Cumhuriyet öncesi doğu isyanları ve Kürtçülük faaliyetleri

Doğu isyanları: Cumhuriyet öncesi doğu isyanları ve Kürtçülük

Cumhuriyet öncesi doğu isyanları konusunu incelemeden evvel, Doğu Anadolu’nun tarihine kısaca göz atalım.

Doğu isyanları: Doğu Anadolu tarihi

Doğu ve Güneydoğu Anadolu 1514 Çaldıran Savaşı’nı takiben Osmanlı yönetimi altına girmiş ve Devlet, Arnavutluk, Lübnan ve Yemen gibi bölgelerde uyguladığı idari sistemi bu bölgede de uygulamaya koymuştur. Bu tarihten itibaren İran’la tampon bölge konumunda kalan Doğu Anadolu’nun coğrafi şartları Osmanlı idarecilerinin bölgeyi “Ocaklık ve Yurtluk” olarak nitelendirilen sancaklara ayırmasına ve bu sancakların başına da mahalli beyleri tayin etmelerine sebep olmuştur. Aslında bu tür yönetim biçimini Osmanlı Devleti çeşitli eyaletlerde uygulamış ve mahalli idarecileri tayin etmekte herhangi bir endişe duymamıştır. Bu sancaklar Diyarbakır, Erzurum, Van, Musul ve Rakka beylerbeyliklerine bağlıydılar.

Doğu isyanları ve Osmanlı’nın yönetim zafiyeti

Stratejik öneme haiz yada ekonomik açıdan anahtar konumunda olan şehirlere merkezden atanan ve buralara konuşlandırılmış düzenli ordulara komuta eden valiler gönderilmekteydi. Beylerin atanması, görevden alınması, tebaadan vergilerin toplanması, savaş halinde asker gönderilmesi Osmanlı Devleti’nin her kesiminde uygulanan şekildeydi. Bu uygulamayı, bazı yazarlar, Devletin bölgeyi idaresinde karşılaştığı güçlükler sebebiyle mecbur kaldığı şeklinde yorumlamaktadır. Ancak Devletin güçlü olduğu dönemlerde gayet güzel işleyen bu sistem, gerileme dönemlerinde bir takım olayların patlak vermesine ve isyan hareketlerine sebep olmuş ve “bazı beylerin ihtirasları sonucu” çıkan isyanlar ile sarsılmıştır.

‘Doğu isyanları: Celali ayaklanmaları

Celali İsyanları
Celali İsyanları

XVII. yüzyıl başlarında Celali Ayaklanmaları ile gittikçe bozulan asayiş bu beylerin Devlet’e sadakatini de etkilemiş ve yükümlülüklerini yerine getirmeme gibi asi davranışlar sergilemelerine sebep olmuştur.

XIX. yüzyıl başlarında ise Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan “Ayan” tipinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de benzer tarzda ortaya çıktığı görülür. Bunlar arasında Botan, Bedinan, Hakkari, Baban ve Soran emirlikleri sayılabilir.

Anadolu’daki Çaparoğulları veya Karaosmanoğulları‘ndan pek farklı olmayan bu beyler, gene aynı yazarlarca “müstakil Kürt emirlikleri, müstakil Kürt hükümetleri” gibi takdim edilmektedir.

Doğu isyanları ve Osmanlı Devleti’nin dağılması

XIX. yüzyılın sonu Osmanlı Devleti’nin siyaseten dağılması kadar toprak yönünden de dağılmasına şahit olmuştu. Bu dağılmaya, devletin asli unsuru Türklerin devleti yaşatabilmek için yaptıkları mücadele engel olamamış, ancak özellikle aydın Türk unsurları arasında gelişen, mevcut yönetime karşı olma ve mücadele etme psikozu ne yazık ki “devlet düşmanlığı” şeklinde tezahür etmiştir.

Jön-Türk adı verilen geniş cephe içinde feodal yapıyı, mutlakiyet rejimini yıkma düşüncesinde olan Türk asıllı aydınlar kadar, Batılı devletlerin kışkırttıkları Hınçak-Taşnak gibi Ermeni kuruluşları, Pontus, Mavri Mira gibi Rum kuruluşları, Arap Milliyetçi kuruluşları mensupları da bulunmakta idiler. Bunların kavgası rejim kavgası olmayıp, yıkılacak Türk devletinin enkazı üzerinde pay koparma mücadelesiydi.

Doğu isyanları ve siyasi Kürtçülük hareketleri
Doğu isyanları ve siyasi Kürtçülük hareketleri

Doğu isyanları ve Kürtçülük hareketleri

İşte bu sosyo politik ortamda ideolojik Kürtçülük hareketlerinin de filizlendiği Batılı devletlerden diğer ayrılıkçı unsurlar gibi yardım ve destek sağladıkları, özellikle Ermeni kuruluşları ile sıkı ilişki içinde oldukları görülmektedir.

Doğu isyanları kapsamında Kürtçülük ideolojisi Türk Devleti’nin dışında, fikri olarak ilk önce Mısır’da, Kahire’de zehirlerini saçmaya başlamıştır.

İngiltere, bir oldu bitti ile işgal ettiği Mısır’dan (1882) Osmanlı Devleti’ne karşı siyasi ve fikri taarruza geçmiş, doğu isyanlarını desteklemeye başlamış, Türk ülkesindeki her türlü etnik problemleri kullanmaya çalışmıştır.

Muhalefet unsurlarının yurt dışına çıkmaları, isyancıların Sultan II. Abdulhamid’in şahsında Türk Devleti’ni hedef almaları özellikle batılı güçlerin sömürgeci politikalarına yardımcı olmaktaydı.

Doğu isyanları ve Kürdistan gazetesi

Diğer muhalif Jön-Türk unsurlarının yanında Kürtçü unsurlar da yurt dışına çıkmışlardı. Kahire’ye yerleşen bir grup 1898 tarihinde ilk Kürtçe gazete kabul edilen “Kürdistan”ı yayınlamaya başlamışlardır. Doğu isyanları fikir hareketlerinde bu gazetenin etkisi büyüktür. Kürdistan gazetesinin yayılması ve ilk redaktörü Mikdat Mithat Bedirhan‘dır. Altıncı sayıdan sonra kardeşi Abdurrahman Bedirhan, daha sonraları da üçüncü kardeş Süreyya Bedirhan bu görevi üstlenmişlerdir.

Yazar Celile Celil‘e göre gazete aralıklarla Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar çıkmıştır. Küçük ebatlı 4 sahifelik bu gazete ayda iki sayı yayınlamakta idi. Altıncı sayıya kadar idarehanesi Kahire’de iken bu sayıdan sonra Cenevre, son yıllarında ise Londra, Folkston, Cenevre, Kahire vb. gibi yerlere taşınmıştır.

Siyasi Kürtçülük ve Doğu İsyanları
Siyasi Kürtçülük ve Doğu İsyanları

Gazete Suriye üzerinden Güneydoğu Anadolu’ya sokulurken, meseleye ilgi duyan Avrupalılar da ihmal edilmiyordu.

Gazetenin genel olarak liberal eğilimli olduğunu belirten C. Celil’in her konunun Kuran’dan alınan ayetlerle veya Peygamber’in hadisleriyle desteklenmek suretiyle Türk ülkesine girişinin kolaylaştırılmasının düşünüldüğü kanaatindedir.

Editörün Önerisi>>  Din ve Devlet İlişkileri

Daha sonra Cenevre’ye taşınan ve Ahdurrahman Bedirhan’ın kontrolüne giren gazete, Avrupalı emperyalist güçlerin etkisinde olarak onüçüncü sayıdan itibaren Türk Devleti’ne karşı düşmanca bir tavır sergilemeye başladı.

Açıkca: Osmanlı Sultanı’na karşı halk isyana teşvik edilmeye, aynen Ermeni propagandalarında olduğu gibi Türk hükümdarı ‘canilik, hırsızlık’la suçlanmaya, bu arada Mem o Zin, Şerefname gibi eserlerden alıntılar yayınlanmaya ve özellikle Ermeni teşkilatları ile işbirliği artık açıkça görülmeye başlandı.

Doğu isyanları üzerinde Ermeni etkisi

Gazetenin bu yeni politikası, onlara göre “iki esir halkın (Ermeniler ile Kürtler) çıkar birliği” üzerine kurulmuştu. “.. sosyal eşitsizlik, Kürt köylülerinin sömürülmesi ve köleleştirilmesi sınıf meselesi değil, milli ezilmişliğin sonucuydu.” şeklindeki açıklamaları ile kendilerinin de mensup oldukları feodal aileleri derebeyleri Kürtçü ideolojinin içine çekmeye çalışmak da gene bu yeni politikalarının bir boyutuydu. Bu yeni politikada Ermeni propagandasının etkisi göz ardı edilmemelidir.

Ermeniler daha 1898 yılında yayınladıkları bir bildiri ile Kürt aydınlarını, Türklere karşı mücadelede yanlarına çekmeye çalışmışlardı.

Ermeni yayın organı Droşak‘da yayınlanan bu bildiri Kürt-Ermeni ortak mücadelesine bir çağrı niteliğindedir: “Ey Kürtler! Çağımız bilim çağıdır. Dağlarda kahramanlık devri artık geçti; bütün milletler şimdi okullarda öğrenim görüyor, öğrenim sayesinde hak ve hürriyetlerini gasp edenlerin ellerinden koparıp alıyorlar.. Sabahtan akşama dek çalışıyor, 60 para kazanıyor, onun da yarısını hükümete vermeye mecbur tutuluyorsunuz. Sizin emeğinizin meyvelerini toplayan Hükümet, size, paralarınızı alan, kadınlarınızın ve kızlarınızın ırzına geçen zaptiye memurları gönderiyor. Niye ses çıkarmıyorsunuz? Onlar devlet memuru olduğu için mi? Bir defa olsun aklınızı başınıza toplayın. Devlet memuru denen bu köpekleri siz besliyorsunuz, onlar sizin uşaklarınız. Onlara siz para veriyorsunuz. Hükümet sizi korumakla yükümlüdür, harap etmekle değil. Bin bir  çileyle kazandığınız parayı zorbalık için değil de huzurlu bir hayat için verdiğinizi onların yüzüne karşı neden söylemiyorsunuz? Komşunuz Ermenilere hedeflerinin  ne olduğunu bir defa olsun sordunuz mu? Niye ayaklanıyorlar? diye sorunuz. Onlar size istiklal için kan döktük diyeceklerdir. Ermenilerin bu hareketi ne kadar övgüye değerse, siz devlete karşı olan düşüncesiz tutumunuz o kadar yanlıştır. Şimdi milletleri  ve dinleri bölme zamanı değildir. Bugün hümanizm çağındayız..!”

Enteresan olan cihet şu ki, Sultan aleyhtarı, rejim aleyhtarı, devlet aleyhtarı bütün yayın organları aynı illegal yollardan Türkiye’ye sokulmakta, bir bakıma eylem birliğinde ortak hareket etmektedirler.

Abdurrahman Bedirhan ve faaliyetleri

Kürdistan gazetesini Cenevre’de idare eden Abdurrahman Bedirhan, aynı zamanda Jön-Türklerin Cenevre grubunun yayın organı olan Osmanlı gazetesinin de önde gelen yazarlarından birisiydi.

İttihat ve Terakki Partisi’nin kurucuları arasında Kürt oldukları bilinen İshak Sukuti ile Abdullah Cevdet’in bulunması yanında, Avrupa’daki Jön-Türk hareketi içinde Abdurrahman Bedirhan’ın yer alması, üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.

Özellikle Abdurrahman Bedirhan’ın Avrupadaki Jön-Türklerin “ademi merkeziyetçi” kanadına mensup olması, günümüzde tekrar gündeme getirilen federal sistem, federasyon, ikinci cumhuriyet, mozaik bir toplum isterisine tutulan çevrelerin mantığını anlamaya yeter de artar bile.

Bu hususu daha da aydınlatabilmek için Nor Dar (Yeni Asır) adlı Ermeni gazetesinin sayfalarında yer verdiği A. Bedirhan’ın görüşlerinden bir bölümünü görmek yetecektir: “Kürtçe-Türkçe gazeteyi kurduktan sonra O, Sultanı devirmek ve otonom bölgelerini Arnavutların, Rumelili Hristiyanların, Ermenilerin, Suriyelilerin (Araplar) ve Kürtlerin oluşturacakları federal bir Türk devleti kurmak için çağrıda bulunmaktadır. (Nor Dar, 1990, NO.226)

A. Bedirhan’ın bir diğer faaliyeti de Kürt konusu üzerine eğilen bazı batılı araştırıcılara destek vermesi, akıl hocalığı yapmasıdır. A.Bedirhan, özellikle Ermeni kuruluşlarından Daşnaksutyun Cemiyeti ile ilişkiler kurmuş, bu Ermeni kuruluşunun yayın organı olan Droşak‘ta Kürt milliyetçiliği yanında Kürt-Ermeni dayanışmasını içeren yazılar da yayınlamıştı.

Jön-Türk kongresi

1902 yılında Paris’te toplanan ilk Jön-Türk kongresine Kürtler adına Abdurrahman Bedirhan da katılmıştır.

İkinci Jön-Türk kongresi de gene Paris’te, Kürt, Ermeni, Rum, Arap, Arnavut vb. gibi unsurların yanında Amerika’da La Jara adlı ABD’ye göç etmiş Ermeni-Kürt ve Türklerin yayın organı olan gazete temsilcilerinin de katılmasıyla gerçekleşecektir.

“Kürdistan” gazetesinin yeni yayın dönemi, 1908 II. Meşrutiyeti sonrasında Süreyya Bedirhan’ın redaktörlüğünde başlayacaktır. Bu dönem 1909 yılında sona erecek ve gazete I. Dünya savaşı yıllarına kadar yayınına ara verecektir.

İlk siyasi kuruluş: Kürdistan Azmi Kavi Cemiyeti

Bilinen ilk siyası kuruluş 1900 tarihinde Diyarbakırlı Fikri Efendi tarafından kurulan “Kürdistan Azmi Kavi Cemiyeti”dir. Jön- Türkler’le işbirliği içinde olan kuruluşun üyeleri arasında Kürdizade Ahmet Ramiz Bey tanınmaktadır.

Editörün Önerisi>>  Makale Yazmak: Çok okunan makale yazmak için öneriler

II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra çeşitli ırk ve mezhepten zümrelerin faaliyetlerine hız verdikleri görülmektedir. Bunlar arasında Ermeni ve Rum faaliyetleri oldukça mesafe kat etmişti.

Ermeni faaliyetleri bir bakıma I. Dünya savaşı öncesinde tamamen Çarlık Rusyası’nın kontrolüne girmişti. Ortadoğu’da Ermeni dayanağının elinden çıkması İngiltere’yi Doğu Anadolu Müslüman halkı üzerinde etkili olmaya sevk etmişti.

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti

XIX. yy. da görülen ve günümüzde bölgeci-ayrım Marksist kalemler tarafından “Kürt direnişi” olarak nitelendirilen mahalli hareketler, bir teşkilat etrafından toparlanmaya çalışıldı. Böylece İngiltere’nin desteği ile kurulan ilk teşekkül olarak “Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti” ortaya çıktı (2 Ekim 1908). Kurucuları arasında Şeyh Ubeydullah‘ın oğlu Seyyid Ahdulkadir ile Emin Ali Bedirhan‘ın da bulunduğu Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, Calile Calil‘e göre 25 Eylül 1908 tarihinde İstanbul Vezneciler Kulübü’nün açılışı ile siyaset sahnesine çıkmıştır.

Diğer kurucu üyeleri arasında Zeyni Paşa Balan, Damad Ahmed Zelkafil Paşa, Halil Hayali, Cemal Bey ve Ahmed Remzi Bey bulunmaktadır.

Kürtçülük ideolojisinin yayılması

Cemiyetin Nizamnamesi’nde “Kanunu Esasiye ve Osmanlılık idealine bağlanmış bir hayır cemiyeti” olduğu belirtilmekte ise de, Cemiyet kuruluşundan itibaren Kürtçülük fikrini yaymaya ve Osmanlı topraklarında zemin bulmaya çalışmıştır.

Cemiyetin yayın organı olarak da 9 Kasım 1908 tarihinde “Kürt” adını taşıyan bir gazete yayınlanmaya başlamıştır. Gazetenin başında Süleymaniyeli Tofik (Tevfik), redaktörlüğünde ise Diyarbakırlı Ahmed Cemil Bey bulunmakta idi.

Haftalık olan bu gazetenin yazar kadrosunda Said-i Kürdi (Said-i Nursi ve İsmail Hakkı Babanzade de bulunmakta idi. Eğitim ve kültür konularındaki yazılarıyla özellikle Said-i Kürdi ve Babanzade İsmail Hakkı Bey, bu siyasi hareketin ideologluğunu üstlenmiş durumdaydılar.

Cemiyetin bir yan kuruluşu olarak “Kürt Neşr-i Maarif” teşkilatı oluşturulmuş ve bu kuruluş Kürtçe eğitim yapan bir okulu faaliyete geçirmek, yayın faaliyetlerinde bulunmak gibi görevleri üstlenmişti.

Abdurrahman Bedirhan’ın başında bulunduğu “Anayasa” adını taşıyan okul, İstanbul Divanyolu Hocapaşa sokağında faaliyete geçmiştir. Başlangıçta 30 kadar öğrencisi olan bu okulun öğrenci sayısı daha sonra biraz artacaktır.

Celile Celil’in tespitine göre İstanbul’daki bu faaliyetler hızla devam ederken, siyasi Kürtçülerin Kürdistan olarak nitelendirdikleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da halk, bu türden faaliyetlere hiç itibar etmediği gibi, bölgede tek bir okul dahi açılamamıştır.

Cemiyetin özellikle Ermeni cemiyetleri ile işbirliğine girdiği, 1908 II. Meşrutiyet’ini takiben “birlik ve beraberlik” sloganı altında Ermeniler’le ortak mitingler düzenlediği görülmektedir.

Kürt-Ermeni Dostluk Geceleri

İstanbul Kürt Kulübü‘nde ise Kürt ve Ermeni liderlerin, yazar ve tanınmış kişilerin katılımıyla “Kürt-Ermeni Dostluk Geceleri” düzenlendiği, Türk Devleti’ne karşı ortaklaşa bir eylem içinde hareket edildiği bilinmektedir.

Daha sonra Cemiyet’in faaliyeti ülke geneline yayılmış ve bu arada Bitlis, Musul, Bağdad, Muş ve Erzurum’da şubeler açılmıştır. Bu şubeler arasında en faal görünen Bitlis şubesiydi.

Bitlis’teki faaliyetlere Çarlık Rusyası’nın Bitlis Konsolosu Akimoviç’te katılmakta idi. Akimoviç’in raporlarına göre, Bitlis şubesinde faaliyet gösterenler daha çok bölgenin zengin aileleri idiler. Halktan ve aydınlardan cemiyeti destekleyen pek yok gibi idi.

Cemiyetin giderek artan zararlı faaliyetleri karşısında devlet önce Bitlis şubesini (1909 Mayısı), daha sonra da Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’ nin genel merkezi ve diğer şubeleri kapattı (1909 yılı ortaları).

Celile Celil’e göre, cemiyetin kapatılmasından sonra cemiyetin üyeleri Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile işbirliğine yönelmişlerdir.

Cemiyet kapatılmış olmakla beraber bölge medreselerinde dini içerikli eğitim içinde siyasi Kürtçülük faaliyetlerinin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesine devam olunmuştur.

Siyasi Kürtçülük: Hewi/Hiva (Umut) cemiyeti

Siyasi Kürtçülük amacıyla kurulan ikinci önemli cemiyet Hewi/Hiva (Umut) adını taşımaktadır. Bu cemiyet 1912 yılı başlarında Dr. Mehmet Şükrü Sekban’ın gayretleriyle Halkalı Ziraat Mektebi‘nin Doğulu öğrencileri tarafından kurulmuştur.Cemiyetin Başkanlığını Ömer Cemil Paşa, sekreterliğini ise Kadri Cemil Paşa yapıyordu. Cemiyetin faal üyeleri arasında Fuat Temo, Cerrahzade Memduh Selim, Necmeddin Hüseyin, Abdulaziz Baban, Efendi Ömer ve Zeki Bey bulunmaktadır.

Hewi Cemiyeti 1913 yılından itibaren İstanbul’da Roja Kurd (Kürt Güneş) adlı bir dergi yayınlamaya başlamıştır. Bu derginin Türkçe bölümünü İstanbul Dar’ul-fünun-ı Hukuk-ı Esasiye müderrislerinden Babanzade İsmail Hakkı, İçtihad Mecmuası sahibi Dr. Abdullah Cevdet, Vanlı Memduh Selim, Bitlisli Yusuf Ziya ve Kemal Fevzi; Kürtçe bölümünü ise Kerküklü Necmeddin Hüseyin, Süleymaniyeli Abdulkerim, Mikisli Hamdi hazırlamaktaydılar.Derginin yazı işleri müdürlüğünü ise Süleymaniyeli Abdulkerim yapmaktaydı. 3. sayıdan sonra derginin adı Sorani diyalektinde aynı anlamda “Hatavi Kurd” olarak değiştirildi.

Editörün Önerisi>>  Rusya'nın Kürtçülük faaliyetleri: PKK'nın arkasında Ruslar mı var?

Hewi Cemiyeti

Derginin zararlı neşriyatı kısa süre içinde kapatılmasına sebep oldu. Hewi Cemiyeti Doğu Anadolu bölgesinde Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’ne göre daha hızlı bir teşkilatlanmaya gitmiş, birçok şubeler açmıştı. Özellikle Erzurum (Başkanı Darahanili Tayyip Ali İdö ve Bitlis şubeleri diğerlerinden daha faal idiler. Yurtdışında Lozan’da da bir şube açan bu cemiyet Birinci Dünya Savaşı yıllarında faaliyetine ara vermiş, cemiyetin mal varlığı ve arşivi Abdulaziz Baban‘a bırakılmış, savaş sonrasında Abdulaziz Baban liderliğinde tekrar faaliyete geçmiş ise de 1922 yılında kesin olarak kapanmıştır.

Hewi mensupları da Devlet’e ihanet hususunda diğer azınlık cemiyetleri ile temasa geçmekte gecikmemişlerdir. Cemiyet, yöneticilerinden Kadri Cemil Paşa ile Necmeddin Hüseyin, tanınmış Arap yazarlarından Sadullah Cabiri ve Raşid Rıza ile işbirliğine girmişlerdir.

Arapların İngiliz politikasının bir oyuncağı haline gelmesinde büyük rol oynayacak olan “Hizb el-Liya Markaziya el-İdariya el-Osmani” fırkası Raşid Rıza tarafından 1912 yılının sonlarına doğru Kahire’de kurulacaktır. Bu Arap partisi de Kürtçü ve Ermeni teşkilatlarının savundukları “adem-i merkeziyet” görüşünde bir siyasi teşekküldü.

Kürtçülük siyaseti ve Gehandeni cemiyeti

Bir diğer Kürtçü teşkilat 1913 yılı başlarında Hoy‘da faaliyet gösteren “Gehandeni” cemiyetidir. Abdurrezzak Bedirhan başkanlığında, daha sonra İrşad adıyla teşkilatlanacak kadro, kültür ve eğitim amaçlı bir teşkilatlanmaya gitmiş ve kadrosuna çevredeki birçok aşiret reisini de kazanmıştır. Hoy bölgesinde okul açmak, gazete ve dergi çıkarmak Gehandeni cemiyetinin başlıca gayesi olarak görülmektedir.

Abdurrezzak Bedirhan’ın faaliyetleri

Abdurrezzak Bedirhan daha da ileri giderek Rusya’ya okutmak üzere öğrenci gönderilmesine de çalışmıştır. Abdurrezzak Bedirhan’ın bu faaliyetler sırasında en büyük yardıması Hoy‘daki Rus konsolos yardıması Çirkov idi.

1912 Ağustosunda İrşad’la ilgili ilk bilgiler Çarlık Rusyası’nın İstanbul’daki elçiliği kanalıyla Rus başkentine ulaşmıştır. Rus şarkiyatçılarından N.Y. Marrom ve İ.A. Orbeli ile görüşen Abdurrezzak Bedirhan, Petersburg Bilimler Akademisi bünyesinde bir Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü‘nün açılmasına da önayak olmuştur.

Rus alfabesi esas alınarak bir Kürt alfabesi hazırlamaya çalışan Abdurrezzak Bedirhan, ilk Kürt okulunun 22 Ekim 1913 tarihinde Hoy‘da faaliyete geçmesini de başarmıştır.

Abdurrezzak Bedirhan, Rus yanlısı bu politikasını siyasi alanda da devam ettirebilmek amacıyla daha sonra İrşad adında gizli bir teşkilatlanmanın içine girecektir.

Doğu isyanları ve Rus propagandası

Doğu Anadolu’daki aşiretler üzerindeki Rus propagandasının gittikçe artması üzerine, aynen Balkan ve Kafkaslarda olduğu gibi Rus askeri yardımı sağlanarak bir Kürt bağımsızlığını gerçekleştirmek ümidiyle A. Bedirhan ve taraftarları Rusya ile sınır bölgelerinde faaliyetlerini artırmışlardır. İrşad adı ile bilinen bu gizli yeni teşkilatta, Rus yanlısı siyasi Kürtçüler arasında Sibki Aziz Bey, Zirki Akid Efendi, Bekir Efendi, Eleşkirtli Şeyh Osman Efendi ve Bitlis’li Molla Selim Efendi önde gelen liderlerdi. Teşkilat mensuplarından Molla Selim, 1913 yılı içinde Ermeni komitaları ile de ilişki içine girmişti. İrşadın önde gelen lider kadrosundan olan Hayreddin Berazi, Rus konsolosluğuna Van, Diyarbakır, Urfa ve diğer şehirlerdeki faaliyetleri hakkında bilgi vermiş, “komiteye yeterli maddi desteğin sağlanması halinde, 15 gün içinde bir isyan hareketini organize edebilecekleri” vaadinde bulunmaktan kaçınmamıştır.

Ruslara yapılan bu başvurunun sonuçlarını beklemeyen İrşad yanlıları halktan vergi adı altında zorla para toplamaya ve silahlanmaya başlayacaklardır.

Kürt devleti kurulması kararı

İsyan hareketinin başlaması 1913 yılının ilkbaharına planlanmış ve Siirt’in Şirvan ilçesi merkez olmak üzere bir Kürt devleti kurulması kararlaştırılmıştı.

Çeşitli Kürtçü liderlerin ve bölge temsilcilerinin katıldığı bu toplantıda ‘doğu isyanları’nın geliştirilmesi için Rusya’dan yardım hususunun çabuklaştırılması istenmişti.

Aynı yıllardaki Ermeni komitelerinin faaliyetlerinde olduğu gibi, Türk Devleti bu ihaneti kısa zamanda tespit etmiş ve İrşad teşkilatı tamamen dağıtılmıştır. İrşadın lider kadrosundan Abdurrezzak Bedirhan ile Hayreddin Berazi da ihanetlerini hayatları ile ödemişlerdir.

Anahtar kelimeler:  doğu isyanları, Doğu İsyanları

Faydalanılan Kaynak:

¹ Prof.Dr. Abdülhaluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası (Temmuz 1993)

Ahmet Akın, (E) Kur.Alb.