Dünyayı kim yönetiyor? ABD dünyanın gerçekten sahibi mi?

//Dünyayı kim yönetiyor? ABD dünyanın gerçekten sahibi mi?

Dünyayı kim yönetiyor? ABD dünyanın gerçekten sahibi mi?

“Dünyayı kim yönetiyor? Dünyanın sahibi kim?” soruları 7,5 milyar insanın yaşadığı dünyamızda çokça sorulmaktadır. Bu yazımızda batılı ünlü siyaset eleştirmenlerinin fikirlerinden yararlanarak, ABD’nin dünyayı nasıl yönettiğini açıklamaya çalışacağım. “Çalışacağım” diyorum çünkü dünyayı idare edenler ortalıkta görünen kişiler veya kurumlar değil. Her yaptıkları eylem çok gizli. Bizim gördüklerimiz başka, gördüklerimizin ardında yatan gerçekler ise bambaşka.

Dışarıdan birinin ABD konusunda eleştiri yapması değerli olabilir. Ancak, Noam Chomsky ve Stephen Krasner gibi çok bilinen, çok tanınan uzmanların kendi ülkeleri olan ABD hakkında eleştiri yapması önemsenmelidir.

Kitlelerin örgütlü alışkanlıklarının ve görüşlerinin bilinçli ve akıllıca manipüle edilmesi demokratik toplumda önemli bir unsurdur. Bu görünmeyen toplum mekanizmasını manipüle edenler, ülkemizin gerçek iktidar gücü olan görünmez bir hükümet oluşturmaktadır. Biz hiç duymadığımız insanlar tarafından yönetiliyoruz, zihnimiz dar kalıplara sıkıştırılıyor, zevklerimiz şekilleniyor ve çoğunlukla bizim adımıza fikirler öneriliyor. Bizi idare eden hükümet kabinesinde yer alanlar, gerçekte birbirlerini tanımıyorlar.  (Edward L. Bernays, Propaganda-1928)

10 yıl önce birisine, hükümet politikası, uluslararası hukuk, çeşitli genel kurallar/yönetmelikler ve daha pek çok şeyin ardındaki olayları planlayan bir çeşit gizli grup ya da “gizli hükümet” var olduğunu söyleseydiniz, size “komplo teorisyeni” derlerdi. Bugün Edward Snowden, Julian Assange ve onlar gibi ihbarcılar tarafından sızdırılan bilgilerin bir sonucu olarak büyük ölçüde gizli hükümetler tarafından yapılan “gizli şeyler” hakkında daha fazla bilgiye sahibiz. Onların cesareti, kitleleri başlangıcından beri kör eden gizlilik dünyasına ışık tuttu.

  • ABD Hükümeti’nin her yıl 500 milyondan fazla sayfayı sınıflandırdığından haberiniz var mıydı?
  • Amerika Birleşik Devletleri’nin gizli devlet kurumları geçmişine sahip olduğunu biliyor muydunuz? Örneğin, Ulusal Güvenlik Ajansı (The National Security Agency-NSA) 1952’de kuruldu, ancak varlığı 1960’lı yılların ortalarına kadar gizlendi.
  • Ulusal Keşif Bürosu (The National Reconnaissance Office) 1960’da kuruldu, ancak 30 yıl boyunca tamamen gizli kaldı.

Birkaç yıl önce eski istihbarat elemanı Edward Snowden tarafından resmen açıklanan gizliliğin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Kimsenin içeriğini bilmediği ve asla bilemeyeceği “kara bütçeli (black budget) bir hükümet” tarafından yönetildiğimizi en azından bugün biliyoruz.

Kanada eski Ulusal Savunma Bakanı Paul Hellyer, dünya ekonomik krizinin devam ettiği 2008 yılında verdiği bir beyanatta ABD’nin gizli operasyonlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “ABD’nin yıkıcı bir savaşa başlaması ironiktir.  En endişe verici gelişmeler kendi arka bahçesinde gerçekleşirken, iddiaya göre ABD İran-Irak-Kuzey Kore’de kitle imha silahları arayacakmış. ABD’nin artık kendisini demokrasi olarak adlandırmakta zorlandığı bir dönemde, bu ülkelere demokrasi getirmek için yıkıcı ve pahalı savaşlara girişeceğini söylemesi ironiktir. Üstelik operasyonlara harcanacak milyarlarca dolar kongresinin bilgisinin dışında ve ‘kara para’ dır.”

ABD’ni anlayamayan genelkurmay başkanı

Mart 2003’te ABD Ordusu Irak’ı işgal ederken dönemin Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök şöyle bir beyanat vermişti: “ABD’nin Irak’ta ne yapmak istediğini bilmiyoruz…Denizler ötesinde kendilerine tehdit olduğunu söyleyenlerin aynı tehdidin hududun hemen ötesinde olduğunu söyleyen Türkiye’yi inandırıcı bulmamalarını anlamakta güçlük çektiğimi ifade etmek istiyorum…Şayet bir gün işler kontrolden çıkarsa dilerim bu dostlarımız şimdi karşı çıktıkları hareketleri yapmamızı (Irak’a asker sokmamızı) bizden istemek zorunda kalmasınlar.”

Orgeneral Hilmi Özkök ve onun gibi ABD’nin bir ülke veya bölgede ne yapmaya çalıştığını anlayamayan asker ve siyasetçilere yanıtı, aslında aski ABD Başkanlarından olan George W. Bush’un siyasi danışmanı çok önceden vermişti: Bush’un Başdanışmanı 14 Ekim 2004 tarihli New York Times Magazine’de yayınlanmış olan makalesinde şöyle diyordu:

“Biz artık bir İmparatorluğuz ve harekete geçtiğimizde kendi gerçekliğimizi yaratırız. Sizler tüm mantığınızı kullanarak bu gerçekliği incelerken biz yeniden harekete geçer; daha yeni, başka gerçeklikler oluştururuz; siz bunu da incelerseniz ve işler bu şekilde sürüp gider. Biz tarihin aktörler iyi. Ve siz, siz hepiniz, biz her ne yapıyorsak incelemekle yetineceksiniz.”

ABD haricindeki dünya ülkelerinin ABD’nin “nerede, ne zaman, nasıl, ne yapmak istediği”ni anlaması, dünyanın barış ve refahı açısından hayati öneme sahiptir.

“İlkel ve vahşi toplumlarda resmi ideoloji herkesin önünde ilan edilir ve bu ideolojiye itaat etmek mecburidir. Sizin neye inandığınız kendi bileceğiniz bir iştir ve daha az öneme haizdir. Devletin güç ile kontrol etme kudretini kaybettiği toplumlarda, herhangi bir resmi ideoloji ilan edilmez. Bunun yerine, bir ideolojinin var olduğu alttan alta kabul edilir ve ardından da açıkça söylenmemiş doktriner ortodoksluk tarafından dayatılan sınırlar dahilinde güçlü bir tartışma alevlendirilir. Basit sistem, doğal bir inançsızlık durumuna neden olur. Karmaşık sistem ise, açıklık ve özgürlük hissi verir ve hiç kuşku yok ki soluduğumuz hava gibi resmi ideolojiyi iyi aşılamaya hizmet eder.1

ABD-İran güç mücadelesi

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki birbirini karalama ve kötüleme yarışı devam etmektedir. Bazen kötüleme yarışı tırmanmakta, İran ABD’ye ‘büyük şeytan’ demektedir. ABD, İran’ı Kuzey Kore ve Saddam Hüseyin dönemi Irak’ı ile birlikte “şer”ekseninde göstermekte, kendi ürettikleri istihbaratları gerekçe göstererek İran’ı tehdit etmekte, adeta ABD’nin politika yapım organı olan Birleşmiş Milletler kararlarına dayanarak İran’a ambargo uygulamakta, İran’ın can damarı olan Hürmüz Boğazı’na donanma sevk etmektedir. ABD’nin defalarca tekrarladığı bu ve benzeri politikalarına hiç bir dünya ülkesi ses çıkaramamaktadır.

ABD-İran ilişkilerindeki gerginlik ABD destekli Şah rejiminin 1979’da Humeyni taraftarlarınca devrilmesinden beri aralıksız devam etmektedir. Çoğu Amerikalının İran’la görüşme ve uzlaşma çağrılarına Washington idarecileri dudak bükmekte, İran’ı küçümsemektedir.

ABD dünyanın sahibi mi?

ABD’nin İran’la ilişkilerinde de gördüğümüz gibi, aslında ABD kendini dünyanın hakimi kabul etmektedir. Amerikan vatandaşları hariç, dünyanın geri kalan insanları yönetilmeye muhtaçtır. İlkel toplumlarda olduğu gibi, dünyanın her neresinde olursa olsun muhakkak her devlet ABD’nin dediklerini yapmalıdır. Dünya devletleri Washington ne emir verirse, o emre aynen uymalıdır. İsrail sayısız nükleer bomba üretmeli ama İran’la Pakistan üretmemelidir. Şer üçgenindeki Kuzey Kore, İran ve Irak nükleer silahın “N”sini dahi ağızlarına almamalıdır.

Fransa ABD’nin onayı ile Kuzey Afrika’da, Batı Afrika’da istediği ülkede askeri harekat icra edebilir ama Türkiye 1984’ten beri bağımsızlığını tehdit eden PKK’yı yok etmek için Kuzey Irak’a operasyon yapamaz.

Resmi ideoloji, Amerikan ideolojisidir. Bunu herkes bilmeli  ve bu ideolojiye herkes itaat etmelidir.

Irak’ın işgali ve sonrası

Mart 2003’te Başkan Bush idaresindeki ABD, doğru dürüst bir direnişle karşılaşmadan müttefikleriyle birlikte Irak’ı işgal etti. ABD, halkının çoğu Şii olan Irak’ta, Sünni Saddam Hüseyin rejimini devirdi. Dünya devletleri günlerce Bağdat’ın bombalanmasını canlı yayında izledi. ABD işgali Bağdat’ta İran yanlısı Şii hükümetlerin idareyi ele almasını sağladı. Hiç bir devlet “Ey ABD sen Şii İran’la düşmansın, ama Bağdat’ta İran yanlısı Şiileri iktidara getiriyorsun” diyemedi. Çünkü, dünyanın önemli bir bölgesi olan Orta Doğu’da da söz söyleme hakkı sadece süper güç ABD’ne aitti.

Kasım 2008’de seçimleri kazanan demokrat Başkan Obama yönetimindeki ABD, yurt dışında görevli asker sayısını azaltmaya başladı. Buna Irak da dahil oldu. ABD, 2011 sonuna kadar Irak’taki askerlerini geri çekme kararı aldı. ABD’nin çekilmesinden sonra Irak’ta güç boşluğu doğdu.

Irak-Suriye’de güç boşluğu ve IŞİD

Dünya tarihinde her zaman yaşandığı gibi, bir yerde oluşan güç boşluğu muhakkak başka bir güç tarafından doldurulmaktadır. Bu kural Irak’ta da geçerli oldu. Özellikle Ocak 2014’ten itibaren ortaya çıkan el-Kaide’den türeme Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak ve Suriye’de hakimiyet kurmaya başladı.

ABD’nin Orta Doğu’da pasif kalması

Şam ve Bağdat’ta Şii idareciler vardı. IŞİD ise Sünnilik propagandası yapıyor, katı “şeriat kuralları” uyguluyordu. Kendisini dünyanın sahibi sanan ABD, Irak ve Suriye’de meydana gelen bu gelişmelere başlangıçtan itibaren kayıtsız kaldı. Belki de kasıtlı olarak IŞİD’in yükselmesini görmek istemedi. Nedeni ne olursa olsun, ABD uzun süre IŞİD’le beklendiği ölçüde savaşmadı. Kürtleri ve Suriyeli muhalifleri kullanarak Irak ve Suriye’de “vekalet savaşları” yürüttü. IŞİD’in göz göre göre Irak ve Suriye’de hakimiyet kurmasına Ağustos 2014’e kadar adeta göz yumdu. Bu süreçte Şam ve Bağdat’taki Şii/Alevi hükümetlerin de gizli veya açık daveti ile Irak ve Suriye’ye Şii kökenli savaşçılar girdi. Lübnan merkezli Hizbullah örgütü, bütün gücüyle Mart 2011’den beri zaten Suriye’de Esat rejiminin yanında savaşmaktaydı. ABD, İsrail’in nefret ettiği ve İran tarafından desteklenen Hizbullah’ın Suriye’deki tutumuna da sessiz kaldı. Ne de olsa dünyanın sahibiydi.

By | 2017-12-07T11:02:18+00:00 Haziran 17th, 2017|Amerika|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: