Realist akım nedir? Uluslararası ilişkilerde realizm etkisi

Realist akım nedir? Uluslararası ilişkilerde realizm etkisi

Realist akım, ya da realizm ‘gerçekçilik’ esasına dayanır. Uluslararası ilişkilerde  etkili olan önemli bir fikir hareketidir. En önemli teorisyenleri Niccolò Machiavelli ve Thomas Hobbes’dir. Thucydides’ten esinlenmiştir.

Realizm, bugün bile uluslararası ilişkiler kuramında hakim düşünce okuludur.

Realist akım ya da realizmin öne çıkan bazı özellikleri:

  • ‘Realist akım’da devletler, uluslararası sistemin bir parçasıdır. Diğer aktörler önemsizdir.
  • Realist akıma göre, devletler arasında insanın doğasından kaynaklanan sürekli bir düşmanlık vardır. Devletler de insanlar gibi egoisttir. Çıkar peşinde koşarlar. Bu da uluslararası ilişkilerde çatışmaya ve anarşiye yol açar.
  • Realist teorisyenler arasında bazı alanlarda fikir ayrılıkları vardır.
  • İnsanların karamsarlığı, kötümser oluşu, uluslararası ilişkilerin merkezindedir ve en önemli belirleyicidir.
  • Her devlet, sistemin bir parçası olarak, kendi çıkarlarını takip etmek ister. Bu normaldir.
  • İnsanın doğasından dolayı, dünya çok tehlikelidir. Devletler için esas problem, böylesine bir tehdit ortamında varlıklarını sürdürebilmektir. Bu nedenle devletler ‘güç’lü olmak zorundadır.
  • Realistler, hiç bir şekilde dünya hakimiyetinin kurulamayacağını kabul ederler.
  • Klasik realizm teorisyenleri güç siyasetini büyük oranda insan bencilliği veya egoizm ile açıklamaya çalışırlar.
  • Realist akım temsilcilerine göre insan doğası çoğu realist için bir başlangıç noktasıdır. Bu yüzden klasik realizm bazen biyolojik realizm olarak da ifade edilir.
  • Temelde kendi iyiliğini düşünen egoistler olmaları nedeniyle insanlar arasındaki çatışmalar, hayatın kaçınılmaz bir gerçeğidir.
  • Klasik realistlere göre bu insan egoizmi devlet egoizmini ortaya çıkararak kaçınılmaz olarak rekabet ve ulusal çıkar peşinde koşmayla tanımlanan bir uluslararası sistem yaratır. Dolayısıyla uluslararası işbirliği ve hatta kalıcı barış ütopik hayallerdir.

Neo-liberalizm ise güç politikasını anarşi ile açıklar. İnsan doğası hakkındaki varsayımlar rekabet ve çatışmayı bireylerin ve dolayısıyla devletlerin yapısıyla değil de uluslararası sistemin yapısıyla açıklayan neo-liberalizmde merkezi bir yer tutmaz.

Realist teorinin ana teması şu formülle özetlenebilir:

EGOİZM+ANARŞİ=GÜÇ POLİTİKASI

 ‘Realist akım’a göre uluslararası sistem anarşiktir

  • Devletler üzerinde, devletlerin politikalarını düzenleyebilecek herhangi bir aktör yoktur. Devletler diğer devletlerle ilişkilerini kendileri düzenler. Uluslararası sistemdeki anarşi, devletlerin kendi egemenliklerinin bir sonucudur. Buna göre anarşinin olmaması aynı zamanda devletin egemenliğinin olmaması anlamına gelecektir.
  • Uluslararası sistemde sürekli düşmanlık durumu vardır.

Realizmin tarihi

Aralarında farklılıklar olsa da; realist akımın temel teorileri tarihi süreç içerisinde aşağıdaki teorisyenler tarafından belirlenmiştir.

  • Thucydides (M.Ö. 460-400): Yunanlı tarihçidir. Realpolitiğin atasıdır.
  • Niccolò Machiavelli: İtalyan’dır. Siyaset filozofu ve teorisyendir. “The Prens” adlı eseriyle ünlüdür. Bu kitapta hükümdarın temel amacının gücünü artırmak olması gerektiğini vurgulamıştır. Devletin gücünü arttırmak için, dini ve diğer etik ilkelerin göz ardı edilebileceğini belirtmiştir. Ahlaki olmayan davranışları, siyasette normal karşılamıştır.
  • Kardinal Richelieu: Fransız devlet adamıdır. Egoizmden kaynaklanan iç çatışmaalrı sona erdirmiştir.
  • Thomas Hobbes: İngiliz filozoftur. Leviathan adlı eseri yazmıştır. İnsanlar henüz devletleşme safhasına gelmeden evvel, herkesin herkesle çıkar için savaş halinde olduğunu ifade etmiştir.
  • Carl von Clausewitz: Prusyalı tümgeneral ve strateji uzmanıdır. Dünyaca ünlü strateji kitabı “Savaş Üzerine-Vom Kriege” adlı eserin yazarıdır.
  • Otto von Bismarck: Ünlü Prusya’lı devlet adamıdır. Uluslar arasında güç dengesini tesis ederek barış ortamını yaratmaya çabalamıştır.
  • Hans Morgenthau Uluslararası İlişkiler disiplininde Realizmin ilk teorileştirme çalışmalarını yaparak realizmin 6 temel ilkesini oluşturmuştur.

Realist akım ve Machiavelli (1469-1527)

Machiavelli genellikle modern siyaset biliminin kurucusu olarak anılmaktadır. “Machiavellianizm” Machiavelli’nin en prestijli olarak The Prince‘de tanımladığı türden vicdansız politikacıları karakterize etmek için yaygın olarak kullanılan olumsuz bir terimdir.

Machiavelli, The Prince adlı yapıtında sahtekârlık ve masum insanları öldürme gibi ahlaki olmayan davranışları siyasette normal ve etkili eylemler olarak tanımladı.

Bazı okuyucular yazarın kötü şeyler öğrettiğini ve zorba yöneticilere güçlerini sürdürmelerine yardımcı olmak için kötü öneriler sunduğu iddia ettiğinde, Machiavelli’nin kitabı The Prince, asıl şöhretini kazandı. Bu yüzden “Machiavellian” terimi genellikle siyasi aldatmacayla, dolandırıcılık ve realpolitikle ilişkilendirilir.

Machiavelli’nin siyaset teorisi, değişmez bir insan doğasının oldukça karamsar ve olumsuz modeline dayanır. Buna göre insanlar doyumsuz, kibirli, düzenbaz, ve kaypak ve hepsinden öte kötü niyetli, insafsız, şiddete yatkın ve vahşidir.

Realist akım ve Thomas Hobbes (1588-1679)

İngiliz felsefeci Thomas Hobbes’in düşüncesi de insan doğasına dair kötümser bir perspektife dayanır. Ona göre insanları yönlendiren şey, rasyonel olmayan arzulardır: Hoşnutsuzluklar, korkular, umut ve arzular ve hepsinden daha yoğun olan daha fazla güç arzusu. Hobbes’e göre hiç bir birey veya grubun tek başına hakimiyet, dolayısıyla düzene dayalı bir yönetim sistemi kurmaya yetecek gücü yoktur. Toplum, siyasi otoriteden ve birey üzerinde resmi kontrollerden yoksundur. Buna ‘doğa hali’ denir. Doğa halinde yaşam yalnız, yoksun, acımasız, ve kısa olacaktır.

Hobbes’in düşüncesine göre diğer koşullar eşit olduğu takdirde, bu dünyada en büyük mutluluk, karamsar olan insanların mutluluğudur. Karamsar insanlar, ölümden korkarlar. Emniyet ve güvenlik isterler. Bu nedenle yönetici olarak her hangi bir hükümdara mutlak iktidar vermeye razı olurlar. Hobbes, Leviathan adlı eserinde şunları anlatıyordu:

“Papazların tezgahı, üniversitelerdir. Üniversitelerdeki bilim dalları da Papalık makamından kaynaklanır. Periler bir insandan memnun olmadıkları zaman, onu cezalandırmak için cinleri görevlendirirler. Kilise de bir sivil otoriteden memnun kalmadığında kendi cinlerini yaratır. Kilisenin cinleri hurafedir, meczup rahiplerdir. Bunlar fitne vaazları vererek hükümdarlarının ayağını kaydırırlar. Bazen de vaatlerle meczup edilmiş bir hükümdar, bir diğerinin ayağını kaydırır.”

Realist akım ve Hans Morgenthau (1904-1980)

Hans Morgenthau’ya göre siyaset insanlar üzerinde güç mücadelesidir. Nihai amacı ne olursa olsun, güç siyasetin birinci amacıdır. Gücü elde etme, koruma ve gösterme biçimleri, siyasal davranış biçimini belirler.

Morgenthau (1904-1980) Amerika’da uluslararası ilişkilerde realist akımı başlattı. Kanunları ve ahlaki yücelten pek çok Amerikalı, eski “güç politikaları” kavramını hatırlatan milli menfaat kavramından hoşlanmadılar.

Hans Morgenthau (1904-1980)

Almanya doğumlu Amerikalı uluslararası ilişkiler teorisyenidir. Nazi Almanyası’ndan göç etmiş bir Yahudi olan Morgenthau, 1973’de ABD’ye göç etti. Akademik kariyerine başladı. Morgenthau’nun “Milletler Arasında Siyaset (Politics Among Nations, 1948) adlı eseri, uluslararası ilişkiler teorisinin gelişiminde büyük etki yaptı. Bu eser sayesinde uluslararası ilişkilerin ‘Papa’sı olarak tanındı.

Siyasal İnsan’ı diğerleri üzerinde hakimiyet kurma yönünde doyumsuz bir arzu taşıyan ve doğuştan bencil bir yaratık olarak tanımladı.

Machiavelli ve Hobbes’un fikirlerinden etkilendi.

‘Güç Siyaseti’ bilimini geliştirmek için çalıştı.

‘Evrensel Ahlakçı’ uluslararası politika yaklaşımlarını reddetti.

Güç dengesi analizi ve ulusal çıkarı geliştirme ihtiyacı temelinde ‘gerçekçi’ diplomasinin önemini savundu.

Diğer önemli eserleri arasında Bilimsel Adama Karşı Güç Siyaseti (Scientific Man Versus Power Politics, 1946) Ulusal Çıkarı Savunurken (In Defence of the National Interest, 1951) ve Amerikan Siyasetinin Amacı (The Purpose of Amerikan Politics, 1960) sayılabilir.

Realist akım ya da realizm teorisyenleri
Realist akım ya da realizm teorisyenleri

Uluslararası ilişkilerde realist akım, Nazi Almanyası’nın parlak bilim adamlarından Hans Joachim Morgenthau tarafından şiddetle savunulmuştur. Morgenthau, Amerika’ya iltica etmiş ve onlara milli menfaatin ne demek olduğunu öğretmiştir.

Morgenthau’ya göre milli menfaatler uluslararası politikaların tek rasyonel anahtarıydı. Bir ülkenin milli menfaatlerini anlamışsanız, dış politika girişimlerini kabaca tahmin edebilirsiniz. O ülkenin devlet adamlarının mesajlarını anlar, düşüncelerinin altında yatan şeyleri tahmin edebilirsiniz. Morgenthau’ya göre, milli menfaatler kavramı gayet tarafsız ve akılcıydı. Akıllı devlet adamları kendi milletlerinin gücünü korumak için ne yapmaları gerektiğini bilir, dışarıdan gözlemleyenler de o milletin bunu niçin yaptığını anlayabilirdi.

Klasik realistler teorilerini insan doğasının kötümser ama gerçekçi modeline dayandırırlar.

Erkekler ve bayanlar politikanın hayvanlarıdır. Doğuşlarından itibaren ‘gücün meyvelerini yemek için’ güç peşinde koşarlar.

Hans Joachim Morgenthau diyor ki:

Ulusal çıkarlara dayanan bir dış politika, aslında evrensel ahlaki ilkelerden esinlenen bir dış politikaya göre ahlaken daha üstündür.

Morgenthau, “bütün politikalar gibi, uluslararası politika da güç mücadelesidir” diyordu.

Morgenthau, “Gücünüzü dikkatli kullanın, boşuna harcamayın” uyarısında bulunuyordu.

Bir milletin gücünü artıran politikalar akılcı, azaltan politikalarsa aptalca politikalardır. Hitler ve Tojo’nun istekleriyle yüz yüze gelen Amerika’nın ne kanunlara ne de ahlaka, sadece güce ihtiyacı vardı.

‘Realist akım’a eleştiriler

Dış politikada ahlaki hedefleri vurgulayan bazı Amerikan düşünürleri (Woodrow Wilson gibi) Morgenthau’nun sözde ahlak dışı yaklaşımını kınıyordu.

Bir milletin en önde gelen ve en hayati menfaati topraklarını korumaktır; bu konu tartışılamaz bile. Diğer konular şartlara göre tartışılabilir ve anlaşılabilir “ikincil menfaatlerdir.”

Üçüncü Dünya ülkelerinin çoğu gibi Vietnam da Amerika için hayati bir menfaat konusu değildi. Vietnam, muhafazakar Morgenthau’ya göre Amerika’nın gücünü boş yere harcamasına sebep olan mantıksız bir savaştı. Bu açıdan bakıldığında “ahlak kurallarını hiçe sayan” Morgenthau, Vietnam’ın iyi bir savaş olduğunu iddia edenlere göre daha ahlaklıydı.

Morgenthau’nun yaklaşımı ile ilgili sorun, milli menfaat konusunun genellikle ağır basan mantık dışı yanlarıyla ilgili hiçbir hazırlık yapmamasıydı.

Liderler aptalca bir yaklaşımla milli menfaat konusunu çok fazla açıp güçlerini zayıflatabilirlerdi, bu da milletin güçsüz düşmesi anlamına gelirdi.

Tüm ülkelerin milli menfaatleri akılcı olsaydı harika olurdu; o zaman hepsinin sınırları ve yapacakları belli olurdu.

Morgenthau’nun sınırlı ve akılcı bir milli menfaat kavramı, aslında ülkelerin bu tür politikaları benimsemeleri gerektiği konusunda örnek teşkil eden bir tartışmaydı. O zaman problemler barışçı diplomasilerle çözüme ulaştırılabilirdi. Aslında, büyük realist Morgenthau, büyük bir ahlak hocasıydı.

Kaynaklar:

¹ Uluslararası İlişkiler, Michael G.Roskin ve Nicholas O. Berry, Adres yayınları,2014.

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay