Din ve devlet ilişkileri: Modern devletler ve din özgürlüğü

//Din ve devlet ilişkileri: Modern devletler ve din özgürlüğü

Din ve devlet ilişkileri: Modern devletler ve din özgürlüğü

Günümüzde din ve devlet ilişkileri, devlet politikalarında dini grupların rollerinin ne olması gerektiği konusunda tartışmalar yapılmaktadır. Aslında din ve devlet ilişkilerindeki bitmek bilmeyen tartışmaların tarihi, insanlığı var oluşuyla birlikte başlamıştır.

Din ve devletin insani kurumlar arasında çok güçlü ve köklü bir yeri vardır. Din ve devletin uygun bir şekilde birbiriyle nasıl ilişkilendirileceği sorusu eski dönemlerden günümüze kadar tartışılmaktadır.

‘Din ve devlet ilişkileri’nin tarihi

Din insan varlığının çok derin ve dominant bir özelliğidir. İnsan toplumlarında dinin önemli roller oynamadığı örnekleri bulmak çok zordur ya da bu tür örnekler çok nadirdir.

Din gibi devlet de insan toplumlarının hakim bir özelliğini oluşturmaktadır.

Tarihin akışı içinde hükümetten yoksun bir insan toplumu bulmak çok zordur.

İnsan toplumlarında din ve devletin kalıcı varlığı ve gücü insan toplumlarını sürekli şu soruyla yüz yüze bırakmıştır: İnsan hayatının din ve devlet boyutunu birbiriyle nasıl ilişkilendirebiliriz?

Din ve devlet ilişkileri: Özgürlük meselesi

Budizm, Hinduizm, Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık gibi dini çoğulculuk, devlet ve dini gruplar arasında gerilimlere neden olmaktadır. Giderek artan özgürlük beklentileri, toplumların refah seviyesinin artması devleti idare edenleri toplumun din dahil bütün özelliklerine karışmaya yönlendirmiştir. Modern Çağda, din ve devlet ilişkileri sorgulanmaktadır.

Devletin dini gruplara tarafsız yaklaşmaması

Devletin dini gruplara daha fazla yaklaşması, bu yaklaşımda tarafsız davranamaması, dini ve politik kurumlar arasında iyileşme sağlanması bir yana, geçmişte var olan ilişkileri zayıflatıp tehdit etmektedir.

Din ve devlet ilişkileri konusunda devletin takip edeceği politika bütün dini gruplar arasında, ek olarak dini gruplar ile laik görüş sahipleri arasında tarafsız olmaya dayanmalıdır. Bu tarafsızlık politikası her ulusun doğal bir karakteristiği olan dini çoğulculuğu göz ardı etmemelidir.

Devletin bazı dini grupları desteklemesi

Devletin işine geldiği şekilde, bazı dini grupları destekleyip diğerlerini desteklememesi, dini grupları desteklerken laik görüş sahiplerini göz ardı etmesi -veya tersi- devletin gerçek anlamda tarafsız kalamadığının göstergesidir. Din ve Devlet İlişkileri açısından, bu tarz bir tutum, toplumsal çatışmaların kıvılcımını ateşler.

Özel dini organizasyonlar

Liberalleşme ve özelleştirme kapsamında devletin yaptığı birçok aktivite ve program özel organizasyonlara devredilmektedir. Bu özel organizasyonların çoğu dini hayır kurumlarıdır.

Batılı hükümetler özel dini organizasyonların toplumda daha geniş roller üstlenebileceklerini düşündükçe din ve devlet ilişkisi ile ilgili sorunlar da büyümektedir.

Devletin yapmış olduğu bazı aktivite ve programlar devlet finansmanıyla özel kurumlara devredildiği takdirde bu özel kurumlar dini niteliklerini kaybedebilirler mi?

Özel organizasyonların dini nitelik ve oryantasyonlarını kaybetmeleri gerekiyor mu?

Özel dini organizasyonların devlet destekli programlardan dışlanmaları bir ayrımcılık biçimi değil midir?

Bu sorular yeni değildir. Din ve Devlet İlişkileri bakımından hükümetler sağlık, eğitim ve diğer hizmetleri özel kurumlara devretmeyi esas alan kamusal politikalar oluşturma eğilimi içine girdikçe, yukarıdaki sorular üzerinde geçmişte olduğundan daha çok durulmaktadır.

İstikrarlı demokrasilerde din ve devlet ilişkileri

Toplumsal refah ya da normlara zıt olan din motifli davranışlara demokratik bir idare nereye kadar izin verebilir?

Bir grubun dini özgürlüğünü kullanması sonucunda toplumsal hayatın işlevselliği kesintiye uğruyorsa ya da diğer insanların sağlık ve güvenliği tehlikeye giriyorsa toplumun geniş kesimlerinin refahı için dini özgürlük iddialarından vazgeçilmesi gerektiği konusunda genel bir fikir birliği vardır.

Birçok Batı demokrasisi bu temelden hareketle dini özgürlükler konusunda tavır geliştirmektedir:

Dini törenler

Batılı demokrasiler dini gömme pratiklerinin normal sağlık standartlarına uygun yapılmasını ve dini törenlerin uygun zaman ve büyüklükte gerçekleştirilmesini şart koşmaktadırlar.

Fakat bu tavır birçok soruyu beraberinde getirmektedir.

Dini motifli davranışların sınırlaması için hükümetin kullandığı kamusal sağlığa ve güvenliğe tehdit oluşturma gerekçesi ne kadar ciddidir?

Hükümete dini motifli pratikleri yasaklama ya da sınırlama hakkı veren toplumun normal işlevinin kesintiye uğraması durumu ne kadar önemlidir?

Dini özgürlüğün sınırları

Sorunun toplumsal normları ihlal eden dini gruplarla ilgili bir boyutu da vardır. Modern demokrasiler –dini çoğulculuğu ne kadar benimserse benimsesinler- dini inancın gereği olarak insanın kurban edilmesine izin veremezler.

Dini özgürlük adına insanın kurban edilmesine izin verilmesi toplumu bir arada tutan insan hayatına saygı gibi bir değerin ihlal edilmesine neden olacaktır.

Din özgürlüğünü benimsemiş demokratik toplumlar insan için vazgeçilmez olan kesin norm ve değerlerden vazgeçemezler ve dinin onların ihlal edilmesinin temeli olarak kullanılmasına izin veremezler.

Bu durumlarda din geniş toplum kesiminin değerlerine uymak zorundadır.

Modern çağda dini gruplar bu değerleri ihlal ettikleri takdirde onlara karşı yasal güç ve yaptırım kullanılmalıdır.

Politik düzen bazen belirli dini uygulamaları yasa dışı sayabilir ya da onları cezalandırabilir.

Din adına yapılan uygulamalardan hangisine izin vermeli?

İnsanın kurban edilmesi konusundaki yasaklama kabul edilebilir fakat poligami (çok eşlilik) gibi bir konuda nasıl tavır takınacağız?

Kadının sünnet edilmesine günümüzde ne diyeceğiz?

Kadının sünnet edilmesi bazı Afrika kültürlerinde dini tören olarak uygulanmaktadır.

Batıda yaşayan Afrikalıların bu töreni yapmalarına izin mi verilmelidir?

Batı toplumlarındaki Müslüman okullar Batının reddettiği değer ve tavırları öğrettikleri zaman – toplumda kadının rolüyle ilgili konular gibi- ne yapacağız? Bunlar önemsiz sorular değildir.

Modern çağda din ve devlet ilişkileri

Modern çağda din ve devlet ilişkileri yönünden dini özgürlük temel bir özgürlüktür.

Birçok Amerikalı dini özgürlüğe ‘birincil özgürlük’ olarak atıfta bulunmakta ve onun için dini özgürlük Haklar Düzenlemesindeki yerinden çok daha fazla şeyi ifade etmektedir.

Din savaşlarının korkunçluğu ve sapkınların ateşte yakılması din özgürlüğünün öneminin canlı tanıkları olarak hatırlanmaktadır. Din özgürlüğüne hiç kimse lütuf olarak bakamaz ve onu kenarından bile olsa çiğneyemez.

Toplumsal birlik ve refahın önemi

Din ve Devlet İlişkileri perspektifinden bakınca, din özgürlüğü kadar toplumsal birlik ve refah da önemlidir.

Bir toplumu toplum yapan temel aynı bölgedeki insanların karışımından fazla bir şeydir.

Bir toplumu toplum yapan şeyler toplumsal refahın gelişmesi için kişilerin göstermiş olduğu ortak çabalardır; insanların kendilerini toplum olarak ifade etmesini sağlayan ortak değerler, halk öyküleri ve hatıralardır.

İnsanlar kendilerini toplumun bir üyesi olarak gördükleri zaman ortak işler yapılabilir, daha geniş yararların elde edilmesi için fedakarlıklarda bulunulabilir ve insanlık kültürünün diğer temel ihtiyaçları gerçekleştirilebilir.

Toplumun ortak değer ve inançları sarsıldığı zaman ya da bazı kişilerin uygulamaları diğer insanların hayatını kesintiye uğrattığı zaman toplum bütünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır: Böyle bir durumda artık dayanışmanın olması mümkün değildir ya da barbarizm ve iç savaş durumları kaçınılmaz hale gelmektedir.

Saygı ve medenilik bağları sarsıldığı zaman ortaya ne kötülüklerin çıkacağının en çarpıcı sembolü Saraybosna’dır.

Söz konusu olan toplumsal bütünlükten daha fazla bir şeydir.

Birçok teorisyen özgür demokratik idarelerin kesin içsel değerlere ve zihin alışkanlıklarına sahip bir nüfusa dayanması gerektiğini öne sürmektedirler.

Clinton Rossiter diyor ki:

“Özgürlük için mükemmel bir idare planından daha fazla şeye ihtiyaç vardır. Barışçıl itaati güçlendiren ve toplumu ayakları üstünde tutan bir şeye ihtiyaç vardır. Demokratik idare kesin bir ahlaki temel olarak şu unsura dayanmak zorundadır: Erdemli insanlar.”

Erdemli insanların varlığı bir demokrasinin başarıyla işlemesinin şartı olarak kabul edilmelidir.

Erdemli insanların erdem ve etik hissini toplumda inşa etmeyi ve kişilere diğerlerinin haklarına saygıyı öğretmeyi kendilerine amaç edinmeleri gerekmektedir. Sağlıklı bir demokrasi için bu şarttır. Erdem, etik ve başkalarının haklarına saygı değerlerini zayıflatan her hareket demokrasi için bir tehdit oluşturmaktadır.

Din ve devlet ilişkileri yönünden akla gelen bir konu da demokrasinin kendisini koruması gereğidir.

Demokrasinin kendisini koruması kamusal erdem ve etiği kesintiye uğratan dini hareketlere dini özgürlük ve koruma verilmemesi anlamına mı gelmektedir?

Din özgürlüğünün önemi

Din özgürlüğünün, ortak değer ve inançların, kamu güvenliği ve sağlığının büyük bir önemi vardır.

Din ve devlet ilişkileri bakımından idarenin toplumsal refaha ve normlara aykırı olan davranışlara ne kadar izin verebileceği -bu dini inançlar temelinde meşru kılınmış olsa bile- sorusunun cevaplandırılması ne kadar önemli şeyleri kaybedebileceğimiz gerçeğiyle bizi yüz yüze getirmektedir. Bu durum çözümü hiç de kolaylaştırmamaktadır.

Bu bizi demokratik idarelerin günümüzde din ve toplum ilişkisi konusunda yüzleşmek zorunda kaldığı ikinci temel soruya yöneltmektedir: Devlet toplumu bir arada tutan ortak değer ve inançları desteklemek için üzerinde konsensüs sağlanmış dini inanç ve gelenekleri teşvik edip yaygınlaştırmalı mıdır?Bu soru birinci sorunun pozitif versiyonudur.

Dini pratik ve hareketlere karşı olmak nedir?

Belirli ortak değerler toplumsal bütünlük ve demokratik idare için önemli olduğu takdirde hükümet bu değerlere karşı olan ya da bu değerleri kesintiye uğratan dini pratik ve hareketlere karşı olmalı mıdır?

Hükümetler ortak değerlerle uyum içerisinde olan üzerinde konsensüse varılmış dini değer ve sembolleri pozitif tarzda teşvik etmeli midir?

Ondokuzuncu yüzyıl Amerika’sında kamu okulları çok önemliydi. Çünkü bu okullar bilgi ve sanat öğretmenin yanında değer ve inançları da öğretiyorlardı.

Demokrasinin korunması ve kamu okullarının rolü

Horace Mann ve New England gibi okul reformcuları demokrasinin eğitimsiz çiftçilere ve yabancı göçmenlere karşı korunmasında kamu okullarını anahtar araç olarak görüyorlardı. Bundan dolayı Kutsal Kitap okumaları, dualar ve ahlak dersleri kamu okulları müfredatının bir parçasını oluşturmaktaydı.

Bu durum, kamu okullarına üzerinde konsensüse varılmış sivil bir din damgasını vuruyordu. Çünkü devletin bu çeşit bir dini desteklemesinin ve propagandasını yapmasının önemli olduğu düşünülüyordu.

Günümüz İngiltere’sinde Anglikan kilisesi ulusal birlik, onur ve ahlakın –bunlar özgür ve demokratik bir idare için önemli olan değerlerdir- esin kaynağı olarak görülmektedir.

Fakat devlet bu çeşit bir dini desteklediği zaman herkes için geçerli olan dini özgürlük normunu ihlal etmiş olmuyor mu?

Her şeyden önce farklı azınlık inançlarını benimseyen birçok insan mevcuttur ya da konsensüsel sivil dinin dışladığı seküler nitelikteki dünya görüşlerini kabul eden kişiler vardır.

Bu insanlar devletin konsensüsel sivil dini desteklemesini kendi inançlarının ya da seküler dünya görüşlerinin zayıflatılması olarak görebilirler.

Devletin kapsama alanının genişlemesi

Batılı demokrasilerde hayatın temel gerçeğinden üçüncü temel soru ortaya çıkmaktadır: Modern devletin hayatın bütün alanlarını kapsayacak şekilde genişlemesi. Ekonomiden sağlığa, radyo-televizyon bandrolü ve düzenlemesinden tarihsel alanların korunmasına modern yönetici devlet hayatının her alanını düzenleme, destekleme ve servisler sunma konusunda çok aktiftir.

Devletin aktif olduğu alanlar dini grupların da aktif olduğu alanlardır.

Bu bizi şu soruya yöneltmektedir: Devlet ve din aynı alanlarda faaliyet gösterdiğine göre devletin bir dini diğeri üzerinde avantajlı ya da dezavantajlı konuma düşürüp düşürmeyeceğinden nasıl emin olabiliriz?

Devlet bütün vatandaşlardan seküler okulları ve geleneksel dini okulları finanse etmek için vergi toplamaktadır. Fakat bu vergiler seküler ve geleneksel dini okullar için harcanırken ana eğilimin dışındaki yeni dini inançlar ışığında eğitim veren okullara hiçbir maddi kaynak ayrılmamaktadır.

  • Bu durum bazı dinlere avantaj sağlarken diğer dinleri avantajsız konuma düşürmüyor mu?
  • Ya da devlet kendi seküler sosyal hizmet programlarını ve diğer seküler organizasyonların faaliyetlerini finanse ettiği zaman devlet desteği almayan fakat aynı hizmet alanlarında faaliyet gösteren dini organizasyonlar dezavantajlı duruma düşmüyor mu?
  • Ya da devletin dini kendi faaliyet alanlarına sokup dinin faaliyetlerini finanse etmesi durumunda bu diğer din ve seküler inanç yapıları karşısında bir dinin yanında olmak değil midir?

Modern devlet hizmetler alanına girdikçe, onları düzenleyip ve finanse ettikçe bütün dini ve dünyevi (seküler) gruplar arasında devletin tarafsız olmasıyla ilgili sorunlarda artış meydana gelmektedir.

Kaynaklar:

1. Çoğulculuğun Meydan Okuması (The Challenge of Pluralism) , Liberal Düşünce Topluluğu (2005), Çev.Bilal Sambur 

Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

By | 2017-02-25T12:58:03+00:00 Şubat 25th, 2017|Harp ve Strateji|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: