Küresel krizler ve kapitalizm: Küresel krizin nedeni kapitalist sistem mi?

//Küresel krizler ve kapitalizm: Küresel krizin nedeni kapitalist sistem mi?

Küresel krizler ve kapitalizm: Küresel krizin nedeni kapitalist sistem mi?

Küresel krizler ve kapitalizm ilişkisi özellikle ‘2008 küresel krizi”den beri çok tartışılmaktadır. Küresel krizlerin arkasındaki temel etken olarak kapitalizm sorgulanmaktadır. Aslında kapitalist ekonomide canlanma, düşüş ve kriz eğilimi, klasik liberal ekonomi-politiğe uymaz.

Kapitalizm nedir?

Bir ülkenin ticaret ve sanayiinin devlet tarafından değil de özel mülk sahipleri tarafından  kar amaçlı kontrol edildiği ekonomik ve politik bir sistemdir. Serbest pazar kapitalizmi çağı, özel teşebbüs, serbest girişim, özel mülkiyet, özelleştirilen endüstriler, serbest piyasa gibi kavramlar kapitalizmle ilişkilidir.

Çoğu kez, insanlık tarihinin büyük kısmı için, -tamamı değilse de- kapitalizmin var olduğu kabul edilir. Aslında, kapitalizm nispeten yeni bir toplumsal sistemdir. Kapitalizm kavramı ilk olarak Karl Marks tarafından 19 ncu yüzyılın ortalarında kullanıldı. Karl Marks, komünizmin kurucusudur. Komünizm ya da Marksizm kapitalist ekonomik sistemin en büyük rakibidir. Serbest girişim ve pazar sistemi, komünist olmayan modern ekonomileri tanımlar.

Kapitalizm Avrupa menşelidir. Ana vatanı İngiltere’dir. İngiltere ve Avrupa’dan dünyaya yayılmıştır. Kapitalizm, çeşitli aşamalardan geçtikten sonra 19 ncu yüzyılda kariyerinin zirvesine ulaşmıştır. I nci Dünya Savaşı (1914-1918)’na kadar hakim ekonomik sistem olmuştur.

Kapitalizm, şu anda içinde yaşadığımız sistemdir.

Modern kapitalist sistemin  kökenleri 14 ncü yüzyıl ekonomik krizlerine kadar uzanır. Marks, bu dönemi “kapitalizmin ön tarihi” olarak niteler. 1000-1820 yılları arasında dünya ekonomisi 6 kat büyüdü. Kapitalizm yayılmaya başladıktan sonra, 1820-1998 yılları arasında dünya ekonomisi 50 kat büyüdü.

Kapitalizm dışarıdan bir müdahale ve merkezi planlama olmadan kendisini karmaşık sistemlere uydurabilir.

Kapitalizmde fiyatlar, insanların acil, tatmin edilememiş taleplerini gösteren en önemli sinyallerdir.

Kapitalizme yönelik eleştiriler

Kapitalizme yönelik en önemli eleştiriler sosyal eşitsizliğe neden olmasından kaynaklanmaktadır. Kapitalist sistemlerde zenginliğin ve gücün adaletsiz dağıtıldığı iddia edilir. Kapitalist ekonomik sistemde yatırım yapmak için yüksek oranda kapitale yani ‘anamal’a ihtiyaç vardır. Bütün bir toplum dikkate alındığında, sermaye yetersizliği nedeniyle üretime yönelik yatırım yapabileceklerin sayısı azdır. Üstelik kapitalist sistemde çalışanların motivasyonu da iyi değildir. İşçiler, yeteneklerinin altında performans göstermektedir. Kapitalist ekonomik sisteme en büyük eleştiriyi yapanlar sosyalistler, komünistler, ulusalcı sosyalistler, sosyal demokratlar, teknokratlar, bazı muhafazakarlar ve ulusalcılardır.

Kapitalizme yönelik övgüler

Kapitalist ekonomik sistemi savunanlara göre kapitalist ekonomik sistemin en önemli avantajı şudur: Tüketiciler, istedikleri kalitede ürün ve hizmet satın alabilirler. Hem üreticiler, hem de tüketiciler üretimde ve satın almada sonsuz özgürlüğe sahiptir. Kapitalist ekonomik sistemde çalışkanlar, yetenekliler ödüllendirilir.

Ekonomik liberalizm, büyük ölçüde, piyasa ekonomilerinin arz ve talebin fiyat mekanizmalarının işleyişi yoluyla birbirine uyumlu hale geldiği bir denge halini ifade eder. Adam Smith’e göre bunu yapan piyasanın görünmez elidir.

Ancak, hem ulusal hem de uluslararası düzeydeki kapitalizm, arz ve talebin oluşturduğu fiyat mekanizmasının işleyişi ile oluşan denge ve istikrar imajını taşımaz. Aksine kapitalizm, hep ekonomik canlılık ve ekonomik düşüşe, bazı zamanlarda da küresel krizlere uygun bir ekonomik sistem olmuştur. Bu yüzden küresel krizler ve kapitalizm her dönemde tartışılmıştır.

1720 gibi erken bir tarihte Güney Denizi Balonu (South Sea Bubble) ’nun patlaması, binlerce yatırımcının finansal anlamda mahvolmasına neden oldu.  Olayın arkasında kendisine, İspanya’nın Güney Amerika sömürgelerinde ticaret tekeli verilen İngiliz bir anonim şirket olan Güney Denizi Şirketi’nde vahşi bir şekilde spekülatif ticaret yapılması yatmaktadır.

Bazı ekonomistler, Güney Amerika’da meydana gelen bu krizin esas sorumlusu olarak yine de kapitalist ekonomik sistemi göstermektedir.

“Kapitalizmin Küresel Krizi”

Financial Times’dan en sola, “Küresel Kapitalizmin Krizleri” nin bazı varyasyonları hakkında tonlarca kitap yazıldı, analiz yapıldı. Yazarlar, ideolojik bakış açılarına göre, küresel krizin sebepleri, sonuçları ve tedavileri konusunda farklılık gösterdi. 2008 krizi çoğunlukla küçük ve orta ölçekli işletmeleri ve bölgesel bankaları iflas ettirdi. Bankalar, kredi geri dönüşümünü sağlayamayınca, ipotek koydurdukları konutlara mahkeme kararıyla el koydu. Bankaların elinde kısa vadede nakite dönüşümü zor olan önemli bir konut stoku oluştu. Bazı iktisatçılara göre kapitalist sistem 2008 mali krizi ile birlikte çöktü. Bir kısım iktisatçı tarafından, global ekonomide düzelme beklentisi, çölde susuz kalmış bir insanın serap hayaline benzetildi. Ancak kapitalizmin çökmediğine inanan çoğu iktisatçı arasında küresel krizlerin kapitalist sistemi tehdit ettiği konusunda ortak bir anlayış var. Hiç şüphe yok ki, 2008-2009 yılları arasında Avrupa’daki ve Amerika’daki kapitalist sistem ağır bir şok geçirdi. Meydana gelen finansal şok, kapitalist finansal sisteminin temellerini sarsarak ekonominin “lider sektörlerini” iflas etme noktasına getirdi. Krizle mücadelede hükümetlerin aldığı önlemlerle, kapitalist sınıf ve bu bağlamda sermaye sahiplerinin durumu, yani “finans sermayesi” güçlendirildi. Sermaye krizleri, sermayenin en temel çıkarlarını geliştirmek, kar oranını arttırmak için fırsat yarattı. İlginç bir şekilde küçük ve orta boy işletmelerle bölgesel bankaların iflas ettiği “kapitalizmin krizleri” “iş  gücü krizlerine” dönüştü.

Küresel krizler ve kapitalizm: Ekonomik dalgalanmalar

Ekonomik dalgalanmalar ve küresel krizlerle ilişkili görünen bir unsur da savaştır. Tarihteki en dramatik sürekli deflasyon dönemlerinin çoğu savaşın ardından gelmiştir. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı sürekli ekonomik depresyon takip etti. Napolyon Savaşları’nı sona erdiren Viyana Kongresi’nin (1814-1815) ardından Avrupa, sanayi yatırımları maliyetlerinin yüksek olduğu çok sayıda firma iflasının görüldüğü ve onlarca yıl süren bir deflasyon yaşadı. 19. Yüzyıl’ın ortalarında İtalyan ve Alman bütünleşme savaşları ve Amerikan İç Savaşı, daha sonra patlayarak yaygın iflaslara ve borsaların çökmesine yol açan spekülatif balonlar ürettiler.

Immanuel Wallerstein (doğumu 1930)

Amerikalı sosyolog ve dünya sistemler teorisinin öncüsüdür. Neo-marksist bağımlılık teorisinden ve Fransız tarihçi Fernand Braudel’in (1902-1985) fikirlerinden etkilenen Wallerstein, modern dünya sisteminin merkez ve çevre arasında uluslararası bir iş bölümü ile tanımlanabileceğini savunur. Temel çelişkiler, nihayetinde dünya sisteminin sonunu getirecek olsa da, merkez bölgeler, sermaye birikiminin en sofistike biçimlerinden yararlanırken çevre bölgeleri, merkeze ham madde ihracatına bağımlıdır. Wallerstein aynı zamanda merkez hegemonlarının (başat güçlerin) yükseliş ve düşüşlerini, zaman içerisinde dünya sisteminde meydana gelen değişikliklere bağlar ve Soğuk Savaş’ın sonunun Amerikan hegemonyasının zaferine değil, sonuna işaret ettiğini savunur. Wallerstein’ın temel eserleri arasında, üç ciltlik Modem Dünya Sisteminin (The Modern World System, 1974, 1980, 1989) yanında, Jeopolitik ve Jeokültür (Geopolitics and Geoculture, 1991) ve Amerikan Gücünün Gerileyişi (Decline of American Power, 2003) sayılabilir.

Birinci Dünya Savaşı, büyük Batı ekonomilerinin 1920-1921’de çöküşü ve on yıl kadar sonra Büyük Buhran’ın gelişinden önce 1919’da uzun sürmeyen bir yeniden yapılanma canlanmasına yol açtı. 1945 sonrası dönemde hem Kore hem de Vietnam’daki çatışmalar, faizleri başlangıçta düşürüp sonra yükselten enflasyonist kabarmalara ve sonrasında sanayi yatırımlarında yükseliş ve düşüşlere neden oldu.

Savaş ve ekonomik performans arasındaki bağlantılar çeşitli unsurlardan kaynaklanır: Verimsiz askeri etkinliklerin finansman maliyeti, ticaretin kesintiye uğraması, sermaye hareketlerinin dondurulması, yeniden yapılanma maliyetleri vs.

Deflasyon nedir?

Ekonomideki iktisadi faaliyetlerin düzeyindeki azalışa bağlı olarak fiyatların genel düzeyinin düşmesidir.

Küresel krizler ve kapitalizm: Marksist analizler

Diğer taraftan küresel krizler, ekonomik canlanma ve ekonomik çöküşlere dair diğer açıklamalar, bunların kaynağını kapitalist sistemin kendi doğasında arar. Bunun klasik örneği, kapitalizmin Marksist analizinde bulunabilir.

Marks’ın tek amacı, kapitalizmin doğasından kaynaklanan ve uzlaştırılamaz sınıf çatışmalarına dayanan istikrarsızlığını ortaya koymak değil, aynı zamanda kapitalist kalkınmanın doğasını analiz etmekti. Marks, kapitalizmin özellikle derinleşen ekonomik krizler yaşama eğilimine dikkat çekti. Bunlar, temelde ekonomiyi durgunluğa sokarak işsizliğe neden olan ve çalışan sınıfı yoksullaştıran üretim fazlasının döngüsel krizlerinden doğuyordu. Her kriz bir öncekinden daha ciddi olacaktı, çünkü Marks uzun vadede kar oranlarının düşeceğini hesapladı. Sonuçta bu da, kaçınılmaz olarak, toplumun çoğunluğunu oluşturan proletaryanın devrimle yükseleceği koşulları doğuracaktı.

Diğer avantajları ne olursa olsun, sistemi nihai çöküşe ve yerine başka bir sistemin gelmesine doğru kaçınılmaz bir biçimde ilerleten kapitalizmin `derinleşen’ krizlerine dair Marksist imgenin geçersiz olduğu görülmüştür. Tersine kapitalizm, bir taraftan uzun vadeli büyüme ve genişleme sağlarken aynı zamanda dikkate değer biçimde kendini çabuk toparlayabildiğini, uyum sağlayabildiğini ve çeşitli mali ve ekonomik fırtınaları atlatabildiğini göstermiştir. Bu, kısmen, kapitalizmin teknolojik yenilik kapasitesinin Marks’ın beklentilerinin çok ötesine geçmesiyle olmuştur. Dolayısıyla ekonomik canlanma ve ekonomik çöküş döngülerine yönelik eğilimin, kapitalizm içerisinde sosyal devrimin öncüsü olmasa da hayati bir kusur olduğunu düşünmeye devam eden az sayıda insan hala vardır.

Küresel krizlerle ilgili Marksist olmayan teoriler

En tanınmış ve Marksist olmayan teoriler arasında, Avusturyalı iktisatçı ve sosyal teorisyen Joseph Schumpeter (1883-1950) tarafından geliştirilenler sayılabilir. Marks’ın kapitalist ekonomik döngü teorisi temelinde Schumpeter (1942), kapitalizmin, yenilikçi çıkışlarla mevcut yatırımlara zarar vererek onların yerine yenilerinin gelmesini sağlayan ve ‘yaratıcı yıkım’ olarak adlandırdığı bir mayalanma halinde varlığını sürdürdüğünü savundu. Yaratıcı yıkım olgusu, hem büyüme yaratacak şekilde ekonomileri işleten ve başarı ve başarısızlıklarıyla ekonomik döngüleri harekete geçiren şeyin girişimciler olduğu fikrini, hem de yeniliğin refahın itici gücü olduğu fikrini kapsar. Fakat hem dönemsel düşüşlerin insani ve toplumsal maliyetlerinin, hem de büyüyen elitizm ve devlet müdahalesinin dinamizmi, yaratıcılığı ve bireyciliği boğmasının, sonuçta kapitalizmin sonunu getireceğini savunan Schumpeter’in kendisi, kapitalizmden uzun vadedeki beklentiler konusunda kötümserdi. Fakat 1945 sonrası dönemde ve özellikle hızlanmış küreselleşme ve `turbo kapitalizm’ çağındaki gelişmeler, Schumpeter’in, kapitalizmin yaratıcı yıkım konusundaki sürekli iştahını ciddi anlamda küçümsediğini göstermektedir.

Ekonomik döngü nedir?

Bazen ‘ticaret döngüsü’ olarak da anılan, ekonomik faaliyetlerin düzeyinin, zaman içerisindeki düzenli salınımlarıdır.

Daha geleneksel akademik iktisatçılar, küresel krizler, ekonomik canlanma ve ekonomik çöküş döngülerini, iş yatırımlarını ve bunların gayri safi yurtiçi hasıla düzeyindeki etkilerini belirleyen unsurlarla açıklama eğilimindedir. Bu görüşlere göre iş yatırımlarının düzeyi, çarpan etkisi (harcama ve yatırımların ekonomiye yapılırken yarattığı abartılı etki) ve hızlandırıcı ilkesi (çıktı oranlarının değişmesiyle yatırım düzeylerinin farklılaşacağı hipotezi) gibi unsurlar nedeniyle doğal olarak istikrarsızdır.

Küresel krizler ve kapitalizm: Gerçek sorumlu kim?

Küresel krizler ve kapitalizm analizi yapılırken, bugünkü küresel krizlerin nedeninin finansal sistemin kendisinde değil, finansal sistemin kötü yönetilmesinde olduğuna dikkat etmek gerekir. 2008 mali krizinin tek nedeni ABD’de “kapitalist ekonomik sistem”in uygulanması değildir. Dünyanın en demokratik ülkesi olan ABD’de hükümetler her dönemde, oy için, kapitalist ekonomik sistemin temel esaslarını ihlal eden kararlar alabilmişlerdir. Jimmy Carter bunlardan sadece biridir.

Kapitalist ekonomik sistemin mantığına aykırı olsa bile; küresel krizler ve kapitalizm değerlendirmesinde finansal sektörün toplum yararına daha fazla düzenlenme ve  kontrolü talepleri dünya pazarlarındaki karışıklığın devam ettiği bir ortamda anormal karşılanmamalıdır. Küresel krizlerin her zaman nedeni, kötü ekonomi yönetimi olmamıştır. Küresel etkisi büyük olan bölgesel savaşlar, birden fazla ülkeyi etkileyen genel nitelikli savaşlardan sonra, tarihin her döneminde ekonomik krizler ortaya çıkmıştır.

ABD’de 2008’de görülen ekonomik krizin nedeni kapitalizmdeki ölümcül kusurlar değildi. Suçlular, bankaları kötü krediler vermeye zorlayan politikacılar, Batı’yı ucuz kredi sular altına bırakan para otoriteleri ve bütün olanları sadece izlemekle yetinen karar verici siyasetçi ve bürokratlardı.

Jimmy Carter’ın “anti-redlining” kanununu

ABD’de görülen 2008 krizinin krizin kaynağı tam olarak 12 Ekim 1977 tarihine kadar gider. O tarihte ABD Başkanı Jimmy Carter “anti-redlining” kanununu imzaladı. O zamana kadar, kredi verenler genellikle yoksul mahallelerde yaşayan insanlara borç vermezdi, Bunun kötü örnek oluşturabileceğini ve yoksul mahallelerde yaşayanların kredi çekmek için bankalara akın etmesinden korkulurdu. Ancak Amerikalılar arasındaki ev sahipliğini genişletmek amacıyla, politikacılar “devlet garentisiyle” kredi verenleri riskli ipoteklere zorladı: Şimdi “sub-prime” krediler dediğimiz şey. Subprime kredileri, diğer pek çok yatırımdan daha yüksek bir getiri sağladığı için, borç verenler için cazipti. Konut fiyatlarındaki artış göz önüne alındığında, nispeten düşük riskli görünüyordu. Bankalar ve yatırım ofisleri, ipotekleri özel menkul kıymetler olarak parçalamak ve yeniden satmak için şaşırtıcı derecede karmaşık finansal araçlar yarattı.

Ev satın alan kişi sayısı arttıkça, konut fiyatları yükseldi. Özel borç ve konut fiyatları daha da hızlandı. Bir ev satın almak para kazanıcı gibi görünüyordu, bu yüzden daha çok insan daha fazla kredi ve daha fazla ev aldı ve sarmal devam ederek finansal çöküşü getirdi. Bu yüzden on yıllarca ekonomiler canlandı, şampanyalar patlatıldı ve herkes yeni evinde partiler düzenledi.

1985 yılına gelindiğinde, bu kötü iş Amerika’nın tasarrufunu ve kredi verenlerin gücünü neredeyse yarı yarıya azalttı. İflas noktasına getirdi.

2008 krizi analiz edilirken, ABD’yi göz göre göre ekonomik krize sürükleyen, kapitalist ekonomik sistemi on yıllar boyunca rayından çıkaran büyük hatalara da dikkat edilmelidir.

Bedava öğle yemeği olur mu?

Hükümet kumarhaneyi serbest cips/marka dağıtmaya ikna ederse, düzenleyiciler aynı barda içeceklerini yudumlarsa, bar müşterilerinin bir kaç tane riskli bahis oynaması şaşırtıcı değildir.

Bu örnekte suçlu olan ekonominin temel kurallarını küçümseyen, bedava öğle yemeği dağıtmaya kalkan yönetimdir, sistemin kendisi değil. Sürdürülebilir bir çözümle, ekonomi temellerine geri döndürülmelidir.

Ama ortada büyük bir dünya var. Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkeler genişliyor. Batıl yeteneksiz politikacıların kapitalizme şiddetli darbelerine rağmen, dünyada büyüme pozitif yönde gelişiyor. Bu oldukça iyi bir haber. Küresel kapitalizm yüz milyonlarca insanı fakirlikten kurtarmaya devam ediyor. Bu harika bir sistem. Kırmayalım.

Sonuç:

Küresel krizler ve kapitalizm analizi yapılırken, kapitalist piyasaya doğrudan ve dolaylı olarak etki eden, kapitalist piyasanın işleyişini bozan bütün olumlu/olumsuz faktörler dikkate alınmalıdır.

2007 yılı ortalarından başlayan ve 2008’de tam olarak etkisini hissettiren küresel mali kriz, bütün dünya ülkelerini olumsuz etkilemiş, küresel finans piyasaları çökmüştür. Reel piyasalarda talep daralmıştır. Ekonomik büyüme oranları düşmüştür. İşsizlik oranları artmıştır. Yatırım bankacılığı modeli tamamen sona ermiştir. ABD ve Avrupa’da birçok işletme, banka ve sanayi kuruluşu iflas etmiştir.

2008 krizinin bir çok nedeni vardır. Bir kısmına yukarıda değindik. Krizin nedenlerinden birisi de daha fazla kazanma hırsıdır. Eski FED başkanı Alan Greenspan “ABD, yatırımcı bankalara güvenmekle hata yaptı.” demiştir. Yani, sorun kapitalizmde değil, kapitalist sistemin uygulayıcısı olan devletlerin yanlış yönetimindedir.

  • Şeffaflık ilkesi ihlal edilmiştir.

2008 süreci öncesinde finans araçlarında şeffaflık  ilkesine gereken önem verilmemiştir. Bankaların devlete sunduğu raporlar, doğru kabul edilmiştir. Bu arada finans sektöründeki boşluk, aç gözlü finans oyuncularınca doldurulmuştur. Bu durumun da kapitalizmle ilgisi yoktur. Kapitalist sistemin teorisyenleri “bırakın yapsınlar” demişlerdir ama hiç bir zaman “bırakın çalsınlar” dememişlerdir.

Kriz öncesinde devletin bankalara “kredi garantisi” vermesi, uyanıkların, açgözlülerin fırsatçılık yapmalarına olanak sağlamıştır. Eğer devlet küçük bankalara geri dönmesi olanak dışı olan krediler için “ödeme garantisi” vermemiş olsaydı, bankalar kredi zararını devletten tahsil edemeyecekti.

1929 Buhranı sonrasında olduğu gibi, 2008 küresel mali krizi sonrasında da devletler ekonomiye müdahale etmek zorunda kalmıştır. Devletin ekonomiye müdahale etmesi kapitalist sistemde kabul edilen bir ekonomi yönetimi tarzı değildir. Çünkü, kriz öncesi yönetim boşluğundan ya da yanlışlığından istifade eden fırsatçılar, hiç hak etmedikleri halde kar oranlarını inanılmaz derecede arttırmışlardır. Arz-talep dengesiyle kar maksimizasyonunu öngören kapitalist sistem, “çalarak-çırparak her ne şekilde olursa olsun tüketiciyi ve devleti kazıklayarak sermayenizi büyütün” dememiştir.

  • Keynesçi iktisatçılar kötü örnek olmuştur.

Kriz yönetimi sürecince ister istemez Keynesçi iktisatçılar öne çıkmıştır. Keynesçi iktisatçıların vurguladığı gibi, ABD ve Avrupa’da devlet likidite sağlama, iflas eden bankaları kurtarma ve vergi indirimleriyle piyasayı canlandırma şeklinde bir dizi önlemler almak zorunda kalmıştır. Ancak bu yaklaşım tarzı bile gelecek için kötü bir örnek olmuştur.

Hiç bir teorisyen kapitalist ekonomik sistemin piyasa oyuncuları ve toplumlar için %100 mutluluk vaat eden bir piyasa mekanizması olduğunu iddia etmemiştir. 2008 Küresel Krizine yol açan etkenler tam olarak analiz edilmeden, ABD ve Avrupa’yı sarsan bir kriz için “Kapitalist ekonomik sistem olmasaydı, küresel ekonomik kriz çıkmazdı” mantığı, günümüzde kolay kabul edilecek bir yaklaşım tarzı değildir.

Son 200 yıldır olduğu gibi, yakın gelecekte de dünya ülkelerinin çoğunluğu kapitalist ekonomik sistemi kullanmaya devam edecektir. Gelecekte yaşanabilecek muhtemel krizleri önlemek için, küresel krizler ve kapitalizm arasındaki doğrudan ya da dolaylı ilişki tarafsız bir gözle ortaya konmalıdır.

Kaynaklar:

¹Andrew Heywood, Küresel Siyaset, Adres yayınları (2014)

²Don’t blame capitalism for the global financial crisis

³Kapitalist ekonomik sistemler

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

By | 2017-12-07T11:48:34+00:00 Ağustos 4th, 2017|Ekonomi|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: