Depresyon: Depresyon hastalığı ve depresyon tedavisi

//Depresyon: Depresyon hastalığı ve depresyon tedavisi

Depresyon: Depresyon hastalığı ve depresyon tedavisi

Depresyon nedir?

Depresyon, ya da majör depresif bozukluk, duygularınızı, düşüncelerinizi ve davranışlarınızı olumsuz yönde etkileyen yaygın ve ciddi bir tıbbi hastalıktır.

Bu analiz depresyonun nedenleri ile, mevcut tedavi yöntemleriyle sonuç alınamayan depresyon hastalığı tedavisinde uygulanan yeni yöntemleri kapsamaktadır.

Depresyon  çok önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Halk arasında depresyonla ilgili doğru veya yanlış çok çeşitli bilgiler dolaşır.  Depresyonun iki temel belirtisi vardır.

  • Üzgün ve çökkün olmak,
  • Eskiden zevk alınan şeylere ilgi duymamak ve hayattan zevk alamamaktır.

Bir insanda depresyondan söz edebilmek için bu iki belirtiden birinin mutlaka olması gerekir.

Duygu hali çökkünlüğüne ek olarak, depresyon insanın düşünce yapısını, bedensel ve biyolojik durumunu değiştiren davranışlar üzerinde de etkili olur. Bunaltı ve iç sıkıntısı depresyona eşlik eder.

Depresyon tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçlar çok çeşitlidir.

Depresyon türleri

En çok bilinen depresyon türü “major depresyon” dur.  Major depresyonda depresyonun tam belirtileri görülür. Major depresyon hafif, orta ve ağır şiddetli türleri vardır. Depresyon dendiğinde hekimlerin genel olarak anladığı esas rahatsızlık, major depresyondur. Toplumda çok daha sık görülür. Günümüzde her beş kişiden birinin hayatı boyunca depresyon geçireceği bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, önümüzdeki on yılda depresyon en fazla iş gücü kaybına neden olacak rahatsızlıkların başında gelmektedir. Depresyon tedavi edilmediği durumda, sosyal hayatta ve iş hayatında, kişinin duygusal durumunda ciddi rahatsızlıklara yol açabilecek kronik seyirli bir rahatsızlıktır. Araştırmacılar, depresyon tedavisi için ABD’de her yıl 80 milyar dolar civarında  harcama yapıldığını belirtmektedir.

  • Minör depresyon

Depresyonun hafif olanına “minör depresyon” denir.  Minör depresyonda depresyonun bazı  belirtileri görülür.

Bazen depresyon belirtileri hafif ama çok uzun süre (2 yıl ve daha fazla) devam edebilir. Bu tip duygu bozukluklarına “distimik depresyon” ya da tanısı zor olduğu için “gizli depresyon” denir.  Yaygın uyku bozuklukları, hiçbir şeyden mutlu olamama, karamsarlık hali, sürekli yorgunluk, isteksizlik, ilgisizlik, güvensizlik hissi, bedensel yakınmalar en önemli belirtileridir.

  • Psikotik depresyon

Depresyonun alt tipleri içerisinde “psikotik özellikli depresyon”dan söz edilir. Psikotik depresyon, şuur bulanıklığı, gerçekte olmayan sesler duyma, hayal görme gibi yüksek ruhi bozukluğu ifade eder.

“Atipik depresyonlar”da ise, normal depresyon belirtilerinin tersi görülür. Belirtiler, kafa karıştırıcıdır. Örneğin, depresyonlu kişilerde uykusuzluk görülürken, atipik depresyon durumlarında hastalarda çok uyuma, aşırı uyuma belirtisine rastlanır.

Diğer bir depresyon türü ise “çocukluk depresyonu”dur. İstatistiklere göre Türkiye’de çocukların yaklaşık %4’ünde depresyon rahatsızlığı vardır. Çocuklarda yetişkinlerden farklı olarak depresyon baş dönmesi, karın ağrısı, okul fobisi, aileye düşkünlük ya da aşırı yaramazlık şeklinde kendini gösterir.

“Özellikle ergenlik dönemindeki depresyonlar kendini başka belirti olmaksızın sadece davranış bozuklukları ile gösterebilir. Bu çocuklarda arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul disiplin kurallarına uymada zorluk çekme, okul başarısında düşme, madde bağımlılığı, sigara ve alkol kullanma eğilimi gibi istenmeyen davranışlarda artış görülür.  “

Yukarıdaki türlerin dışında kanser, diyabet, hipertansiyon, inme, parkinson, alzheimer, vb. hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan “ikincil depresyonlar” da vardır.

Depresyonun fizyolojik belirtileri

Depresyondaki kişiler uyku bozukluğu yaşarlar. Uykudan verim alamazlar. Geceleri sık sık uyanırlar. Sabahları erkenden uyanırlar. Akşam yatağa girdiklerinde ise bir türlü uyuyamazlar. Veya tam aksine depresyondaki kişiler aşırı derecede uykuya düşkün olurlar. Yataktan çıkmayı canları hiç istemez.

Bunun yanı sıra depresyondaki kişilerde belirgin iştah değişiklikleri olur. İştahları normalde olduğundan çok farklı şekilde artar veya azalır.

Depresyondaki kişilerin hareketlerinde yavaşlama ve ağırlaşma olur. Enerji kaybı gözlenir. Kendilerini gün içinde motive edemezler. Sonuçta yapmayı planladıkları işleri zamanında yapamazlar. Ya da tam tersi aşırı derecede huzursuz, koşturup duran bir durum içinde olurlar.

Depresyondakiler suçluluk ve değersizlik duyguları hissederler. Depresyonun etkisi ile, başkalarının kendilerine asla değer vermediğini, herkesin kendilerinin aleyhinde olduğunu ifade ederler.

Depresyondakiler, alışılmışın dışında her şeyden kendilerini sorumlu hissederler.

İnsan depresyonda olduğunu bazen yakınlarından çok daha geç fark eder. Çünkü, depresyon yavaş yavaş ve sinsi başlayan bir hastalıktır. Depresyon rahatsızlığı olabileceğinden, bu belirtilerin görüldüğü kişiler, mutlaka bir uzman doktora görünmelidir.

Doğal hayat içerisinde sağlıklı insanların arada bir yaşadığı iç sıkıntısı ve bunalımlar depresyon olarak nitelenmemelidir. Depresyonun, ya da depresif duygu halinin en az iki hafta sürmesi beklenir. Depresyon, işlevsel anlamda da kişinin sosyal yaşamı, iş hayatı üzerinde olumsuz etkilere, başarısızlıklara neden olur.

Distimik bozukluklar ise depresyonda görülen şikayetlerin daha hafif şiddette ancak daha uzun süre devam ettiği bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Distimik bozuklukta hastalar çoğu zaman mutsuz ve karamsardır. Uyku bozuklukları, iştah düzensizlikleri, enerjide azalma, dikkat, konsantrasyon bozukluğu, karar vermede güçlük vardır.

Antidepresanlar, depresyon veya distimik bozuklukları tedavi etmek için kullanılan psikiyatrik ilaçlardır. Depresyon ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren bir rahatsızlıktır. Depresyon tedavisinde antidepresan ilaçlar devamlı olarak kullanılmalıdır.

Depresyon testinizi kendiniz yapın

Depresyon testi ile depresyonu erken tanımak, depresyonunu anlamak ve tedavi etmek çok önemlidir. Çünkü, depresyon hastalarının çektikleri acı çok yüksektir.

Max Planck Enstitüsü‘nde araştırma grubu tarafından geliştirilen bir hızlı test, şimdi pratisyen hekimler tanıma kolaylaştıracaktır.

Depresyon Almanya’da en çok rastlanan rahatsızlıklardandır. Robert Koch Enstitüsü tarafından geliştirilen hızlı bir online test kişinin depresyonda olup olmadığına dair ipuçları veriyor.

Kadınlar için depresyon testi

Robert Koch Enstitüsü’nün verilerine göre, her dört kadından biri ve her sekiz erkekten biri hayatının bir bölümünde depresyona yakalanıyor. Almanya’da depresyon geçirenlerin en az 9 bini hastalığın pençesinden kendini kurtaramıyor ve intiharı seçiyor. Bu rakam trafik kazalarında hayatının kaybedenlerin neredeyse iki katından fazla. Federal İstatistik Dairesi’ne göre, 15-35 yaş grubundakilerde intihar ikinci ölüm nedenini oluşturuyor. Bunun yanı sıra çok sayıda intihar teşebbüsü de oluyor.

Uzmanlara göre, depresyondaki bu durumu değiştirmek mümkün. Bunun için depresyona yakalananlara yardım edilmesi gerektiği kaydediliyor. Depresyonda mutlaka profesyonel destek gerekiyor. Bir kişinin depresyonda olup olmadığını anlaması için internette bazı depresyon testleri yer alıyor.

Bazı depresyon testlerinde psikolojik duruma ilişkin 20 kadar soru soruluyor. Bu tip depresyon testleri, 13 yaşından itibaren hastanın depresyon derecesini tahmin etmeye yarıyor.

Sorular arasında örneğin, geçen iki hafta içinde bazı semptomların ortaya çıkıp çıkmadığı yer alıyor. Bunlar arasında üzüntü, kötümserlik, başarısızlık duygusu, neşe kaybı, suçluluk duygusu, kendini inkâr, intihar düşüncesi, huzursuzluk, ilgi kaybı, kararsızlık, yorgunluk ya da cinsel isteksizlik bulunuyor.

Depresyon testi esnasında her soru için dört seçenek sunuluyor. “Asla”dan “daima” arasında dört yanıt imkanı bulunuyor. Birkaç dakika içinde kısa bir teşhis elde etmek mümkün oluyor. Eğer kişinin depresyonda olduğuna dair belirtiler ortaya çıkarsa, internet sitesi bir doktor ya da psikoterapiste başvurulmasını tavsiye ediyor.

Dört şıklı sorularla teşhis konulabilmesini sağlayan online depresyon testini Max Plank Enstitüsü uzmanları geliştirdi.

Çalışmayı yöneten Mirjam Jenny, Deutsche Welle’ye verdiği demeçte, şöyle konuştu: “Bir avantaj da doktorların hangi bilgilere konsantre olabileceklerini bilmeleri. Bu da depresyon testinin hızlı ve uygulanabilir olduğu anlamına geliyor. Çünkü sıklıkla çok fazla olan bilgilerden bazıları göz ardı edilebiliyor. Depresyon testi basit olduğu kadar doğru da. Ve depresyon testinin kolaylığı ister doktor ister hastaya karşı olsun, kolay ve anlaşılabilir şekilde iletişim kurulmasına imkan tanıyor.”

Sorular gerçekten de kolay ve anlaşılırdır.

  • Bu hafta öncesine kıyasla daha çok mu ağladınız?
  • Bu hafta hayal kırıklığı yaşadınız mı ya da kendinizden nefret ettiniz mi?
  • Gelecek konusunda kendinizi özellikle cesaretsiz gördünüz mü?
  • Bu hafta başarısız biri olduğunuz hissine kapıldınız mı?

Tüm sorulara “evet” yanıtı verilirse, depresyon işareti anlamına geliyor ve ev doktoru hastayı bir uzmana yönlendiriyor.

Max Plank Enstitüsü’nün hızlı testi, 18-25 yaşları arasında bin 300 kadınla yapılan anket sonucunda hazırlandı. Dolayısıyla test sadece kadınlar için güvenilir sonuçlar veriyor.

Erkekler için depresyon testi

Mirjam Jenny, “Erkekler için özel bir test geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle ağlamaya ilişkin bir soru nedeniyle. Erkekler genel olarak daha az ağlıyor ya da bunu kabul ediyor” diyor.

Dolayısıyla testin hedef gruba uyarlanması gerekiyor. Test tabii ki kesin teşhis koyamıyor. Bunu psikiyatr ya da psikoterapist yapıyor.

Depresyonun nedenleri

Özellikle günümüzde bir çok kişinin muzdarip olduğu konu depresyondur. Son zamanlarda yaşanan travmalar, şoklar, kayıplar, artan iş stresleri, kaygılar, endişeler, çok yoğun iş tempoları, AVM’ler, TV’ler ve akıllı telefonlardan yayılan manyetik alanların enerjimizi etkilemesi, bozuk beslenme alışkanlıkları, fazla yenen şeker ve gluten gibi besinler depresyona sebep olmaktadır.  Bu etkenler üstü üste eklendikçe depresyon tahammül edilemez boyutlara gelmektedir.

Kişilerde farklı farklı depresyon belirtileri olabilmektedir. Depresyon halinde olan kişide ilk görülen belirti ya da şikayet yorgunluktur. Depresyonda olan kişilerin enerjisi düşüktür, sabah uykudan uyanmak ve yataktan kalkmak istemezler. Çok yoğun uykusuzluk yaşarlar. Uyku istekleri fazladır ancak düzenli uyku sorunları vardır. İşte çalışanların dikkati azalır, iş ortamında hata olasılığı artar. İştahları bozuktur, yemek yiyemezler. Bazı kişilerde fiziksel semptomlar oluşmaya başlar. Özellikle bayanlarda olmak üzere kalp çarpıntısı, kalpte sıkışma hissi gibi rahatsızlıklar depresyona eşlik etmeye başlar. 

Depresyon başlangıcı, komplekstir.

Genellikle depresyonun bir kimyasal dengesizlikten kaynaklandığı söylenir. Ancak bu ifade şekli, hastalığın ne kadar karmaşık olduğunu açıklamaya yetmez. Araştırmalar, depresyonun yalnızca belirli beyin kimyasallarının çok fazla veya çok az olmasından kaynaklanmadığını gösteriyor. Bunun yerine, depresyonun birçok muhtemel nedeni olduğu ifade edilmektedir: Beyin tarafından yapılan hatalı ruh hali düzenlemesi, genetik yatkınlık, stresli yaşam, ilaçlar ve tıbbi problemler gibi.

Bilim adamlarına göre beyindeki kimyasal maddeler bu süreçte yer alırlar. Ancak beyindeki bir kimyasalın çok düşük ve çok yüksek olması o kadar kolay değildir. Daha doğrusu, hem sinir hücrelerinin içinde hem de sinir hücrelerinin dışında çalışan birçok kimyasal madde depresyon oluşumunda rol alır. Bu noktada dinamik sistem ön plana çıkmaktadır. Dinamik sistemi oluşturan milyonlarca, hatta milyarlarca kimyasal reaksiyon vardır. Dinamik sistem ruh halinizden, algılarınızdan ve yaşam deneyiminizden sorumludur.

Bu karmaşıklık düzeyiyle, iki insanın benzer depresyon belirtilerine sahip olabileceğini görebilirsiniz. Ancak benzer depresyon belirtileri görünse bile, iki hastada uygulanacak tedavi yöntemi tamamen farklı olabilir.

Depresyon biyolojisi

Son yıllarda depresyon tedavisi ile ilgili araştırmacılar, depresyon biyolojisi hakkında bir çok şey öğrendiler. Bireyleri düşük ruh hallerine karşı daha savunmasız bırakan ve buna ek olarak bir bireyin ilaç tedavisine nasıl tepki verdiğini belirleyen genler tespit ettiler. Depresyon tedavisi için yürütülen çalışmalar ileride daha kişiye özel depresyon tedavilerine rehberlik edecektir. Ancak göründüğü kadarıyla bu yıllar alacaktır. Araştırmacılar, beynin ruh halini nasıl düzenlediği konusunda şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla şey biliyor olsa da, depresyon biyolojisi konusundaki bilgileri henüz yeterli değil.

Aşağıda, depresyonda rolü olduğuna inanılan başlıca faktörler hakkında bilgiler verilmiştir.

Beynin depresyon üzerindeki etkisi

Popüler bilgiye göre duygular kalpte yer alır. Ancak bilim, yine de, duyguların izini beyinde aramaktadır. Beynin bazı alanları ruh halini düzenlemeye yardımcı olur. Araştırmacılar belirli beyin kimyasallarının seviyesinden daha önemli olduğuna inandıkları için “sinir hücresi bağlantıları, sinir hücresi büyümesi ve sinir devrelerinin işleyişi” üzerinde duruyorlar. Uzmanlar bu faktörlerin depresyon üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğuna inanıyorlar. Bütün bu çalışmalara rağmen, yine de ruh durumunun nörolojik temellerini anlama konusunda çalışmalar yetersizdir.

Ruh halini etkileyen bölgeler

Giderek gelişen beyin görüntülemenin sofistike biçimleri -örneğin Pozitron Emisyon Tomografisi (PET), Tek Foton Emisyonlu Bilgisayarlı Tomografi (SPECT) ve Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI)- çalışan beyne geçmişte olduğundan daha yakından bakmaya olanak vermektedir. Bir fMRI taraması, örneğin, çeşitli görevler sırasında beynin bir bölgesi tepki verirken gerçekleşen değişiklikleri izleyebilir. Bir PET veya SPECT taraması, beynin belli alanlarındaki nörotransmiter reseptörlerin dağılımını ve yoğunluğunu ölçerek, beynin haritasını çıkarabilir.

Bu teknolojilerin kullanımı hangi beyin bölgelerinin ruh halini düzenlediğinin daha iyi anlaşılmasına yol açtı. Ve bellek gibi beynin diğer işlevlerinin depresyondan nasıl etkilenebileceğine dair ip uçları verdi. Uzmanların son yaptıkları araştırmalara göre depresyonda önemli rol oynayan alanlar amigdala, talamus ve hipokampüsdür.

Araştırmalar, depresyondaki bazı insanlarda hipokampüsün daha küçük olduğunu gösteriyor. Örneğin The Journal of Neuroscience‘de yayınlanan bir fMRI çalışmasında araştırmacılar, depresyon öyküsü olan 24 kadını inceledi. Ortalama olarak, hipokampüs, depresyondaki kadınlarda depresyonda bulunmayanlara kıyasla % 9 ila% 13 daha küçüktür. Araştırma sonuçlarına göre bir kadın depresyon nöbetlerine ne kadar çok maruz kalırsa, hipokampusü o kadar küçük  olmaktadır. Depresyonda rol oynayan stres burada önemli bir faktör olabilir. Uzmanlar, stresin hipokampusta yeni nöronların (sinir hücrelerinin) üretimini bastırabileceğine inanmaktadır.

Nören nedir?

Vücudumuzdaki kaslara, organlara ve salgı bezlerine bilgiler göndererek onların çalışmasını kontrol eden sinir hücrelerine nöron denir. Beyinde 100 milyarın üzerinde nöron vardır. Nöronlar, beynin en önemli hücreleridir ve beynin yapabileceği bütün işlevler, nöronların çalışmasına bağlıdır.

Araştırmacılar, hipokampusta yavaşlayan yeni nöron üretimi ile depresyon hali arasındaki olası bağlantıları araştırıyorlar. Antidepresanlarla ilgili ilginç bir gerçek bu teoriyi desteklemektedir. Bu antidepresan ilaçlar beyindeki kimyasal habercilerin (nörotransmitterlerin) yoğunluğunu hemen arttırırlar. Ancak ilaç kullanan hastalar genellikle birkaç hafta veya daha uzun süre kendilerini daha iyi hissetmeye başlamıyorlar. Uzmanlar uzun süredir şunun yanıtını arıyorlar: Madem ki depresyon nörotransmitter seviyesinin düşük olması sonucu ortaya çıkmaktadır, nörotransmitter seviyeleri arttıkça insanlar kendilerini neden daha iyi hissetmezler?

Cevap, ruh hali sadece sinirler büyüdükçe ve yeni bağlantılar kurdukça iyileşebilir. Bu iyileşme süreci bir kaç hafta alabilir. Gerçekten hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaları, antidepresanların hipokampusta büyümeyi ve sinir hücrelerinin dallara ayrılmasını teşvik ettiğini göstermiştir.  Dolayısıyla, bu ilaçların gerçek değeri yeni nöronlar üretmek -yani nörojenez-, sinir hücresi bağlantılarını güçlendirmek ve sinir devreleri arasındaki bilgi değişimini iyileştirmek alanlarında ortaya çıkabilir. Eğer durum buysa,  hastaların mevcut tedavilere kıyasla daha çabuk sonuç alması umudu doğrultusunda yeni nöronlar üretmeyi (nörojenez) özellikle teşvik eden ilaçlar geliştirilebilir.

  • Amigdala:

Amigdala, limbik sistemin bir parçasıdır. Limbik sistem, beynin derinlerinde öfke, zevk, üzüntü, korku ve cinsel uyarılma gibi duygularla ilişkili olan bir grup yapıdır. Amigdala, bir kişi korkunç bir durum gibi duygusal yüklü anıları hatırladığında harekete geçirilir. Amigdala aktivitesi, bir kişi üzgün veya klinik olarak depresyondayken daha yüksektir. Bu artan aktivite depresyondan sonra bile devam eder.

  • Talamus:

Talamus duyusal bilgileri alır ve bu bilgileri konuşma, davranışsal reaksiyonlar, hareket, düşünme ve öğrenme gibi üst düzey işlevleri yönlendiren serebral korteksin uygun parçasına iletir. Bazı araştırmalar, bipolar bozukluğun talamustaki problemlerden kaynaklanabileceğini göstermektedir.

  • Hipokampus:

Hipokampus limbik sistemin bir parçasıdır. Ve uzun süreli bellek ve anıların işlenmesinde merkezi bir role sahiptir. Beyinde korkuyu kayıt eden bölümdür. Örneğin, bir köpek havladığında ya da size saldırdığında oluşan korkuyu hipokampus kaydeder. İleride, benzer bir durumla  yani her hangi bir köpek saldırısı ile karşılaştığınızda, daha dikkatli olmanızı sağlar. Bazı depresyondaki insanlarda hipokampüs daha küçüktür. Araştırmalar, stres hormonuna maruz kalmanın beyinin bu bölgesindeki sinir hücrelerinin büyümesini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır.

Sinir hücresi iletişimi

Depresyon biyolojisinin tedavisinde nihai hedef beynin ruh halini düzenleme kabiliyetini arttırmaktır. Artık nörotransmitterlerin makinenin tek önemli parçası olmadığını biliyoruz. Fakat onların önemini de azaltmayalım. Sinir hücrelerinin birbirleriyle nasıl iletişim kurdukları konusuna önemli oranda dahildirler. Ve bunlar beyin işlevinin bir bileşenidir. Nörotransmitterler, mesajları nörondan nörona ileten kimyasallardır. Antidepresan ilaçlar nöronlar arasında bulunan boşluklarda bu maddelerin yoğunluğunu arttırma eğilimindedir. Yoğunluğun artması, beyine vazifesini daha iyi yapma konusunda güç verir.

Sistem nasıl çalışıyor?

Eğer yüksek güçlü mikroskop ile bir dilim beyin dokusu üzerinde çalışıyor olsaydınız, mesaj gönderip alan nöronların gevşek örgülü bir iletişim ağını görebilirdiniz. Vücuttaki her hücre sinyal gönderme ve alma kapasitesine sahipken, Nöronlar bu işlev için özel olarak tasarlanmıştır. Her nöron, herhangi bir hücrenin gelişmesi için gereken yapıları içeren bir hücre gövdesine sahiptir. Hücre gövdesinden uzanan kısa, dallara benzer lifler dendritler olarak adlandırılır. Daha uzun, daha belirgin olan liflere ise akson denir.

Elektriksel ve kimyasal sinyaller kombinasyonu, sinir hücrelerinde ve sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlar. Bir nöron aktive olduğunda, hücre gövdesinden aksonun altına doğru, yani akson uç tarafına doğru bir elektrik sinyali gönderir. Orada nörotransmitter olarak adlandırılan kimyasal haberciler depolanmış durumdadır. Nörotransmitter  sinir impulsunun yani uyarı etkisinin gelmesiyle bir sinir lifinin ucunda salınan bir kimyasal maddedir. Sinyal, ortaya çıkan bazı nörotransmitterleri (kimyasal maddeleri) bu nöron ile komşu bir nöronun dendriti arasındaki boşluğa gönderecektir. Sinapsda nörotransmitter konsantrasyonu arttıkça, nörotransmitter molekülleri, iki nöron zarında gömülü reseptörlerle bağlanmaya başlar.

Bir nörondan, nörotransmitterin salınması, ikinci bir nöronu aktive edebilir veya baskı altında tutabilir. Sinyal harekete geçirici veya heyecan uyandırıcı ise, mesaj belirli bir sinirsel yol boyunca daha da ilerlemeye devam eder. Eğer baskılayıcı ise, sinyal baskı altına alınır. Nörotransmitter kendisinin salınmasına neden olan nöronu da etkiler. İlk nöron belli miktarda kimyasal salınca, nöron reseptörleri tarafından kontrol edilen bir geribildirim mekanizması nörona, nörotransmitter pompalama faaliyetini durdurmasını söyler ve onu hücrenin içine geri getirmeye başlar. Bu işleme “gerialım” denir. Enzimler kalan nörotransmitter moleküllerini daha küçük parçacıklara ayırır.

Depresyon tedavisi: Tedaviye dirençli depresyon tedavisi

Depresyon tedavisi: Tedaviye dirençli depresyon tedavisi

Depresyon tedavisi

Depresyon tedavisi için ilk anda akla gelen tedavi şekli, doktor gözetiminde antidepresan ilaçlar kullanmaktır. Uz. Dr. Ebru Akçakanat‘a göre, ilaçla tedavinin yanında depresyon tedavisinde bilinçaltı çalışmaları (şokların, darbelerin, travmaların bilinçaltından temizlenmesi v.b gibi.) yapılmaktadır.

Ayrıca “manyetik alan dengeleme”si denen yeni teknolojilerle yapılan enerji çalışmaları ve buna ek olarak frekans temizleme çalışmaları depresyonda son derece başarılı sonuçlar getirmektedir. Hastaların enerji dengelemesi yapıldığında, yaşadıkları fiziksel ve ruhsal sorunlarda her anlamda bütünsel bir iyileşme gözlemlenmektedir.

Depresyon tedavisi alanında en son teknoloji ile uygulanan tedavi yöntemleri, dirençli depresyon hastası olanlarda bir sonuç vermemektedir. Bu nedenle,  bu gruptaki depresyon hastalarının tedavisi için yeni araştırmalar yapılmaktadır.

Antidepresan ilaçlar

Antidepresan ilaçlar esas olarak depresyon tedavisinde kullanılır. Antidepresan ilaçlar, orta veya şiddetli depresyonu olanlar için popüler tedavi seçeneğidir. Antidepresan ilaçlar depresyonu tedavi edemese bile, semptomlarını azaltır. İlk kullandığınız antidepresan ilaç size iyi gelebilir. Fakat kullandığınız antidepresan ilaç belirtileri ortadan kaldıramazsa ya da sizi rahatsız eden yan etkilere neden oluyorsa, başka bir antidepresan ilaç denemeniz gerekebilir. Buna uzman doktorunuz karar vermelidir

Antidepresan İlaçları kullanırken, asla pes etmeyin. Endişeniz olmasın; eczanelerde size iyi gelebilecek antidepresan ilaç bulabilirsiniz. 

Doğru antidepresan ilaçlar

Eczanelerde birbirinden farklı şekillerde tedaviye yardımcı olan ve farklı yan etkileri bulunan birçok antidepresan ilaçlar vardır. Doktorunuz tarafından doğru ilaç reçeteye yazıldığında, çoğu antidepresanlar yeterince iyi tesir ederek depresyonu azaltmaya yardımcı olur. Tedavinize yardımcı olacak antidepresan ilaçları reçeteye yazarken doktorunuz şunları düşünecektir:

Sizde görülen semptom türü: Depresyon semptomları kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Bir tür depresyon ilacı, belli çeşitlilikteki semptomları diğer bir tür depresyon ilacına göre daha fazla azaltabilir. Depresyon semptomlarınız düşük enerjiyi gösteriyorsa bu durumda hafif uyarıcı bir antidepresan size iyi gelebilir. Öte yandan uyumada sorun yaşıyorsanız, sakinleştirici bir antidepresan sizin için iyi bir seçim olabilir.

Olası yan etkiler. Hastadan hastaya ve ilaçtan ilaca antidepresanların yan etkileri farklılık gösterir. Hastalar can sıkıcı buldukları bir yan etkiyle karşılaştıklarında, ilaç almaktan vazgeçerler. Cinsel yan etkiler insanların antidepresan almaktan vazgeçmesinin en sık görülen nedenidir. Antidepresan ilaçların olası etkileri şunlar olabilir: Ağızkuruluğu, kalp çarpıntısı, idrar birikmesi, kabızlık, uykuya eğilim ve sersemlik vb. Diğer bir grupta ise; serotonin hormonu takviyeli antidepresan ilaçlarda iştah kaybı görülebilir.

İlaç birinci derece bir yakınına iyi gelmiş mi? Daha önceden anne-baba ve kardeşe iyi gelmiş olan bir antidepresan ilaç, doktorun ilaç seçiminde doğru karar vermesine yardımcı olur.

Diğer ilaçlarla etkileşim: Bazı antidepresan ilaçlar diğer ilaçlarla birlikte alındığında tehlikeli reaksiyonlara neden olurlar.

Hamileler ve çocuk emziren anneler: Hamileyken veya doğum yaptıktan sonra bebeğinizi anne sütüyle beslerken, bazı antidepresan ilaçlar çocuğa zarar verebilir. Bu gibi durumlarda doktorunuza veya eczacınıza danışın ve beraber karar verin.

Ruhi ve fiziki durumunuz: Belirli ruhsal veya fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bazı tür antidepresan ilaçlar sorunlara neden olabilir. Öte yandan, bazı antidepresan ilaçlar depresyon ile birlikte görülen diğer fiziksel veya ruhsal sağlık olumsuzluklarının tedavisine yardımcı olabilir. Örneğin, bupropion (Wellbutrin, Wellbutrin SR, Wellbutrin XL) dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tedavisinde kullanılabilir.

Antidepresan ilaçların maliyeti ve sigortalılık durumu: Bazı antidepresan ilaçlar çok pahalı olabilir.

Dikkat edilecek konular

Antidepresan ilaçlar depresyon tedavisinde kullanılabildikleri gibi, depresyon dışındaki birtakım ruhsal  ve fiziksel hastalıkların (Panik atak, korku, kişilik bozukluğu, alkol ve madde bağımlılığı, kanser ve omuz tutulmasından kaynaklanan ağrı vb.) tedavisinde de kullanılabilir. Depresyonun antidepresan ilaçlarla tedavisi hastanın durumuna bağlı olarak uzman hekim tarafından belirlenmelidir. Depresyonun antidepresanla tedavisi en az 6 aydan başlar ve hekimin belirleyeceği süre kadar devam eder.

Anne karnındaki bebekte neden olacağı olumsuzluklar nedeniyle, hamilelikte antidepresan ilaçların kullanılmasına ancak doktor karar vermelidir. Hatta depresyon hastalığı olanların daha hamile kalmadan evvel doktora gidip, doktorun önerilerini dinlemeleri uygun olur.

Çocuklar kendilerini iyi ifade edemediklerinden, doktorların kesin tanı koyması zordur. Çoğu kere hiperaktifliğin ardından, depresyon hastalığı çıkmaktadır. Doktorlar genellikle çocuklarda antidepresan ilaç tedavisine düşük dozlarla başlarlar. Aileler depresyonla ilgili paniğe kapılmamalı, bilinçli olmalıdır.

Ergenlik çağındaki (15-16 yaş) çocuklar, kendilerini göstermeye çalışırlar. Duygusaldırlar. Bu gruptaki çocukların okulda notlarının düşmesi, okula devamsızlıklarının artması, alkol kullanmaya başlamaları vb. aileler tarafından ciddiye alınmalı ve bu çocuklar hemen bir uzman hekime götürülmelidir.  Zira depresyonun derecesine göre (hafif, orta ve ağır) tedavileri için antidepresan ilaçları kullanmaları gerekebilir.

Dikkat!

Sağlığınız için antidepresan ilaçları kullanmaktan korkmayın. Yan etkileri ne olursa olsun, doktor  tavsiyesi ve doktor gözetiminde kullanılan antidepresan ilaçların hayat kurtaracağı unutulmamalıdır. Bağımlılık ve yan etki korkusu nedenleriyle, hazır olmadan, doktora danışılmadan antidepresan ilaçlar kesilmemelidir, çünkü bu durumda depresyonun tekrarlama olasılığı vardır. Antidepresan ilaçlar beyaz reçeteye yazılırlar ve çoğu insanın yanlış bildiği gibi, depresyon ilaçları asla bağımlılık yapmazlar.

Dirençli depresyon tedavisi

İngiltere’de yapılan araştırmalarda mantarlardaki halüsinojen maddesinin, depresyon tedavisi için kullanılabileceği tespit edildi. Halüsinojen, gerçekte var olmayan ancak birey tarafından algılandığı düşünülen nesnelerin görülmesine neden olan, bu durumun ortaya çıkmasını sağlayan maddedir.

Halüsinojenler, halüsinasyona neden olan etkenlerden elde edilen bir ilaç sınıfıdır. Bir kişinin gerçeklik algılamalarında meydana gelen derin bozulmalardır. Halüsinojenler bazı bitkilerde ve mantarlarda (veya mantar ekstraktlarında) bulunabilir. Ya da insan yapımı olabilir ve genellikle iki geniş kategoriye ayrılırlar: Klasik halüsinojenler (LSD gibi), ve dissosiyatif ilaçlar (PCP gibi). Her iki ilacın da etkisi altındayken, insanlar genellikle hızlı, yoğun duygusal salınımlar yaşarlar ve görüntüler görürler, sesler duyarlar ve gerçek gibi görünen ancak duyulmamış hissi hissederler. 

Halusinojenler ve dissosiyatif ilaçların etkilerine neden olan mekanizmalar henüz tam olarak bilinmemektedir. Buna rağmen, araştırmalar, duygudurum, algılama, uyku, açlık, vücut ısısı, cinsel davranış ve kas kontrolünü düzenleyen beyin ve omurilikteki nörotransmitter sistemler arasındaki iletişimi geçici olarak kesintiye uğratarak en azından kısmen işe yaradıklarını ortaya koyuyor. 

Dirençli depresyon tedavisi araştırmaları

Imperial College London’da görevli uzmanlarca yapılan çalışmada, 19 hastaya tek doz psilosibin adlı saykodelik madde tatbik edildi. Araştırmaya katılan 19 hastanın psilosibin maddesi tatbik edilmeden evvel,  Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) tekniği ile beyinleri görüntülendi. 

Depresyon tedavisi alanında umut vaat eden bu uygulamaya iştirak eden hastaların yarısından fazlası, psilosibini aldıktan sonra kendilerini depresif hissetmediklerini ifade ettiler. Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) tekniği ile hastaların beyinleri görüntülendiğinde, beyin fonksiyonlarında her hangi bir değişiklik gözlenmedi. 

Psilosibin denen maddenin hastalar (depresyon hastaları) üzerindeki müspet etkileri hemen hemen 5 hafta kadar devam etti. Araştırma, kısıtlı sayıdaki hasta üzerinde yapıldığı için, araştırmayı yürüten uzmanlar, depresyon geçiren hastaların psilosibin tatbikini kendi kendilerine yapmamaları gerektiğini vurguladılar.

Imperial College London’da yapılan araştırmadan evvel de psilosibin maddesinin “zihni yağlayarak”, kişilerin depresif semptomlar girdabından çıkmasına katkıda bulunabileceği hususunda başka uzmanlarca, farklı ortamlarda bazı bilimsel çalışmalar yapılmıştı.

Imperial College London’da 19 depresyon hastası üzerinde yapılan araştırma neticeleri 13 Ekim 2017’de Scientific Reports dergisinde yayınlandı. “Tedaviye dirençli depresyon için Psilosibin” başlığı ile yayınlanan raporda, psilosibinin beynin iki esas bölgesinde etkili olduğu vurgulandı.

Psilosibin maddesinin beyne etkileri

Beynin amigdala bölgesi beyinde korku, endişe gibi duyguların işlenmesinde büyük rolü oynamaktadır. Psilosibin, beynin amigdala bölgesinin fonksiyonlarını azalttığı için, depresyon hastalarında görülen depresyon semptomları da doğa olarak azalmaktadır. 

Amigdala bölgesini pasif hale getiren Psilosibin, insan beyni belli bir konuya odaklanmamışken aktif durumda olan ve beynin farklı bölgelerinin iletişiminden oluşan ağı (default-mode network) daha durağan hale getirmektedir. 

Uzmanlara göre psilosibinin yapısı, serotonin’e benzemektedir. Serotonin “mutluluk hormonu” olarak bilinmektedir. 

Depresyon tedavisi üzerine yeni açıklamalar

Imperial College London’da icra edilen araştırma ekibinin lideri Dr. Robin Carhart-Harris, depresyon halindeki beynin psilosibin tatbik edilmesinden sonra “sesini kestiğini” ve saykodelik deneyimin beyni “reset”lediğini ifade etti.

Dr Harris psilosibin uygulamasından sonra depresyon hastalarının adeta beyinlerinin temizlendiğini ve sanki yeniden başlatıldığını hissettiklerini vurguladı.

Araştırma sadece 19 depresyon hastası üzerinde yapıldığından, psilosibin maddesinin beyin aktiviteleri üzerindeki net etkisi kesin olarak ispatlanabilmiş durumda değil.  

Uzmanlar, ısrarla araştırmanın çok küçük bir grubu kapsadığına ve sağlıklı kişilerin beyin görüntülerine bakılıp hastalarınki ile karşılaştırılma yapılmadığına özellikle dikkat çekiyorlar. 

Bu araştırmaya katılan uzmanlar, direnç gösteren depresyon tedavisinde yeni yöntemlere ihtiyaç duyulduğuna işaret etmekteler.

Psiko-terapi nedir?

Depresyondaki kişinin düşünce ve davranış biçimlerinin değiştirildiği bir takım tedavi yöntemleri de vardır. Psiko-terapi bunlardan biridir. Türkiye’de hafif seyreden depresyonların tedavisinde psiko-terapiden faydalanılmaktadır. Tanım olarak psiko-terapi ruhsal sorunların, davranış bozukluklarının yok edilmesi veya azaltılması amacıyla kullanılan her türlü yönteme denir. Günümüzde yüzlerce psikoterapi tekniği olduğundan söz edilmektedir. Ancak, psiko-terapi uzman doktor gözetiminde yapılmalı, piyasada görülen sahte psiko-terapistlere itimat edilmemelidir. Çünkü insan sağlığı riske edilebilecek bir olgu değildir.

Orta ve ağır düzeydeki depresyonlar mutlaka doktor kontrolunda ve antidepresan ilaçlar ile tedavi edilmelidir.

Depresyon tedavisi ve Türkiye

Depresyonun ruhsal ve bedensel yansımaları vardır. Türkiye’de her yıl depresyondakilerin %15 kadarının kaçınılmaz bir şekilde intihar ettiği unutulmamalıdır. Bu yüzden depresyon, depresyon semptomları görülen hastalar tarafından ciddiye alınmalıdır. Psikiyatri uzmanları hariç, diğer doktorlar  tıp fakültelerinde yaklaşık olarak 3 ay kadar depresyon hastalığı ile ilgili eğitim alırlar. Bu nedenle ciddi depresyon semptomları görülen hastaların mutlaka bir psikoloji uzmanına ya da psikologa gitmelerini öneririz. Üstelik Türkiye’de doktorlukla hiç ilgisi olmayan kişiler de depresyonu tedavi ettiklerini iddia etmeye başlamışlardır. Yaşam Koçluğu bunlardan birisidir.

Türkiye’de 3 milyon civarında depresyon hastası, 2500 civarında psikiyatri uzmanı ve yine 2500 civarında psikolog vardır. Sonuç olarak her 15 000 kişiye bir psikoloji uzmanı/psikolog düşmektedir. 3 milyon depresyon hastası olduğu düşünüldüğünde, bugün için her 200 hastaya ancak bir uzman doktor düşmektedir.  Bu rakamlar gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olduğumuzu göstermektedir.

Türk toplumu kapalı toplum özelliği taşımaktadır. Ciddi depresyon belirtileri yaşayan hastaların çoğu, ya hastalığından habersizdir, ya da çekindiği için doktora gitmemektedir. Aksine olarak, depresyonla ilgili hiç bir rahatsızlığı olmayanlar, kulaktan dolma bilgilerle eczanelerden antidepresan ilaçlar alabilmektedir.

Depresyon tedavisi mutlaka psikiyatri uzmanlarının tavsiyesi doğrultusunda yapılmalıdır. Ancak Türkiye’de antidepresan ilaçları kullananların çoğu doktora gitmemekte, eş-dost tavsiyesi ile ilaç kullanmaya başlamaktadır.

Unutmayın!

Antidepresan ilaçlar, eğer kişide depresyon yoksa, kişiyi depresyona sokacak kadar tehlikeli ilaçlardır. Bu nedenle bir hekimin, bir psikiyatri uzmanının hastada depresyonu teşhis etmesi ve ilaç reçetesini yazmış olması zorunludur.

Antidepresan ilaçlara hastalar kendiliğinden başlamamalıdır. Kendiliğinden ilaca başlamak, intihar riskini artırabilir. Aynı şekilde, hastalar doktora danışmadan antidepresanları kullanmaktan vazgeçmemelidir. İlacın kesilme sendromundan dolayı yan etkilerin birden bire ortaya çıkması tehlikeli olabilir. Bu bazen hastayı intihara da sürükleyebilir.

Antidepresan ilaçların farklı grupları vardır. Bazılarında iştah artırıcı ve kilo artırıcı etkiler ortay çıkarken, bazılarında iştah azaltıcı ve kilo verdirici etkiler ortaya çıkmaktadır. Kilo alma veya kilo verme ilacı bırakmanın bir gerekçesi olmamalıdır. Antidepresan ilacı bırakmanın ani gelişebilecek yan etkileri her zaman akılda tutulmalıdır. Antidepresan ilaçların depresyonu iyileştirici etkileri 2-3 haftada kendini gösterir. Hastanın intihara sürüklenmesi açısından bu süre kritiktir. Bazı hastalar bu süreyi beklemeden ilk hafta içerisinde antidepresan ilaçla tedaviden vazgeçmektedir.  Bu doğru değildir.

Kadınlar ve depresyon

Kadınlarda görülen depresyonun çok farklı nedenleri vardır. Bir kısım depresyonlar aile içi nedenlerden kaynaklanabilir. Bu tip depresyonlarda dış çevrenin etkisi daha azdır. Aile içi geçimsizlik ve şiddet depresyonun en önemli nedenlerindendir. Kadının duygusal yapısının bozulması, yaşam kalitesini olumsuz etkiler ve hatta depresyon etkisindeki kadınları intihara sürükler. Depresyon, kadının hayatının farklı dönemlerinde bir çok kere de tekrarlayabilir. Bu gibi rahatsızlığı olanların kesin olarak ilaç tedavisine gereksinimleri vardır. Eğer tıbbi tedavi olmazsa, depresyona maruz kalan hastaların hem hayat kalitesi çok düşecektir, hem de intihar riski vardır. Bu erkek ve bayan, her iki cins için de geçerli olan bir durumdur.

Kadınlarda görülen depresyonun diğer bir etkeni ise dış nedenlerdir. Dış nedenlerin başında geleni, kadını çevresinde, kadını depresyona sokan bir başka kişinin var olmasıdır. Türkiye’de kadınların üçte biri eşi tarafından her gün veya ayda bir kaç kere dövülmekte, şiddet ve aşağılamaya maruz kalmaktadır.

Şiddet uygulaması ve depresyon

Kadınlara uygulanan ve kadına dayak atmakla özdeşleşen şiddetin fiziki boyutunun yanında, bir de psikolojik boyutu vardır. Şiddete maruz kalan kadın, müteakip şiddet uygulamasının ne zaman, nerede, ne kadar tahripkar olacağını düşünür. Fiziki şiddet korkusu kadınlarda depresyona yol açan en önemli etkendir. Bunun yanında, yoksulluk da depresyonu tetikler. Yoksul kadınlar ailesinin yiyeceğini temin etmekten, yemeğini pişirmekten, hasta olan aile fertlerinin bakımını yapmaktan, tedavisini yaptırmaktan sorumludur. Türkiye’de yoksullar arasında kadınların oranı  çok yüksektir.

İşsizlik Türkiye’de zaten çözümü zor olan genel bir sorundur. Türkiye’de kadınların işsizliği, gizli işsizliği ya da güvencesiz işlerde çalışması çok daha yüksek orandadır. 2009 yılında kadınların iş gücüne katılım oranı %26’dır. Bu orana göre Türkiye’de her dört kadından üçü işsizdir.  2009 öncesinde ise işsiz kadın oranı çok daha fazla idi. Türkiye’de hem yoksulluk hem de şiddet oranı kadınlarda çok fazladır. Yoksulluk ve şiddet, özellikle kadınların ruh sağlığını etkileyen iki önemli etkendir.  O yüzden Türkiye’de depresyon ve duygu bozuklukları kadınlarda daha sık görülmektedir.

“Depresyon kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Türkiye’de kadınların yüzde 25’i, erkeklerin ise yüzde 10’u duygu rahatsızlığı yaşamaktadır. Bu niteliği ile kadınların depresyon rahatsızlığına yakalanma riski fazladır.”

Kadınlarda görülen davranış bozuklukları

Depresyon kadınlarda duygu, düşünce ve davranış bozukluklarına neden olur. Kadınların duygu dünyasında çöküntü izlenir.  Depresyon etkisindeki kadının düşünceleri çoğunlukla olumsuzdur. Hayattan umudunu kesmiştir. Bir diğer deyişle günü ve gecesi karanlıktır. Kendini değersiz hisseder. Geçmişte yaptıklarından pişmanlık duyar. Güne isteksiz başlar. Depresyondaki kadınlarda en çok dikkati çeken davranış bozukluğu, intihar olaylarıdır. İntihar dışında sosyal ortamda sosyal beceriksizlik, öfke kontrolünde güçlük çekme,  tahammülsüzlük, kolay alınma, kolay kırılma, kolay öfkelenip kavga çıkarma kadınlarda görülen depresyonun belirtileri olabilir.

Depresyonun en ciddi sonuçlarından bir tanesi intihardır. İntihar düşüncesi kişinin depresyonla ortaya çıkan değersizlik düşüncesi ve özgüvenindeki azalmayla ortaya çıkar. Hayattan keyif alamama, hayatı yaşamaya değer bulmama, zaman zaman düşüncedeki bozulmalar psikotik düzeye çıktığı için, gerçeklik algısı bozulduğundan, intihara meyil artabilir.

Kadınlarda depresyon tedavisi

Depresyonun tedavisinde tıbbi tedavi, yani ilaçla tedavi yeterli olmamaktadır. Depresyona neden olan yaşam koşullarının düzeltilmesi hastalığın tedavisi açısından şarttır. Yaşam koşullarının düzeltilmesi demek, hem insani bir yaşam, hem de insani bir muamele demektir. Bu kapsamda işsiz kadınlara iş ortamı sağlamak şüphesi çok önemlidir. Ancak, işte çalışan kadının, maaşını getirip kocasına vermesinden sonra bir de kocasından dayak yemesi durumunda, kadının çalışmasının bir önemi kalmayacaktır.  Bu durum, kadınları daha fazla intihara teşvik etmektedir.

Bunun için kadınların erkeklerden farklı olarak cinsiyetçi yetiştirilmemesi gerekir. Türkiye’de aile yapısı yeniden ele alınmalıdır. Türkiye’de ailelerin durumu iç açıcı değildir. Türkiye’de aile yapısı ve gelenekler, ev içi şiddeti kapatma, toplumdan gizleme yönündedir. “Benim ailem ya da aşiretim sizin ailenizin ya da aşiretinizin yanında güzel görünmeli! Kol kırılır yen içinde kalır! Bu kızın eline erkek eli değmiş, ailemizin namusu kirlenmiştir! Eğer koca evinden baba evine dönersen, gelinliğin kefenin olur ha!” söyleyiş tarzları aile yapısındaki bozukluğun ifadesidir. Gerektiğinde sivil toplum örgütleri ayağa kalkmalı, kadına dayağa karşı protesto yürüyüşü yapmalı, çıkarılacak yeni kanunlarla hastalıklı aile yapısı düzeltilmelidir.  “Böyle gelmiş böyle gider!” mantığı kırılmalıdır.

Cinsiyetçilikle mücadele

Okul kitaplarından başlayarak, cinsiyetçilikle mücadele edilmelidir. Aileden başlayarak, cinsiyet eşitsizliği ortadan kaldırılmalıdır. Aileler çocuklarını yetiştirirken, bütün ev işlerini kız çocuklarına yaptırıp, erkek çocukları koruyup-kollamamalı, kız çocuklara daha az, erkek çocuklara daha fazla harçlık vermemelidir. “Hadi kızım abine su getir! Babanın çoraplarını çıkar! Kardeşini uyut! Abinin pantolonunu katla!” yaklaşımı yanlıştır.

Türkiye’de anneler de işte, tarlada veya evde çalışırlar. Akşam eve gelindiğinde, baba kenara çekilip televizyon izlerken, anne çocukların yemeğini hazırlar, derslerine yardımcı olur, çamaşırlarını yıkar, ütülerini yapar, zamanında uyumalarını sağlar. Baba, anneye asla yardım etmek istemez.

Cinsiyet ayrımcılığının yapıldığı aile ve çevrede yetişen kız çocukları, iş hayatına atıldıkları zaman da, erkeklerin yaptığı işlerin (Örneğin; yöneticilik) kadın olduğu için zaten kendisine verilmeyeceğini düşünür. Erkek arkadaş edindiğinde, erkek arkadaşından kötü muamele göreceği hissine kapılır.

Cinsiyet ayrımcılığı yapılan ortamda yetişmiş olan kadınlar, evlendikten sonra, muhtemelen kendi çocuklarını da ailesinden ve erkek egemen çevresinden gördüğü şekilde yetiştirir.

Sonuç:

Türkiye’de, ömür boyu kadının erkekten daha alt kategoride olduğu algısı vardır ve bu algı sürdürülmek istenmektedir. Kadın da bir insandır. Hayvana kötü muamelenin sorgulandığı, uygar ülkelerde yasaklandığı günümüzde, gizli ve açık şekilde kadınlarımızın itilip kakılmasına, dayak yemesine, horlanmasına, aşağılanmasına artık göz yumulmamalıdır. Bu yüzden:

  • Kız çocuklarının okumasına, çalışmasına, kendisini geliştirmesine, kendisini ifade etmesine ağırlık verilmelidir.
  • Kocasından ayrılan kadınlara: “Sen niye ayrıldın, sen ne başarısız bir kadınmışsın, sen hiç bir işe yaramazsın!” tarzında konuşulmamalı, kadınlar aşağılanmamalı, toplumdan dışlanmamalıdır. Yeniden hayat kurmaları sürecinde, eşinden ayrılan kadınlara destek olunmalıdır.
  • “Kızım sen bu evden gelinlikle çıktın, ancak cenazen bu eve gelir!” anlayışı yanlıştır. Bu mantık kocası ile sorun yaşayan kadınların intihara sürüklenmesinde ana etkendir.  Devletin ve özellikle aileden sorumlu olan bakanlığın çok ciddi politikalar geliştirerek kadınları desteklemesi, şiddetten koruması gerekmektedir. Hiç bir konuda haklı şiddet yoktur, bu kabul yasalaşmalıdır.
  • Kadın sığınma evlerinin sayısı artırılmalı, kadın sığınma evleri asla ayrılan, boşanan erkek ve kadınların tekrar birleştirilmesi için kullanılmamalı, bunun yerine mağdur kadınların tekrar topluma kazandırılması için çalışılmalıdır.
  • Partilerdeki “kadın kotası” derhal kaldırılmalı, TBMM’ndeki kadın milletvekillerinin sayısı artırılmalıdır.
  • Bakanlık, valilik, belediye başkanlığı gibi kilit görevlerde kadınlar da istihdam edilmelidir.
  • Mademki bir hadis’e göre “Cennet anaların ayakları altındadır.”, o halde Diyanet İşleri Başkanlığı Türk toplumunu aydınlatıcı programlar hazırlamalı, Arapça veya Farsça olarak değil de, Türk Halkının anlayacağı bir dilden görsel ve yazılı basını kullanarak, yayımlamalıdır.

Kaynaklar:

¹ Mpib

² Dw.de

³ http://www.mayoclinic.com/health/antidepressants/HQ01069

¹ Harvard Üniversitesi yayınları

Anahtar kelimeler: depresyon. depresyonun nedenleri, depresyonun tedavisi

Yazan: Burcu Akın Demirtaş/ Uzman Eczacı

By | 2017-12-09T17:03:16+00:00 Ekim 28th, 2017|Sağlık|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: