Arap İsrail Savaşı: 1948-1949 Birinci Arap İsrail Savaşı’nın Stratejik Analizi

//Arap İsrail Savaşı: 1948-1949 Birinci Arap İsrail Savaşı’nın Stratejik Analizi

Arap İsrail Savaşı: 1948-1949 Birinci Arap İsrail Savaşı’nın Stratejik Analizi

Strateji uzmanları için 1948-1949 yıllarında cereyan etmiş olan Arap İsrail Savaşı’ndan alınacak önemli dersler vardır. Stratejik planlamanın (daha sınırlı ölçüde olmakla beraber, taktik planlamanın da) karşılaştığı sorun, iki yönlüdür. Buna göre, bir yandan düşmanın sağlam prensiplere dayanarak hareket etmesini önlemek için mümkün olan her çareye başvururken, öte yandan da amaç ve hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere sağlam prensiplerden yaralanabilmek için gerekli üstün planlama gayretlerine girişmeliyiz. Bu amaçla, düşmanın uygulaması muhtemel her prensip, kuvvetlerimizin harekâtını planlayanların buluculuk niteliklerini harekete geçirmek bakımından, bir hedef olarak ele alınmalıdır.

Arap İsrail Savaşı’na giden süreç, İsrail Devleti’nin kurulmasıyla başladı. Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi, 14 Mayıs 1948 tarihinde, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. Yeni devlet, bir gün sonra ABD ve SSCB tarafından hemen tanındı. Bölge ülkeleri olan Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak kuvvetleri ise İsrail’in bağımsızlık ilanını tanımadılar. Derhal İsrail’e karşı taarruza başladılar. İsrail savaş sonunda 1947’de taksim planı ile elde ettiği %56’lık Filistin toprağını % 78’e çıkardı. Dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı tarafından hazırlanan aşağıdaki analiz, ünlü strateji uzmanı B.H. Liddell Hart tarafından yazılmış olan “Strateji (Dolaylı Tutum)” adlı kitapdan alınmıştır. Özellikle siyasetçilerle askerlerin bu analizden alacağı bir çok ders vardır.

Arap İsrail Savaşı (1948-1949): Alınan dersler

Düşmanın yararlanacağı prensiplere karşı nelerin yapılması gerektiğini incelemek yararlı ve zorunlu bir işlemdir. Bu nedenle, davranışımızı şöylece düzenlemeliyiz.

  • Düşmanın baskın prensibine karşı: Çeşitli istihbarat makamları tarafından devamlı çalışma.
  • Hedefin korunması prensibine karşı: Taktik alanda değişik nitelikte oyalama taarruzları ve stratejik, psikolojik ve politik taarruzlar.
  • Kuvvet tasarrufu prensibine karşı: Ulaştırma hatlarına ve geri bölgelerdeki ikmal tesislerine taarruzlar; böylece, düşman kuvvetlerini bulundukları yerde ve yaygın bir durumda tutmak.
  • İşbirliği prensibine karşı: İdari kanallara darbeler indirmek.
  • Kuvvet topluluğu prensibine karşı: Oyalama taarruzları yapmak ve düşman kuvvetlerini bölmek için hava faaliyeti sürdürmek.
  • Emniyet prensibine karşı: Yukarıdaki ve bundan sonraki faaliyetlerin toplamı.
  • Taarruz ruhu prensibine karşı: Taarruz ruhu.
  • Hareket kabiliyeti prensibine karşı: Ulaştırma hatlarının tahribi. Her Safha için hükümet tarafından tayin edilen askerî ve siyasi amaçları gerçekleştirmek üzere tasarlanan faaliyetimizin planlanmasına gelince, bu faaliyetler, ikinci derecede ve oyalayıcı nitelikteki harekâtla koordine edilmelidir. Ancak, her zaman hatırda tutmamız gereken nokta, planımızın ana hedefinin savaş prensiplerinden çok mükemmel şekilde ve amaca en uygun biçimde yararlanmayı başarmasıdır. Öyle ki bu sayede muharebenin kaderi, hatta çarpışma başlamadan önce, stratejik bakımdan sonuca bağlansın veya hiç olmazsa, girişilecek muharebe bize en büyük avantajı sağlasın. Gerçekte, stratejik planlamanın sırrı da budur. Clausewitz’in ünlü “Kan, zaferin bedelidir” sözü, artık modası geçmiş bir görüştür.

Arap İsrail Savaşı (1948-1949): Dolaylı tutum stratejisinin amaçları

Taktik alanda cephe taarruzlarının hakim olduğu günler hızla kaybolmakta ve bugünün taktik sanatı, yana ve gerilere yöneltilecek taarruzlarla asıl görevin gerçekleştirilmesi amacını gütmektedir. Bununla beraber, bu düşüncenin stratejiye de uygulanabilir bir metot olup olmadığı üzerinde savaş sanatı üstatları arasında hâlâ tartışmalar yapılmaktadır. Bize göre, bu görüş hiç şüphesiz stratejiye de uygulanabilir; ancak çok doğal olarak, başka bir biçimde. Dolaylı tutum stratejisinin tek sağlam strateji türü olduğuna hiç şüphe yoktur. Ancak dolaylı tutumun stratejik alanda uygulanması meselesi, Yüzbaşı Liddell Hart tarafından parlak bir şekilde tarif edilerek açıklandığı ve dikkatle yorumlandığı gibi, taktik sahaya oranla daha karışıktır. Çarpışma sorununu, hatta bu olay başlamadan önce, bir sonuca bağlamak üzere, savaş prensiplerinden kendi amaçlarımıza göre yararlanmak ve kendimizi stratejik dolaylı tutuma bağlamak için, aşağıdaki üç amacın gerçekleştirilmesi zorunludur:

  1. Düşmanın ulaştırma hatlarını kesmek ve böylece, fiziksel yapısını felce uğratmak;
  2. Düşmanın çekilme istikametlerini tıkamak ve böylece, iradesini çürütmek ve moralini yıkmak;
  3. Düşmanın yönetim merkezlerine darbeler indirmek ve ulaştırma sistemini altüst etmek; böylece, beynini oluşturan komuta kademesi ile vücudunu meydana getiren birlikler arasındaki bağlantıyı kesmek.

Bu üç amaç üzerinde dikkatle durulunca, Napolyon’un şu sözünün doğruluğu anlaşılmaktadır: “Savaş sanatının bütün sırrı, ulaştırma hatlarının hakimi olmak yeteneğine dayanır”.

Bu amaçların gerçekleştirilmesi, stratejinin ilk görevini belirleyen bir koşuldur. Bu husus, stratejinin amacını ve stratejistin sorumluluğunu analizden geçirdiği sırada, Yüzbaşı Liddell Hart çok yerinde olarak aşağıdaki tanımlamalarla açıklamıştır: “Gerçek amaç, bir muharebeye başvurmak üzere, öyle fazla bir gayret göstermek değildir. Bu amaç, daha ziyade, avantajlı bir stratejik durum yaratmaktır. Böyle bir durumun bir sonuç sağlayamaması halinde, onu izleyecek muharebe, istenilen sonucu hiç şüphesiz gerçekleştirecektir.”

Stratejik bakımdan sonucu tayin edecek durum, düşmanın başlıca kuvvetlerini sarsmak ve böylece, yukarıda tarif edilen üç metotla “düşmanın muharebeden çözülmesine veya parçalanmasına” yol açmak suretiyle gerçekleştirilir.

Taarruzun icrasına hakim olan faktörler

Öte yandan, sözü edilen prensiplerin nasıl gerçekleştirileceğini planlarken, uygulama şekline hakim politik faktörleri de hesaba katma zorunluluğu vardır.

Ayrıca, çok iyi biliriz ki, ulaştırma yolunun kesilmesi ve çekilme istikametinin tıkanması suretiyle sağlanacak etkinin niteliği, bu kesme ve tıkama yerinin düşmanın asıl kuvvetleriyle çarpışmakta olduğumuz bölgeye uzaklığı ile ters orantılıdır.

Başka bir deyimle, ulaştırma ve çekilme yolunu kesme noktası düşman kuvvetine ne kadar yakınsa, bunun etkisi o kadar çabuk olur.

Buna karşılık, kesilen nokta düşman kuvvetinden ne kadar geride ve stratejik üssüne ne kadar yakınsa, sağlanacak etki de o oranda büyük olur.

Bu nedenle, uygulanacak planların, yapılacak harekâtın eldeki zaman faktörü ile olan ilişkisi göz önüne alınarak hazırlanması zorunludur.

Muharebelerimizde bu zaman faktörü, geçen yıl yapmış olduğumuz savaşın özel karakteri nedeniyle, ara sıra “Suni” nedenlere göre tayin edilmiştir. Bu nedenlere örnek olarak, Birleşmiş Milletler’in zaman zaman yaptığı müdahaleler gösterilebilir. Bazen bu durum, daha büyük bir etki sağlamaktan çok, daha çabuk bir etki yaratacak planların tercih edilmesini gerektirmiştir. Geçen yılki savaşı daha sonra analizden geçirdiğimiz sırada, bu noktaya tekrar değineceğiz.

Amacın sürdürülmesi prensibi üzerinde biraz daha durmamız uygun olacaktır. Amaç, tek olmalı; ancak bunu gerçekleştirme metodu, eğer onu sürdürmek istiyorsak, alternatifleri de kapsamalıdır. Çünkü, bir metot başarısızlığa uğradığı takdirde, bunun etkisi hemen görülecek ve amacın gerçekleştirilmesi de mümkün olmayacaktır. Bir plan, temel olarak, şöyle bir düşünceye dayanmalıdır: “Eğer…şu ve bu meydana gelirse… o zaman….; öte yandan, eğer… şöyle olursa… o takdirde…”. Liddell Hart, pek yerinde olarak, bu konuda şöyle yazmıştır: “Eğer meyve almak istiyorsak, tıpkı bir ağaç gibi, bir planın da dalları olmalıdır. Tek hedefli bir plan, kısır bir kutup olmaya adaydır”.

Bu analizin amacı nedir?

Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım, askerlerimize katılmış oldukları muharebeleri inceleme ve analizden geçirme olanağını vermek, varacakları sonuçları stratejik düşünce ve varsayımlarla karşılaştırmalarını mümkün kılmak ve savaş literatürümüzde pek bol olan soyut nitelikteki taktik tariflerle yetinmelerini sağlamaktır. Bununla beraber, daha önce söylenmiş olan prensiplerin ışığında, geçen yılki harekâtın analizi bakımından, birkaç nokta üzerinde daha durmak isterim. Geçen yılki savaş harekâtının en önemlileri şunlardı:

  • On Bela Harekâtı (“Operation Ten Plagues”, Mısırlılara karşı)
  • Ayin Harekâtı (“Operation Ayin”, Mısırlılara karşı)
  • Alath’da Peleştirme Harekâtı (Akabe Körfezi bölgesi)
  • Hiram Harekâtı (“Operation Hiram”, Galilee’nin kurtarılışı

Hatta bunlara, yukarıda belirtilen stratejik görüşle, Rhodes Harekâtı (“Operation Rhodes”, Mütareke anlaşması)’nı da katabiliriz. Bu konuda yapılacak bir inceleme sonunda görüleceği üzere, bütün bu harekât, daha önce değindiğimiz stratejik prensip ve metotlara (Stratejik dolaylı tutum, ulaştırma yollarını kesme, çekilme istikametlerini tıkama ve düşman tertiplerini temelinden ve hızla sarsmayı amaçlayan bir baskın etkisi sağlayacak olan ince ve aldatıcı önlemlerden büyük ölçüde yararlanma) göre hazırlanmıştır. Metotların seçimi üzerinde, çeşitli müdahaleler nedeniyle, zaman faktörlerinin de büyük etkisi olmuştur.

Mısır Ordusu’nun stratejik hataları

İsrail’e saldıran Mısırlı düşman, yaklaşma istikametlerinin kendisinin ilerlemesine açık olacağını umuyordu. Bu nedenle, kıyı şosesi boyunca kuzeye, Isdud’a doğru ilerledi. Ancak, bu ilerlemesi durdurulunca, Kudüs istikametinde Faluja’ya doğru çeşitli kollara ayrılarak saldırı düzenlendi. Düşmanımız, kuvvet bakımından bizden çok üstündü. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar cephe muharebeleri yapmaktan bizi alıkoydu. Çünkü bu üstünlüğü sayesinde, o sırada olduğu şekilde, tuttuğu savunma bölgelerinin çokluğundan ve savunma silahlarındaki sayı üstünlüğünden yararlanacak bir durumdaydı. Buna karşılık, düşmanın zayıf yönünü, Napolyon’un yukarıda zikrettiğimiz sözündeki esas noktanın ruhu oluşturuyordu: “Savaş sanatının bütün sırrı, ulaştırma hatlarının hakimi olma kabiliyetine dayanır”. Bu durumda, düşmanın ulaştırma hatları da son dere uzundu.

Amacı Necef (Negev) yolunu açmak ve düşmanın tertiplerini bozmak olan “On Bela planı”, düşmanın bu zayıf yönünden en büyük ölçüde yararlanmıştır. Ayrıca, yukarıda değindiğim üçlü sistem (ikmal yollarını kesmek, çekilme istikametlerini tıkamak ve yönetim merkezlerine darbeler indirmek) de, “On Bela Planı”nda klasik bir örnek olarak canlanmıştır:

  1. Irak’ın doğusunda Manshiyah’ta başarılan yarma, bir yandan düşmanın doğu ulaştırma hatlarını kesmeyi, öte yandan da 1135 rakımlı tepenin ele geçirilmesini sağlamıştır. Bu başarı, çeşitli komando birliklerinin vurdukları darbelerle birlikte, düşman düzeninin fiziksel yapısını temelinden baltalamıştır.
  2. Beth-Hanun’un ele geçirilmesi ve bu suretle düşmanın asıl kuvvetinin çekilme yolunun tıkanması, düşmanı şaşkınlığa uğratmış ve ulaştırma hatlarının kesilmesi nedeniyle meydana gelen fiziksel etkiye ek olarak, düşmanın irade ve moralini temelinden sarsmış; düşman, böylece çekilme kararı vermeye sürüklenmiştir (Bu arada işaret edilmeyen diğer bir husus, bu olayın bir “yakından tıkama” örneği olduğu ve dolayısıyla, çabuk bir etki sağladığıdır).
  3. Gazze (Gaza), Majdal, Rafah ve El Ariş’in tekrar tekrar bombalanması, düşman yönetim sisteminin can damarlarına ve önemli merkezlerine darbeler indirmiş; dolayısıyla, beynini organlara bağlayan bütün sinir sistemini felce uğratmıştır.

Şunu hemen belirteyim ki; kuvvetlerimiz, düşmanın hem kuzey bölgesine hem de batı sektörüne karşı büyük ve bağımsız birlikler halinde harekât yapmış ve böylece, beliren ihtiyaçlara göre kuvvet topluluğunun faydalı bir şekilde kaydırılması hususunda komutanlığa esneklik sağlamıştır.

Ayin harekatı ve alınan dersler

Auja-El Ariş bölgesinde, yine Mısırlılara karşı yapılmış olan “Ayin Harekâtı”, savaş sanatı bakımından çok dikkate değer bazı dersler sağlamıştır. Mısırlı düşman, kendisine başlangıçta kesin bir stratejik üstünlük verebilecek olan batı ve doğu kollarının avantajlı durumundan yararlanmayı başaramamıştır. “On Bela Harekâtı’ndan sonra, düşman, Güney Necef ulaştırma yolunu ve çekilme istikametini kesmek için, sağ yürüyüş kolunu kullanmayı tekrar tekrar denemiştir. Daha önce de işaret edildiği üzere, taarruz ruhuna en uygun yanıt, yine taarruz ruhudur. Gerçekte “Ayin Harekâtı’nın temeli de, işte bu ruhtu. Akıllı dedelerimiz, çok önce şöyle demişlerdi: “Seni öldürmeye geleni öldürmek için, daha önce davran”. Taarruz ağırlığının düşman gerilerine yöneltilmesi, Haluzab üzerinden Auja’ya yaklaşma istikametindeki baskın (Düşman, bu hareketi “imkânsız” olarak değerlendiriyordu) ve batı sektörüne karşı taktik, psikolojik ve politik tehdidi de kapsayarak, girişilen stratejik oyalama gibi faktörlerin hepsi, zaferi sağlamak üzere birleşmişlerdir.

“Ayin Harekâtı” gerçeği

“Ayin Harekâtı”, daha önce değinilen şu gerçeği açıkça ortaya koymuştur:

“Stratejik planın amacı, muharebe ile çözülmesi istenen meseleyi, hatta muharebe başlamadan önce bir sonuca ulaştırmak veya hiç olmazsa, avantajlı koşullar yaratarak, hiç şüpheye yer kalmayacak şekilde istenilen sonuca muharebe ile ulaşmayı sağlamaktır.”

Düşmanın çekilme istikametini tıkamak için seçilen yer ile sağlanacak etkinin çabukluk ve büyüklüğü arasındaki ilişki, diğer bir prensip olarak daha önce belirtilmişti. “Ayin Harekâtı’ndan yararlanılarak, Mısır ilerilerine doğru bir takip harekâtına girişilmesiyle, sözü edilen bu prensibi en uygun şekilde gözler önüne sermiştir.

Kuvvetlerimizin El Ariş istikametinde başardıkları yarma ve Sina çölünde Abu Aweiglia’daki hayati yol kavşağına hakim olması, hatta daha da kesin sonuçlar sağlayacaktı. Ancak, bunun için çok uzun bir zamana ihtiyaç vardı. Öte yandan, düşmanın çekilme istikametini tıkama hareketinin hızla Rafah yakınlarına kaydırılması, onun asıl kuvvetlerine daha yakın bulunulacağı için, muhtemel olarak daha az kesin bir etki gösterecekti.

Ayrıca, düşmanı buradaki kuvvetlerimiz karşısında da üstün bir durumda bulunduracaktı. Bununla beraber bu hareket, çabuk sonuçlar sağlamış ve Mısırlıları hemen mütareke isteme durumuna sokmuştur.

Rhodes harekatı

Çeşitli “Rhodes Harekâtı”nda ve üçgen olarak tanımlanan bölge ile Arah vadisi (Megiddo geçidi)’nde genişlediğimiz gibi Elath’ta da yerleşmemiz için girişilen harekât, şu dersi ortaya koymuştur: Stratejik alanda kullanılan araçlar, taktik sahada yararlanılanlardan çok defa ayrılır. Çünkü strateji, taktik sonucun sağlanmasına elverişli koşulları gerçekleştirmek için, bazen politik araçları seçer. Bu siyasal araçlar, eğer başarıya ulaşırlarsa, kan akıtılmasının ve ter dökülmesinin büyük ölçüde önüne geçerler.

Son olarak, öncekilerden daha az önemli olmayan diğer bir örneğe, “Hiram Harekâtı”na değineceğim. Bu, klasik anlamda bir yıldırım harekâtıydı. Ancak aynı zamanda, stratejik bir kararın taktik bir karardan daha az olmayan önemini canlandıran bir örnek de oluşturmaktadır. Hele bu durumda,stratejik kararın daha da etkili bir sonuç verebileceği hususu da kanıtlanmış olmaktadır. Biz, bu harekâta kadar, bir kısmı başarısızlığa uğrayan birçok cephe taarruzu yapmıştık. Biz, “Hiram Harekâtı”nda dolaylı tutum stratejisi uyguladık. Bunu yaparken de alternatif hareket tarzlarından mümkün olan en büyük ölçüde yararlandık. Bu alternatif tutumlar, genel bir plan ve amaç çerçevesinde koordine edilmişti. Genel plan ise, yine ulaştırma hatlarının kesilmesi, çekilme istikametlerinin tıkanması ve yönetim merkezlerine darbeler indirilmesi prensiplerinden kurulu üçlü sisteme dayanıyordu. Biri, Safad’dan kuzeye Sasa’ya, diğeri Kabri’den doğuya olmak üzere iki kol halinde İlerleyen kuvvetlerimiz, en çabuk sonuç sağlamanın örneğini verdikleri gibi, 1948 seferinde planlı stratejik kuşatmanın parlak bir örneğini de ortaya koymuşlardır.

Sonuç olarak şunu söylemek isterim:

Bu yazımda güttüğüm amaç çeşitli harekâtları ayrıntılı olarak anlatmak değil, bu harekât hakkında stratejik bakımdan bazı aydınlatıcı düşünceler ileri sürmek olmuştur. Böylece,yaşadığımız harekâtın önemini kavramamıza yarayacak geniş kapsamlı bir tutamak sağlamaya çalıştım.

Yazan: İsrail Genelkurmay Başkanı General Yigeal Yadin (1949)

Yayına hazırlayan: Ahmet AKIN, (E) Topçu Kurmay Albay

Kaynak:

¹ Liddell Hart, Strateji/Dolaylı Tutum, Çeviren: Selma Koçak, Doruk yayınları (2015)

By | 2017-09-10T20:35:19+00:00 Eylül 10th, 2017|Asya|0 Comments

About the Author:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

%d blogcu bunu beğendi: