Ermeniler neden tehcir edildi?

Ermeniler neden tehcir edildi?

Ahmet Akın, (E) Topçu Kurmay Albay

Ermeniler neden tehcir edildi?¹

Avrupa devletleriyle Rusya’nın “Şark meselesi” adı altında Osmanlı Devleti topraklarında başlattıkları karışıklıklar bir Ermenistan kurulması hedefine yönelik olarak gelişmiştir. Bu çerçevede başlayan Ermeni yönlendirmeleri, Ermeni çetelerinin Müslümanları katliamı, ardından bir Ermenistan kurma düşüncesiyle patlak veren Van ve Zeytun isyanları, o sırada başlayan Birinci Dünya Savaşı ve bu savaşta Anadolu’yu işgale girişen Rus ordularına Ermenilerin yardım etmeleri, Osmanlı Devleti’ni köklü tedbirler almaya zorlamıştır.

Nitekim, Van’da Ermeni isyanı bütün hızıyla devam ettiği bir sırada, İstanbul’a, diğer bölgelerdeki Ermenilerin de isyan ettikleri, yol kestikleri ve Müslüman köylerini basarak halkını katlettikleri yolunda haberler gelmekteydi. Türk ordusu savaş alanında olduğu için cephe gerisindeki bu olayları önlemekte çaresiz kalmıştır. Bu durumda, Başkumandan Vekili Enver Paşa, bir çare olarak, 2 Mayıs 1915’te DahiliyeNazırı Talat Bey’e (Paşa) aşağıdaki emri yollamıştır.

Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın yazılı emri

“Gayet Mahremdir.

Van Gölü etrafında ve Van vilâyetince bilhassa ma’lüm olacak mevâki-i muayyenedeki Ermeniler isyân ve ihtilâl için daimi bir ocak halindedirler. Bu halkın oradan kaldırılarak isyan yuvasının dağıtılması fikrindeyim.

Üçüncü Ordunun verdiği malümata nazaran Ruslar 7 Nisan’da (20 Nisan 1915) hudutları dahilindeki Müslüman ahaliyi çıplak bir halde hududumuz dahiline sürdüler. Hem buna mukabele-i bilmisil olmak ve aynı zamanda yukarıda söylediğim maksadı hâsıl etmek üzere, ya merkum Ermenileri ve ailelerini Rusya hududu dâhiline sürmek, yahud merkum Ermenileri ve âilelelerini Anadolu dâhiline muhtelif yerlere dağıtmak lâzımdır. Bu iki şıktan münâsibinin intihâbı ile icrasını rica ederim. Bir mahzur yoksa ussat ailelerini isyan merkezlerini hudut haricine sürmeyi ve onların yerine hudut haricinden gelen İslam halkı yerleştirmeyi tercih ederim. Ol bâbda”.

Tehcir kararının ilk işareti sayılan bu yazı ile, Enver Paşa, Ermenilerin isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmalarını istemiştir. Eğer Ermeniler topluca tutulmak yerine, ufak birimler halinde çeşitli yerlere dağıtılacak olurlarsa, isyan etme imkanları kalmamış olacaktı. Yine bu yazıdan, uygulamanın yalnız Ermenilerin isyan ve karışıklık çıkardıkları yerlerde gerçekleştirilmesinin istendiği anlaşılıyor. Nitekim, ilk tehcirde buna özellikle dikkat edilmiştir.

Dahiliye Nazır Talat Bey, durumun nezaketi karşısında, Meclis-i Vükela’dan karar almadan ve bu işle ilgili bir geçici kanun çıkartmadan Ermeni tehcirini başlatarak, sorumluluğu tek başına üzerine almak durumunda kalmıştır.

Editörün Önerisi>>  Doğu isyanları: Cumhuriyet öncesi doğu isyanları ve Kürtçülük
Ermeni tehciri
Ermeni tehciri

Tehcirin Gayesi

Belgelerden anlaşıldığına göre, Talât Paşa’nın başlattığı ve Meclis-i Vükel’anın da uygun gördüğü tehcir doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Bunlardan birincisi Kafkas ve İran cephesinin geri bölgesini oluşturan Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarıdır.

İkincisi ise, Sina cephesi gerilerini oluşturan Mersin-İskenderun bölgeleridir.

Ermenilerin bu bölgelerde düşmanla işbirliği yaptığı ve bir çıkarma hareketini kolaylaştıracak faaliyetler içinde bulundukları tespit edilmişti.

Daha sonra, bu uygulama isyan çıkaran, düşmanla işbirliği yapan ve Ermeni komitacılarına yataklık eden diğer vilayetlerdeki  Ermenilere de teşmil edildi.

Başlangıçta Katolik ve Protestan Ermeniler tehcir dışı bırakıldıkları halde, daha sonra, bunlardan zararlı faaliyetleri de sevke tabi tutuldu.

Bu sebeple, 22 Haziran 1331 (5 Temmuz 1915) tarihinde Adana, Erzurum, Bitlis, Halep, Diyarbakır, Suriye, Sıvas, Trabzon, Mamuretülaziz (Elâzığ), Musul vilâyetleriyle “Adana Emvâl-i Metrüke Komisyonu” başkanlığına, ayrıca Zor, Maraş, Canik, Kayseri ve İzmit Mutasarrıflıklarına, tebligat gönderilerek Ermenilerin iskanlarına tahsis edilen bölgelerin, görülen lüzum üzerine, genişletildiği bildirildi. Buna göre:

  • Kerkük sancağının İran sınırına seksen kilometre mesafede bulunan köy ve kasabalar dahil olduğu halde, Musul vilâyetinin doğu ve güney bölgesi;
  • Diyarbakır hududundan yirmibeş kilometre dahilde, Habur ve Fırat Nehirleri vadisindeki yerleşim yerleri dahil olmak üzere, Zor sancağının doğusu ve güneyi;
  • Halep vilâyetinin kuzey kısmı hariç olmak üzere, doğu, güney ve güneybatısında bulunan bütün köy ve kasabalarla, Suriye vilâyetinin Havran ve Kerek sancakları dahil olmak üzere demiryolu güzergâhlarından yirmi ilâ yirmibeş kilometre dışarıda bulunan kasaba ve köylerde Müslüman nüfusunun %10’u nispetinde iskân edileceklerdi.

Talât Paşa, özellikle Batılı ülkelerin ve basınının aksi propagandalarından dolayı, devamlı olarak Ermeniler hakkında alınan tedbirlerin onları imha maksadını taşımadığını her fırsatta ifade etmek ihtiyacını hissetmiştir.

Nitekim, 16 Ağustos 1331 (29 Ağustos 1915) tarihinde Hüdavendigâr, Ankara, Konya, İzmit, Adana, Maraş, Urfa, Halep, Zor, Sivas, Kütahya, Karesi, Niğde, Mamuretülaziz, Diyarbakır, Karahisar-ı Sahip, Erzurum ve Kayseri vali ve mutasarrıflıklarına gönderilen bir şifre telgrafla tehcirin gayesi şu şekilde açıklanmaktadır:

“Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen mıntakalara sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükûmeti teşkili hakkındaki milli emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini temin esasına matuftur. Bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin emniyeti sağlanmalı ve muhacirin tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır. Yerlerinden çıkarılıp sevkedilmekte olanlardan başka, yerlerinde kalan Ermeniler bundan sonra yerlerinden çıkarılmamalıdır. Daha önce de tebliğ edildiği gibi, asker aileleriyle ihtiyaç nisbetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevkedilmemesi hükümetçe kesin olarak kararlaştırılmıştır. Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanuni tedbir alınmalı ve bu gibiler derhal azledilerek Divan-ı Harblere teslim edilmelidir. Bu gibi olayların tekrarından vilayet ve sancaklar sorumlu tutulacaklardır.”

Editörün Önerisi>>  Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Misyoner Faaliyetleri

Daha önce de Ankara vilayetine 14 Mayıs 1331 (27 Mayıs 1915) tarihinde gönderilen gizli şifrede “Ermeniler hakkında hükümetçe alınan tedbirler, sırf memleketin asayiş ve inzibatını temin ve muhafaza mecburiyetine müstenittir. Ermeni unsuruna karşı Hükûmetin imhakâr bir siyaset takip etmediği,şimdilik tarafsız bir vaziyette kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunulmamış olması gösterilmektedir…” denilmekteydi.

Gerçekten de, 1 Haziran 1331 ‘de ( 14 Haziran 1915) Erzurum, Diyarbakır Mamuretülaziz ve Bitlis vilayetlerine gönderilen şifrede ise, tehcir edilen Ermenilerin yollarda hayatlarının korunması, sevkiyat sırasında firara yeltenenlerle muhafazalarına memur olanlara karşı saldırıda bulunacakların yola getirilmesinin tabii olduğu, ancak buna hiçbir şekilde halkın karıştınlmaması ve Ermenilerle Müslümanlar arasında öldürmeye yol açacak ve aynı zamanda dışarıya karşı da pek çirkin görünecek olayların çıkmasına kesinlikle fırsat verilmemesi istenmiştir.

Talat Paşa, 10 Mayıs 1331 (23 Mayıs 1915) tarihinde Dördüncü Ordu Komutanlığına gönderdiği şifrede de başka vilayetlere nakledilecek Ermeniler hakkında bilgi vermekte ve boşaltılmasını istediği yerleri şu şekilde belirtmektedir:

  • Erzurum, Van ve Bitlis vilayetleri;
  • Maraş şehir merkezi hariç olmak üzere, Maraş sancağı;
  • Halep vilâyetinin merkez kazası hariç olmak üzere, İskenderun, Beylan (Belen), Cisr-i şugur ve Antakya kazaları dahilindeki köy ve kasabalar;
  • Adana, Sis (Kozan) ve Mersin şehir merkezleri hariç olmak üzere, Adana, Mersin, Kozan ve Cebel-i Bereket sancakları.

Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul vilâyetinin güney kısmı ile Zor Sancağına ve Merkez hariç olmak üzere, Urfa Sancağına yerleştirileceklerdi.

Adana, Halep ve Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise, Suriye vilâyetinin doğu kısmı ile Halep vilâyetinin doğu ve güneydoğusuna, hükümetin tayin ettiği yerlere nakledilecek ve oralarda iskan edileceklerdi. Nakliyat işlemlerine nezaret etmek üzere Adana bölgesine, refakatinde bir mülkiye müfettişi ile maliyeden de bir özel memur verilen mülkiye müfettişlerinden Ali Seydi Bey, Halep ve Maraş için de aynı şekilde Hamid Bey tayin edilmiş ve Ali Seydi Bey görevi başına gitmiştir.

Editörün Önerisi>>  Ses ve Görüntü Kayıtları Delil Olabilir mi?

İskan mahallerine ulaşan Ermeniler, hal ve mevkinin durumuna göre, ya mevcut köy ve kasabalarda inşa edecekleri evlere veyahut hükümet tarafından tayin edilecek yerlerde yeniden kuracakları köylere yerleştirileceklerdi. Ermeni köylerinin Bağdat demiryolundan en az yirmibeş kilometre uzakta olması şart koşulmuştu. Nakli icap eden Ermenilerin sevk ve iskanları mahalli memurların idaresine bırakılmıştı. İskan yerlerine sevk edilen Ermenilerin can ve mallarının korunmasıyla iaşe ve istirahatlarının sağlanmasa, güzergahlarında bulunan idari memurlara aitti. Nakledilecek Ermenilerin, bütün taşınabilir mal ve eşyaları birlikte götürebilecekleri ve taşınmaz mallan konusunda da mufassal bir talimatname hazırlanarak tebliğ edilmesi kararlaştırılmıştı.

Doğu Anadolu vilâyetleriyle bazı Güney-Doğu Anadolu vilayetlerinden çıkarılarak, Diyarbakır vilayetinin güneyine, Fırat Nehri vadisine ve Urfa-Süleymaniye yakınlarına gönderilmelerine karar verilen Ermenilerin, yeniden fesat yuvaları meydana getirmemeleri için Başkomutanlik bazı uyarılarda bulunmuş, bunun için 26 Mayıs 1915 tarihiyle Dahiliye Nezaretine gönderdiği bir yazıda şu hususların dikkate alınmasını istemiştir:

  • Ermenilerin gönderildikleri yerlerdeki nüfusu oradaki aşiret ve islam sayısının %10 nisbetini geçmemelidir;
  • Göç ettirilecek Ermenilerin kuracakları köylerin herbiri elli evden çok olmamalıdır;
  • Ermeni göçmen aileleri, seyahat ve nakil suretiyle de olsa, yakın yerlere ev değiştirememelidir.

Ermeniler konusunda Dahiliye Nezareti’nin tedbir aldığı bu sırada Rusya, Fransa ve İngiltere Hükümetleri 24 Mayıs 1915’te bir bildiri yayınladılar. Burada bir aydan beri “Ermenistan” diye adlandırdıkları Doğu ve Güney-Doğu Anadolu’da Ermenilerin öldürüldüklerini ileri sürdüler. Buna karşılık, kışkırttıkları ve destekledikleri Ermenilerin Türklere karşı işledikleri cinayetleri görmezlikten gelerek, olaylardan Osmanlı Hükümeti’nin sorumlu tutulacağını bildirdiler. Meselenin bu şekilde milletlerarası bir hüviyet kazanması üzerine, Talat Paşa tehcir konusundaki sorumluluğu daha fazla tek başına yüklenemeyeceğini anlayarak konuyu bir kanun hükmü haline getirmek ve diğer kabine üyelerini de bu sorumluluğa ortak etmek istedi. Bu maksatla, 12 Receb 1333/13 Mayıs 1331 (26 Mayıs 1915) tarih ve 270 numaralı tezkereyi Sadaret’e gönderdi.

Kaynaklar:

¹ Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı’nın Son Döneminde Ermeniler, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Yayın No: 94, Ankara-2002.