Güç dengesi teorisi nedir? Güç dengesi barışı korur mu?

//Güç dengesi teorisi nedir? Güç dengesi barışı korur mu?

Güç dengesi teorisi nedir? Güç dengesi barışı korur mu?

Güç dengesi nedir?

Güç dengesi, uluslararası ilişkiler teorisinde en eski ve en temel kavramlardan biridir. Bu modele göre, büyük güçler arasındaki askeri ve malzeme yeteneklerindeki dengesizlikler ve konsantrasyonlar kontrol edilmekte, bu suretle uluslararası sistemdeki büyük güçlerin hayatta kalmasını sağlamak için denge sağlanmaya çalışılmaktadır.

Bir güç dengesi, rakip güçler arasındaki istikrar halidir. Uluslararası ilişkilerde, ülkeler arasındaki denge veya herhangi bir devletin aşırı güçlenmesini önlemek için kurulan ittifak sistemleridir. Bunu sağlayan devlet/ittifak geri kalan devletler üzerinde iradesini uygulama yeteneğini kazanmış olur. Kendini korumanın birincil yol gösterici ilke olduğu politik gerçekçiliğin ortak bir yönüdür.

Güç dengesi, tehdit unsuru devletlere karşı denge kurabilmek için ittifak kurmayı öneren teoridir. 19 ncu yüzyıl bir güç dengesi sistemine örnek teşkil eder.

Güç dengesi sistemi ne zaman olur?

Güç dengesi sistemi bir kaç ana ülkenin benzer bir güce sahip olduğu ve bu güçlerini ittifaklar yoluyla aşağı yukarı dengelediği belli periyotlarda olur.

Eğer A ülkesi B ülkesi tarafından tehdit edildiğini hissederse, B’yi caydıracağı umuduyla C ülkesiyle bir ittifak kurar. Daha sonra onların hepsi D ülkesinin gittikçe artan gücüne karşı kendilerini korumak için bir ittifak oluşturabilir.

Bu yol her zaman işe yaramamış olsa da tarih boyunca savaşların vahşetini ve sayısını sınırlandırmaya yardım etti.

Teorisyenler bir güç dengesi sisteminin çalışmasının bir ortak kültürü ve bakış açısını ve sistemi çökertmemeye dair bir sadakati paylaşan en az beş ana oyuncu gerektiğini söyler.

Güç dengesi bir poker oyunu gibidir; ki poker oyununda bütün parayı kazanmak yerine oyunun sürüp gitmesini tercih edersiniz, dolayısıyla diğer oyuncuları iflas ettirmekten uzak durursunuz.

Tarihçiler iki büyük güç dengesi çağı tespit eder

1648’den 1789’a ve 1814’ten 1914’e çoğu Almanya’da yaşanan Otuz Yıl Savaşları Katolikleri Protestanlarla karşı karşıya getirdi ve İkinci Dünya Savaşı’na kadar tarihteki en kanlı savaştı. Otuz Yıl Savaşları 1648’de Westphalia Barışı ile sona erdiğinde Avrupa’nın monarkları birbirlerini yeterince hırpalamış ve Fransız Devrimi‘ne (1789) kadar süren bir güç-dengesi sistemi inşa etmişti. Westphalia (Vestfalya) sistemi aynı zamanda egemenlik konseptini de tesis etti.

Napoleon eski sistemi sınırsız ihtirasla ve Avrupa’nın çoğunu fetheden kitlevi bir orduyla altüst etti. Napoleon poker oynadığında diğer bütün oyuncuları iflas ettirmeye çalıştı (aynı zamanda hile de yaptı). Eski sistemi karakterize eden sınırlama ortadan kalkmış oldu.

Napoleon 1814’te yenilgiye uğratılınca, Avrupa’nın önemli figürleri Avusturya Prensi Metternich’in rehberliği altında Metternich sistemi adı verilmiş olan bir güç dengesi sistemini restore etmek için buluştu. Bu sistem onlarca yıl gayet iyi işledi. Fakat bu, yalnızca monarklar ihtiraslarım dizginlediği ve meşruluk ve istikrar değerlerini paylaştığı sürece böyle oldu. Bu sistem 19. Yüzyılda milliyetçiliğin tesiri altında —özellikle 1871’de Alman birleşmesi ile— Birinci Dünya Savaşı’nda ortadan kalkıncaya kadar erozyona uğradı. O zamandan beri bir güç dengesi sistemi var olmadı. Bazıları yeniden böyle bir sistemin var olamayacağını söylemektedir.

Güç dengesi barışı korur mu?

Bazı bilim adamları, güç dengesi var olduğu farz edildiğinde, Yedi Yıl Savaşları (Amerikalıların Fransız-Hint Savaşı adını verdiği savaş) veya 1850’lerin Kırım Savaşı gibi iğrenç savaşların var olduğuna işaret ederek güç-dengesi teorisini reddeder. Güç dengesi teorisyenleri bunların, genel sistemi çökertmemiş nispeten küçük savaşlar olduğunu söyleyerek cevap verir.

Bazı yazarlar güç hiyerarşisinin —güç dengesinin zıddı— barışı koruduğu görüşünü savunur. Uluslar, güç merdivenindeki yerlerini bildikleri zaman muhtemelen daha dikkatli davranırlar. Büyük, kesin sonuçlu bir savaş geriye tepede bir muzaffer ve dipte bir kaybeden bırakır ve bu onlarca yıl sürecek bir barış getirir. Eleştirmenler güç dengesi savunucularının bu hiyerarşiyi hiçbir zaman var olmamış bir denge sanma hatasına düştüğünü söyler. Bütün bu tür hiyerarşiler geçicidir ve en sonunda zayıf devletler güç kazanmaya hakim devletler güç kaybetmeye başladıkça bozulur.

Öyle ya da böyle, iki yeni doğan güç, imparatorluklarını kurmak isteyince 19. Yüzyıl sistemi çökmeye başladı. Almanya ve Japonya, sistemi Berlin’in dediği gibi “güneş altında bir yer” talepleriyle bozdu.

Alman birleşmesi (1871) ve Japonya’nın Meiji Restorasyonu (1868) var olan sistemi altüst etmeye hevesli güçlü, tatminsiz ülkeler yarattı.

Almanya, Güney Afrika’da İngilizlere karşı savaşan Boerler’i silahlandırarak, Britanya ile savaş gemisi yapımında yarışa girişerek ve Fas’a açıkça müdahale ederek Fransa’yla çatışınca 19. Yüzyıl sonlarında sarsıntılar başladı. Aynı sıralarda Pasifik’te Japonya, Rusya ve Çin’e saldırıp onları yendi ve Kore’yi işgal etti. 19 ncu yüzyıl’ın güç dengesi sistemi 20 nci yüzyıl başladığında artık işler durumda değildi.

Güç dengesi sistemi ittifaklar yapmaya ve sonra onu değiştirip yeniden ittifaklar kurmaya muktedir en azından beş oyuncu gerektirir. Esneklik ve ihtiras yokluğu buradaki anahtarlardır. Onun yerine Avrupa birbirine düşman katı iki ittifaka bölündü. Bir ittifak üyesi savaşa girince -ilk olarak Avusturya Sırbistan’a karşı- müttefiklerini peşinden sürükledi. Birçok kimse o zaman bunu anlamamış olsa da, savaş patladığında güç dengesi sistemi iflas etmişti.

Uluslararası ilişkilerde ‘güç’ nedir?

Uluslararası ilişkiler daha çok güce, bir ülkenin başka bir ülkeye bir şeyi yaptırma (veya bazen yaptırmama) kabiliyetine dayanır.

Güç: Taraflardan birinin diğerine isteklerini yaptırma kabiliyetidir.

Uluslararası ilişkiler egemen varlıklar arasında (yani devletler arasında), iç politika ise bir egemen varlığın (yani devletin) içinde cereyan eder.

Uluslararası hukuk kuralları ve kurumlar iç kanunlara ve kurumlara dayandığı için çok zayıftır. İç politikada biriyle münakaşa ettiğimiz vakit kanunu kendi ellerimizle uygulamayız; onu hemen mahkemeye verebiliriz. Uluslararası ilişkilerde ise bazen tam tersi olur. Mahkeme yoktur ve devletin kendi kendine yardım etmesi tek seçenek olabilir.

Bazı düşünürler der ki, uluslararası ilişkiler uluslararası anarşi ortamında boy gösterir.

Uluslararası anarşi: Bağımsız ülkelerin diğer ülkelerle anlaşmazlığa düşmesini başka hiçbir gücün önlememesi.

Fakat uluslararası ilişkiler bütünüyle düzensiz değildir. Bir miktar düzen milletler arasındaki nisbi güçten doğar.

Mesela, 19. Yüzyıl boyunca İngiliz İmparatorluğu ‘güçlü olduğu için’ bir yüzyıl boyunca yerküreyi istediği gibi tanzim etti ve küçük, zayıf ülkeler genellikle ona itaat etti.

Güç dengesi: Dünden bugüne Avrupa güç dengesi sistemi

Güç dengesi: Dünden bugüne Avrupa güç dengesi sistemi

Gücün yerküre üzerinde dağılımı

Bu tür güç ilişkileri uluslararası sistemleri, gücün yerküre üzerinde dağıtılma biçimini yaratır.

Bir uluslararası sistem belirli bir zaman dönemi için bir tür güç haritasıdır. Eğer cari sistemi —kimin ne tür güce sahip olduğunu —doğru şekilde kavrayabilirseniz nerede duracağınızı ve gücünüzü ne zaman ve nasıl kullanacağınızı bilirsiniz.

Mesela, çok sayıda ülke aşağı yukarı aynı güce sahipse, bu muhtemelen halihazırda incelenmekte olan bir güç dengesi sistemidir.

Eğer sadece tek bir ülke yer yüzünü denetlemek için yeterli güce sahipse (ki bu pek muhtemel olamaz), bu bir tek-kutuplu (unipolar) sistem olabilir.

20. Yüzyıl’ın sahne olduğu dört uluslararası ilişkiler sistemi şunlardır:

Birinci Dünya Savaşı öncesi:

XIX. Yüzyıl’da 1914’e kadar büyük Avrupa imparatorluklarının hâkimiyeti. Sistemler teorisinde bu dönem bir güç dengesi sistemine örnek teşkil eder fakat bu sistem 1910’a gelindiğinde çökmüştür.

Birinci Dünya Savaşı’ndan İkinci Dünya Savaşı’na.

İmparatorluklar 1914’ten 1945’e kendi kendilerini tahrip etti. Tehditlere cevap vermeyi reddeden birkaç ana oyuncuyla iki savaş arası dönem bir “güç dengesizliği” (anti-balance of power) olarak isimlendirilebilir. Asli olarak istikrarsız ve geçicidir.

Soğuk Savaş.

Geleneksel Avrupa güçlerinin çöküşü, ABD ve Sovyetler Birliğini iki-kutuplu bir sistem içinde birbiriyle karşı karşıya getirdi. Fakat süper güçler 1945’ten 1980’lere kadar bloklaştı ve kendilerini tüketti, böylece iki-kutuplu sistem parçalandı.

Soğuk Savaş sonrası.

Sovyetler Birliği’nin çökmesi iki-kutupluluğu sona erdirdi. Fakat çok-kutupluluktan (birkaç güç merkezinin olması) kaos bölgelerine ve globalleşmeden medeniyetler çatışmasına uzanan bir yelpazede yeni sistem üzerine fikirler tartışılmaktadır. Burada da birkaç ihtimali ele alacağız.

Bu dönemleri ve sistemleri çok somut sanmayın. Bunlar yalnızca realiteyi kavramaya yönelik teşebbüslerdir; nadiren gerçeğin kendisidir.

Somutlaştırma sosyal bilimlerde devamlı teşebbüs edilen bir iştir. Öğrenciler sınavlara hazırlanmak için genellikle derli toplu tabloları ezberlerler, fakat bu tablolar gerçeğin kendisi değil, gerçeğe yakın şeyler olarak önemlidir.

Önceki listede bir dönemin bir sonrakiyle üst üste binebileceğine dikkat edin. Avrupalı İmparatorluklar 1945’te bir anda ortadan kalkmadılar, otuz yıldan daha uzun bir sürede yavaş yavaş yok oldular.

Kafa karıştırıcı bir dünyayı anlamaya çalışmak için sosyal bilimciler çok karmaşık bir realiteyi, hepsi de zihinsel oluşumlar olan teorilere, modellere, zaman dönemlerine ve kavramsal çerçevelere göre basitleştirmek zorundadırlar. Sistemler yaklaşımı böyle bir çerçevedir.

Somutlaştırma: Bir teoriyi gerçek zannetme.

Uluslararası ilişkilerde ‘sistemler’

Aslında uluslararası ilişkiler düşünürleri “sistemler” kavramını iki farklı fakat birbiriyle örtüşen şekilde kullanır.

İlk olarak, dünyada reel bir sistem vardır, fakat bu sistem karmaşık, değişebilir ve tanımlanması zor bir sistemdir.

İkincisi, kafamızda inşa ettiğimiz reel sistemi izah etmeye çalışan basitleştirilmiş bir sistem vardır. İdeal olanı kafamızdaki sistemin dünyadaki sistemle çakışmasıdır. O zaman rasyonel ve başarılı dış politikalar icra edebiliriz.

Fakat kafamızdaki resim realiteyle örtüşmezse korkunç, maliyetli hatalar yapabiliriz.

Mesela, Soğuk Savaş için eğitilmiş olan karar vericiler sanki uzak toprakların kontrol edilmesi üzerindeki vurgulamasıyla birlikte sistem hala iki-kutuplu sistemmiş gibi davranırlarsa, kabilesel ve dinsel nefretler tarafından harabeye dönüştürülmüş yerlerde bataklığa saplanırlar. Bazı eleştirmenler George Bush’un önce milli güvenlik uzmanı, sonra dış işleri bakanı olan Sovyet uzmanı Condoleezza Rice’ın Irak ve Afganistan Savaşları’nı Soğuk Savaş çatışmaları gibi muameleye tabi tutmakla itham etti. Bütün dünyada katliamları durdurmaya ve demokrasiyi teşvik etmeye çalışırsak “kaos bölgelerinde” bazı iğrenç gerçeklerle karşılaşabiliriz. Cari sistemi düzeltmek demek, olaylara karşı çatışmak yerine olayların akışına ayak uydurmak (ve bazen onları manipüle etmek) demektir.

Kaynaklar:

¹ Uluslararası İlişkiler, Michael G. Roskin ve Nicholas O. Berry, Adresy Yayınları (2014)

² Balance of Power Theory

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

By | 2017-04-23T23:46:00+00:00 Nisan 23rd, 2017|Harp ve Strateji|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: