altında artık düzenli bir geri çekilme durumunu da kaybederek perişan bir halde bir an evvel nehrin batısına atılmaktan başka bir şey düşünmedikleri anlaşılıyordu.

Nihayet 13 Eylül’de bu saha düşmandan tamamen temizlenmiş bulunuyordu. Bu sahada meydan muharebesi cereyan ederken Afyonkarahisar ve Dinar taraflarında bulunan birliklerimiz de Uşak, Karahisar hattına taarruz ettiler. Hat ve köprüleri tahrip ettiler.

Düşmanın cephe gerisi hizmetlerini karışıklığa düşürmek suretiyle buradaki meydan muharebesinin kazanılmasına yardım eylemişlerdir. Düşmanın geri çekilme harekatı olurken daha önce düşmanın sağ kanadı arkasında bulunan yükü hafif birliklerimiz düşman geri çekilme hattı istikametinde taarruz etti ve önüne gelen düşman birliklerini perişan etti, dağıttı.

Ve biliyorsunuz, Sivrihisar’a kadar girdi. Yunan Ordusu Başkumandanının şahsına ait eşyasına varıncaya kadar birçok şeyleri ganimet olarak aldı.

Sakarya Meydan Muharebesi: 13 Eylül-19 Eylül 1921 muharebeleri

13 Eylül’den bugüne kadar –ki bugün 19 Eylül’dür- geçen safahatı kısaca arz edeceğim: Düşman nehrin batısına atıldıktan sonra tamamen geri çekilmeye devam edecek halde değildi.

Onun için öncelikle toplanmak ve ondan sonra yürümek zorunda kaldı. Bundan dolayı mümkün olduğu kadar kuvvetli olarak nehrin geçitlerini tutmuş ve onun gerisinde toplanmakla meşgul bulunmuştu. Bizim ona karşı uygulamak istediğimiz harekât, nehir boyunca yalnız işgal hareketi yapmakta olan düşmanın kuzey ve güney kanatları dışından geri çekilme hatlarını kesmekti.

Bu harekâtımız şimdiye kadar başarıyla cereyan etmiş ve başarıyla devam etmektedir (Elhamdülillah, sedaları). Yalnız çok arzu ederim ki, düşman daha çok burada uğraşmış bulunsun. Ancak bu hareketin tehlikesini fark etmiş bulunacaktır ki; artık nehrin savunmasından vazgeçerek batıya doğru süratle çekilmeye başlamıştır.

En son durum şudur; düşman ordusu Mihalıççık ile Sivrihisar arasında ve daha çok demiryolu güzergâhlarında toplanıyor ve oradan geri çekilmek istiyor. Ve bizim birliklerimiz nehri her noktadan geçmiş, Mihalıççık ve Sivrihisar hattına yaklaşmakta bulunuyor. Kuşatma ile görevlendirilen kuvvetlerimizden bir kısmı Hamidiye, Mahmudiye, Arapören civarındadır.

Yani Seyitgazi’nin kuzey doğusunda ve Alpu köyünün güneyindedir. Kuzeyden gelen diğer kuşatma kolumuz Kartaltepe’yi işgal etmiştir ve doğru Alpu istikametinde hareket halinde bulunuyor. Doğal olarak bu durumda düşmanın hali pek de memnuniyet verici olmasa gerekir (Allah daha fena etsin sesleri). Bu ayrıntılı bilgiyi özetlemek istersek diyebiliriz ki; düşman, ordumuzun sol kanadını kuşatmak suretiyle hızlı ve imha edici bir sonuç almak istiyordu. Düşmanın bu stratejik harekâtını engelledik.

Sakarya Meydan Muharebesi stratejisi: “Düşmanı savaşa zorlayarak, öncelikle stratejiyle mağlûp ettik”

Düşmanı düzen dairesinde savaşa zorlayarak, öncelikle stratejiyle mağlûp ettik. Savaşı cephe savaşına çevirdik. Onun ardından merkezimizi yarmak istedi, bunda da başarılı olamadı. Ondan sonra savunmada kalmaya karar verdi. Taarruz harekatlarımızla bunu da önledik. Ve bu şekilde yirmi bir gün, gecesiyle beraber, devam etmek üzere Sakarya Meydan Muharebesi kahraman ordumuz tarafından kazanıldı (şiddetli alkışlar).

Efendiler! Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya’da kazanmış olduğu meydan muharebesi, pek büyük bir meydan muharebesidir. Savaş tarihinde, benzeri belki olmayan bir meydan savaşıdır.

Yüce heyetinizin bildiği gibi: Büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Savaşı bile yirmi bir gün devam etmemiştir. Bundan dolayı ordumuzun savaş tarihine bir örnek bahşeden bu zaferi kazanmış olması itibarıyla, Yüce Heyetiniz’i tebrik ederim (Alkışlar). Bu parlak zaferin yaratıcısı olan kişileri yüksek huzurunuzda  ve bu kürsüden büyük saygı ve takdirlerle anmayı bir vicdan borcu sayarım. Genelkurmay Başkanımız Fevzi Paşa Hazretlerinin bu meydan savaşında yaptığı hizmet, pek büyük bir övgüye layıktır.

Pek değerli, erdemli ve kıymetli olan bu yüce şahıs, savaş alanlarının hemen her noktasında gece ve gündüz hazır bulunmuş ve çok isabetli ve değerli önlemlerini yerinde, gerekenlere bildirmiş ve daima gönül ferahlatan, manevî kuvveti yükseltecek öğütler vermiştir (Allah razı olsun sesleri). Adı geçen şahsın olağanüstü hizmetleri övgüye ve beğeniye değerdir.

İsmet Paşa’nın zekası

Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa Hazretleri, derin bir zekâ, yorulmaz bir azim, iman ve yetenekle gece gündüz harekâtın en ufak noktalarına varıncaya kadar etkili olmuş ve olağanüstü bir görüşle ordusunu sevk ve idare ederek bu başarıya ve zafere ulaştırmıştır.

Diğer grup ve kolordu ve tümen ve alay komutanların her biri, diğeriyle yarışırcasına, fedakârlık ve beceriklilik göstermişlerdir (Alkışlar).

Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyleyecek söz bulamam; yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki bu savaş, subay savaşı olmuştur. (Alkışlar.) Bu nedenle subay arkadaşlarımın, en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar değer ve fedakârlıklarını bütün kalp ve vicdanımla ve takdirlerle anarım (Alkışlar).

Erlerimizi, her türlü övgüye layık görürüm. Zaten bu milletin evladı, başka türlü düşünülemez. Bu milletin evlatlarının fedakârlıklarının, kahramanlıklarının benzeri yoktur. Erlerimiz hakkında yeni bir şey eklemek isterim: Kahraman Türk askeri, Anadolu savaşlarının anlamını öğrenmiş, yeni bir ülkü ile savaşmıştır.

TUNALI HİLMİ (Bolu-) — Yaşa Paşa, yaşasın büyük kahraman (Şiddetli alkışlar).

Kahraman Türk askeri!

BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ (Devamla) -Efendiler, böyle evlatlara ve böyle evlatlardan oluşmuş ordulara sahip olan bir millet elbette hakkını ve istiklalini bütün anlamıyla korumayı başaracaktır (Şiddetli ve sürekli alkışlar). Böyle bir milleti istiklalinden mahrum etmeye kalkışmak hayal ile uğraşmaktır (Kahrolsun sedaları).

Efendiler! Savunma Bakanı Refet Paşa Hazretleri muharebenin başlangıcında ve muharebenin bütün cereyanı esnasında ordunun ihtiyaç duyduğu ve duymadığı her şeyi başarıyla ve zamanında yetiştirmiştir (Allah razı olsun sesleri). Ve başarının elde edilmesinde birinci etkenlerdendir (Alkışlar). Bundan dolayı kendisine teşekkürlerimi sunarım.

Efendiler, düşmanın pek büyük gayretlerle, fedakârlıklarla meydana getirdiği ve diğer bazı devletlerin de büyük yardımlarıyla destekledikleri gerçekten mükemmel ve kuvvetli ordularını mağlup etmek için kendimizde bulduğumuz kuvvet ve kudret davamızın haklılığındandır. Gerçekten biz, milli sınırımız içinde hür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Biz Avrupa’nın diğer milletlerinden esirgenmeyen hukukumuza tecavüz edilmemesini istiyoruz.

Dünya Savaşı’nda dahil olduğumuz grubun mağlup olması yüzünden uğramamız gereken cezayı Suriye ve Irak gibi geniş memleketlerimizin idaresi ve geleceğinin belirlenmesi hakkını o memleketler halkına bırakmak suretiyle hâkimiyet hakkımızdan feragat ederek çekmiş bulunuyoruz. Hiçbir mağlup devletten bu kadar geniş ve bu kadar zengin memleketler alınmamıştır.

Bu araziyi bizden almak için yönetimimiz aleyhine isnat olunan konuların tamamı temelsizdir ve yapmacık nedenlerden oluşmaktadır. Çünkü bugün işgal altında bulunan bu memleketlerdeki halkın, medeni olduğu iddia olunan yönetimlere karşı sürekli isyan etmekte olmaları, bütün kalp ve vicdanlarıyla tekrar bizim idaremizde bulunmak arzusunu göstermeleri, bizim kötü yönetimimiz hakkında söylenilen, duyurulan konuların ne dereceye kadar gerçekten uzak olduğunu tamamen ispat eder.

Hristiyan unsurlar

Hükümetimizin ve milletimizin Hıristiyan unsurlara karşı adaletli bir şekilde hareket etmesi, geleneklerimizin ve dinimizin gereklerindendir. Gerçekten Hıristiyanlara adaletli davranıldığına dair en büyük delil, memleketimizin her noktasında, en ufak köyünde bile Hıristiyan unsurların Müslümanlardan fazla huzur, refah ve servete sahip olmalarıdır.

Eğer bunlar hakkında zulüm ile gasp ile adaletsizce davranılmış olunsaydı, doğal olarak bugünkü hal ve vaziyette bulunmamaları gerekirdi. Bundan dolayı bunun için başka bir delil ve neden söylemeye gerek görmüyorum. Fakat bu Hristiyan unsurlardan, dışarının kışkırtmalarıyla veyahut ekmeğini yediği toprağa nankörlük ederek, millî varlığımızı zarara sokmak, ihlâl etmek girişimlerinde bulunacakların fenalıklarına set çekmek çok doğal ve zorunludur.

Bundan dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini hatalı saymak hiç kimsenin hakkı değildir. Bugün en büyük, en güçlü ve en medeni milletlerin bu gibi sorunlarda bize oranla pek sert ve zorlu işlemlere teşebbüs etmekte olduğu herkesçe bilinmektedir. Fakat bütün dünya bilmelidir ki; sakin ve itaat eden uyruk daima himaye edilmiştir ve daima himaye edilecektir. Hıristiyan unsurlardan olanların İslam vatandaşlardan bir farkı yoktur. Aynı haklara sahiptiler ve sahip kalacaklardır.

Düşmanlarımızıniddiaları

Düşmanlarımızın diğer iddiaları da bu arz ettiklerim gibi asılsız ve esastır. Yunanlılar, gasp etmek suretiyle ele geçirdikleri bölgelerde çoğunluğun Rumlarda olduğunu iddia ederler. Hâlbuki tamamen aksidir. Bütün tarafsız istatistikler bunu böyle göstermektedir ve uluslararası komisyon raporlarının sonucu bunu doğrulamaktadır.

Ve nihayet Londra’da harp bölgesinde inceleme teklif ettikleri zaman bunu Delegeler Heyetimiz kabul ettiği halde Yunan Hükümeti reddetmiştir. Çünkü inceleme sonucunun onların değil, bizim lehimize olan gerçeği doğrulayacağından şüphe yoktu. O halde Yunanlılar bizim memleketimizin servetini çalmaktan başka bir gaye beslemiyorlar.

Yunanlıların bizim idaremiz aleyhinde yaymaya devam ettikleri iftira maalesef bazı yerlerde kabul görüyor. Fakat sormak gerekir ki; onların gösterdikleri uygarlık eserleri nedir? Yunanlıların medeniyeti efendiler, yangın, mazlum insanların kanına, malına, canına, ırzına tecavüz ve masum kadın ve çocukları katletmektedir. İtilaf Devletlerinin gözleri önünde cereyan eden bu alçaklıklar, Yunanlıların Anadolu’ya getirmek istedikleri medeniyetin iğrençlik eseridir! Evet, Haçlı kahramanları arasına girmek isteyen Kral Konstantin’in Anadolu’ya ulaştırmaya memur edildiği medeniyetin eserleri; yangın yerleri ve ihtiyar kadın ve çocuk cesetleridir (Kahrolsun sesleri). Mazlum kanı dökmekten zevk alan Yunanlıların icra etmekte oldukları zulümlere neden büyük devletler göz yumuyorlar?

Medeni dünyaya sorular

Ve neden bizim milli varlığımızı zarara uğratanlara karşı kabul ettiğimiz tedbirlere kıyametler koparıyorlar? Bu sorunun cevabını medeni dünya versin! Kral Konstantin bazı hükümetlerin hoşuna gitmek için Venizelos tarafından başlatılan sefere daha büyük bir hararet vermek istediği zaman bu gasp ve istila seferine gayet derin bir dini bağnazlıkla girişmişti. Haçlıların asırlarca evvel takip ettiği dini gayelerini canlandırmak için kendisini görevli sandı. İzmir’de ilk karaya çıktığı zaman, İzmir şehrine değil, vaktiyle Haçlıların çıktığı yeri seçerek oraya çıkmıştır. O yörenin, Eskişehir ve diğer Müslüman Türk şehirlerinin isimlerini değiştirdi.

Kral Konstantin, Mareşal Foch ve General Gouraud gibi askeri değeri ve şöhreti bütün dünyaca tanınmış büyük kumandanların öğütlerini gururla reddetti. Kral Konstantin ‘in arzusu Haçlı kahramanları sırasına geçmek ve eski istilacı zalimleri taklit etmek idi. Avrupa bu serserilikleri uzaktan seyretti. Fakat efendiler, Cenabı Hak bize yardım etti (Elhamdülillah sesleri). Ve Yunan Ordusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusu karşısında gerisin geriye döndü.

SIRRI  B. (İzmit) –Senin dehan karşısında…

Silah bırakmayız!

MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ (Devamla) -Şüphesiz haklarımızı elde edinceye kadar silahımızı elden bırakamayız. Fakat bundan, bizim aşırı harp taraftarı olduğumuz sanılmasın. Böyle bir anlayış kadar büyük haksızlık olamaz. Biz aksine herkesle barış yapmak istiyoruz.

Efendiler! Barış yoluyla haklarımızı temin etmek için her yola başvurduk. Bu konuda hiçbir kusur etmedik. Fakat bizim bütün iyi niyetimizi, ciddiyetimizi medeni dünya nazarında gizlediler ve ancak ilkel kavimlere uygulanabilir muamele ile ve çocukça birtakım manasız tehditlerle bizi karşıladılar.

Efendiler! Bütün cihanın bilmesi lazımdır ki: Türk halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Hükümeti, “uşak” muamelesine tahammül edemez. Her medeni millet ve hükümet gibi varlığının, hürriyet ve istiklalinin, tanınması talebinde katiyen ısrarlıdır (Hay, hay, sesleri). Ve bütün davası da bundan ibarettir. Biz kavgacı değiliz. Barışseveriz. Ve biran evvel barışın yerleşmesini görmek ve ona yardım ve hizmet etmek isteriz.

Biz Rusya ile dostuz!

Biz Rusya ile dostuz. Çünkü Rusya herkesten evvel bizim milli haklarımızı tanıdı ve ona riayet etti (Alkışlar). Bu şart dâhilinde bugün olduğu gibi yarın da ve daima Rusya Türkiye’nin dostluğundan emin olabilir (Alkışlar). Bundan dolayı İtilaf Devletleri bile mevcudiyet ve milli istiklalimizi tanıdıkları takdirde onlarla da aramızda hiçbir anlaşmazlık nedeni kalmayacaktır. Ve derhal barış ve ilişki kurulabilir.

Açık ve hakiki cephemizi tamamen arz edebilmek için işte bu kürsüden ve yasama ve yürütme yetkisine sahip olan Yüce Heyetinizin Başkanı sıfatıyla beyan ederim ki: Biz savaş değil, barış istiyoruz. Barış yapmaya hazırız ve bence buna engel hiçbir neden yoktur. Eğer Yunan ordusunun bizi, yasal olan, haklı olan davamızdan vazgeçireceği düşünülüyorsa, bu mümkün değildir. Bu görüşün temelsizliğini anlamak için pek basit bir muhakeme yeterlidir.

Lloyd George 16 Ağustos’ta Avam Kamarasında verdiği nutukta “Başarılı bir harbi göze almış olan memleketin lehinde davranmak gereğini” kabul ediyordu. Bundan dolayı bu başarıyı, bu zaferi kazanan Türkiye olmuştur. Buna göre Lloyd George’un sözünden dönmeyeceğini ummak isterim. Bununla beraber bizi imha etmek görüşü karşısında varlığımızı silahla korumak ve savunmak pek doğaldır. Bundan doğal ve daha yasal bir hareket olamaz (Hay, hay sesleri).

TUNALI HILMİ (Bolu) -Bu çalışma daima zaferle taçlanacaktır.

MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ (Devamla) –Efendiler! Askeri harekâtımız hakkında son bilgi ve son sözü söylemiş olmak için arz ederim ki: Ordumuz vatanımız dâhilinde bir tek düşman neferi bırakmayıncaya kadar takip, baskı ve taarruzuna devam edecektir (Yaşasın sesleri ve uzun süren alkışlar).

Sakarya Meydan Muharebesi’nin Askeri Sonuçları:

  • SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ 23 AĞUSTOS-13 EYLÜL 1921 tarihleri arasında cereyan etmiş bir “ölüm kalım “mücadelesidir.
  •  Sakarya Meydan Muharebesi Türk Ordusu için bir yokluk ve yoksulluk savaşı olmuştur. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra, insan gücünün 1/2’ini, silah gücünün de 1/10’unu kaybetmiş olan Türk Batı Cephesi Komutanlığı, birliklerine 18 Temmuz 1921 tarihinde Sakarya Nehrinin doğusuna çekilme emri vermiş, Yunan Ordusu’nu Anadolu  derinliklerine çekmiştir.
  • Sakarya Meydan Muharebesi komuta grubu:
    • Başkomutan; Mustafa Kemal Paşa,
    • Genelkurmay Başkanı; Fevzi Paşa’dır ve Başkomutanlık karargâhı Ankara’dadır. Batı Cephesi Komutanlığı, Yunan taarruzuna karşı, kuvvetlerini Sakarya Nehri doğusunda yedi grup (kolordu) halinde konuşlandırmıştır.
    • Batı Cephesi komutanı Tümgeneral İsmet (İnönü)’dir ve karargâh merkezi Ankara-Polatlı arasında yer alan Alagöz’dedir.
  • Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasıyla inisiyatif tamamen Türk ordusuna geçmiştir.
  • Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasıyla Türk ordusunun moralini ne kadar yükseltmiş ise, Yunan ordusunun moralini de o derece kırmıştır.
  • Sakarya Meydan Muharebesi ile, önce Sakarya doğusu, sonra da Afyon-Eskişehir hattına kadar olan vatan parçası Yunanlılardan temizlenmiştir.
  • Sakarya Meydan Muharebesi sonucu, askeri harekât yön değiştirmiştir. Sakarya Meydan Muharebesi sonuna kadar stratejik savunma yapılırken, Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra stratejik taarruza dönüş olmuştur. Sakarya meydan Muharebesi  sonunda Yunan ordusu stratejik taarruz yapma gücünü tamamen yitirmiştir.
  • Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasıyla, Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi (30 Ağustos 1922) için gerekli olan hazırlıkların yapılmasına zaman kazandırmıştır.

Sakarya Meydan Muharebesi sonucunda:

  •  Türk ordusunun zayiatı; 5713 şehit, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 49.289’dur.
  • Yunan ordusunun zayiatı ise; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007’dir.
  • Sakarya Meydan Muharebesi’nde çok fazla subay kaybı olduğu için bu Sakarya Meydan Muharebesi’ne “Subay Muharebesi” adı da verilmiştir. ATATÜRK de bu Sakarya Meydan Muharebesi için “Sakarya Melhame-i Kübrası” yani kan gölü, kan deryası demiştir.
  • 1683’de Viyana önlerinde başlayan yaklaşık olarak 250 yıl süren Türk bozgunları sürecine Sakarya Meydan Muharebesi ile DUR! denilmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi Siyasi Sonuçları:

  • Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra, 13 Ekim 1921 günü Sovyetlerin aracılığıyla Ankara Hükümeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması imzalanmıştır. Böylece Türkiye’nin doğu sınırı kesinlikle güvenlik altına alınmıştır.
  • Fransa, Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra bekle-gör tutumunu bırakarak İtilaf devletlerinden kopmuş ve TBMM Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile Fransa tarafından TBMM Hükümeti ve Hatay-İskenderun dışında bugünkü güney sınırımız tanınmıştır. Güney Cephesi güvenlik altına alındığından oradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi’ne kaydırılmıştır.
  •  Batı Anadolu’daki Yunan egemenliğini hiç bir zaman kabullenemeyen İtalyanlar ise, Sakarya Zaferi’nden Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde tutunamayacaklarını anlamışlar ve 1921 yılı sonuna kadar işgal ettikleri yerleri boşaltmışlardır.
  • Sakarya Meydan Muharebesi İngiltere’yi de Ankara’yı tanımaya zorlamış ve 23 Ekim 1921 günü “Tutsakların Serbest Bırakılması Antlaşması” yapılmıştır.
  • İtilaf devletleriyle yapılan bu siyasi anlaşmalar Sevr Antlaşması’nın geçerliliğini yitirmesi sonucunu doğurmuştur.
  • Türk ordusunun Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanması, Yunan dış politikalarında da değişikliklere yol açmıştır. Yunanlıların “Ankara’nın alınması” ve “Büyük Bizansın kurulması” gibi hayalleri suya düşmüştür. Bundan sonra Yunanlılar Batı Anadolu’daki isteklerini bile unutmuş görünüp, yerli RumIarın kuracağı bağımsız bir “İyonya Devleti” görüşüne ağırlık verecekler, Avrupa’da da bu görüşe destek sağlamak isteyeceklerdir.

Ahmet Akın, (E) Topçu Kurmay Albay

Kaynaklar:

¹ Nutuk

² TBMM Kaynakları

³ Battle of the Sakarya River

By | 2017-04-21T14:23:29+00:00 Nisan 21st, 2017|Harp ve Strateji|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: