Mao dönemi Çin dış politikası ve dönemin başlıca olayları

Mao dönemi Çin dış politikası ve dönemin başlıca olayları

Mao dönemi Çin dış politikası

Çinli devrimci ve siyasetçi Mao dönemi Çin dış politikası yaklaşık 30 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Mao döneminde uygulanan dış politika, hem Güneydoğu Asya’yı, hem de bütün dünyayı etkilemiştir.

Çin’de iç savaş

Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşu 1949’da ilan edilmiştir.  Çin’de II. Dünya Savaşı yıllarında başlayan ve 1949’ da sona eren bir iç savaş yaşanmıştır. Bu iç savaş Çin milliyetçileri ve Mao Zedong’un kontrolündeki komünistler arasında yaşanmıştır.

Savaşın son 4 yılında yani 1945-1949 arasında birçok insan ölmüştür. Bu savaşı komünistler kazanmıştır. Çinlilerin bir kısmı ülkede kalmış bir kısmı da Çan-Key-Şek ile Çin’in güneyinde Çin Denizi’nin ortasındaki küçük ada olan Tayvan’a kaçmıştır.

Çan -Key-Şek; 1949’dan itibaren Tayvan’da Çin hükümeti adıyla bilinen kapitalizmin geçerli olduğu ve Amerika’nın müttefiki olan Tayvan’ı kurmuştur.

Mao Zedong ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)

Mao Zedong (1945-1976)‘un dayanak noktası olarak Sovyetler Birliğini görmekteyiz. Mao’nun dış politikası 3 temel düşünceye dayanmaktadır:

  • Çin ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) hükümeti ile dünyada komünizmin yayılması için ortaklık yapılmalıdır.
  • SSCB’nin koruyuculuğuna sığınmak gerekir.
  • Çin’in ekonomik kalkınmasına ve teknolojisini geliştirmesine yardım edecek müttefik ülke SSCB’dir.

Mao dönemi Çin dış politikası’nda önemli olaylar

♦ Kore Savaşı (1950-1953): Çin, Kore Savaşında, Kuzey Kore’yi desteklemiştir. Çin, aslında SSCB’nin kendi yanında olduğunu göstermek için bu savaşa katılmıştır.

♦ SSCB lideri Stalin’in ölmesi: Mao, 1953‘te Stalin’in ölümünden sonra, Stalin’in yöntemlerine büyük eleştiriler  getirmiştir.

♦ Dış politikada farklılaşma: 5 Mart 1953’te Stalin’in ölümünden sonra yerine Georgi Malenkov seçilmiştir. Stalin sonrası dönemde 1955’ten sonra Çin–SSCB ilişkileri gerilmiştir. Mao da 1955’ten sonra farklı bir dış politika anlayışına gitmiştir. Nitekim Çin 1955 yılında düzenlenen Bandung Konferansına katılarak bağlantısız ülkelere yaklaşmıştır. Bunun sonucunda  “Bağlantısızlar Hareketi” ortaya çıkmıştır.

Mao dönemi Çin dış politikası: Bandung Konferansı

Bandung Konferansı, 18-24 Nisan 1955 tarihlerinde Endonezya’nın Bandung kentinde toplanan ve Bağlantısızlar Hareketi’nin temellerinin atıldığı toplantıdır. Endonezya, Pakistan, Hindistan, Seylan (Sri Lanka) ve Birmanya’nın düzenlediği toplantıya o zamanki dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan 20 Asya ve Afrika ülkesi katılmıştır.

Bandung Konferansı’nı düzenleyen ülkeler, Batılı devletlerin Asya’ya ilişkin aldıkları kararlarda kendilerine danışılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Tartışmalar temel olarak Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki tutumunun Batılı devletlerin sömürgeciliği ile eş biçimde eleştirilip eleştirilmemesinde yoğunlaştı. Sonunda “tüm görünümleri ile sömürgeciliğin” mahkum edilmesi üzerinde uzlaşıldı. Birleşmiş Milletler Bildirisi’ndeki ilkelerle Hindistan Başbakan’ı Nehru’nu beş ilkesini kapsayan on maddelik bir “dünya barış ve işbirliğini geliştirme bildirisi” oybirliği ile kabul edildi.

Konferansa katılan Türkiye’nin toplantılar boyunca izlediği Batı yanlısı tutum, bağlantısızlık politikası izleyen diğer üçüncü dünya ülkeleri ile ilişkilerinin soğumasına neden oldu.

Stalin sonrası Çin dış politikası

1955-1962 yılları arasında Çin-Sovyet ilişkileri gergindi; yine de ikili ilişkiler tam anlamıyla kopmamıştı. 1962 Sovyet kongresinde Kruchev ile Mao Zedong herkesin önünde birbirlerine hakaretler ederek tartışmışlardır. Çin heyeti kongreyi terk etmiştir.

Mao dönemi Çin dış politikasını en zor anlarından birisi de Çin-Hindistan Savaşı dönemidir. 20 Ekim-21 Kasım 1962’de Çin ile Hindistan savaşmışlar, savaşı Çin kazanmıştır. Bu savaşta Sovyetler Birliği Hindistan’ı desteklemiştir. Bu tarihten sonra SSCB-Çin ilişkileri tamamen kopmuştur. Çin için artık düşman ülke Sovyetler Birliğidir.

Mao Zedong ve “büyük sıçrama”

Mao Zedong,1962’den sonra iç politikada ekonomiyi geliştirmek için ‘’Büyük Sıçrama ‘’ politikasını hayata geçirmiştir. Bu politikaya göre Mao Zedong:

1-Komünizmi Çin’in şartlarına uyarlamaya çalışmıştır,

2-Toprak reformuna girişmiştir,

3-Merkezden planlanmış bir ekonomik anlayış uygulamaya çalışmıştır,

4-Çin köylüsünü olabildiğince eğitmeye çalışmıştır,

5-1966’da Kültür Devrimini başlatmıştır,

6-Komünizmin ruhuna uygun insan yetiştirmeye çalışmıştır,

Mao dönemi Çin dış politikası ve batı

♦ Mao dönemi Çin dış politikası’nda Çin’i ilk tanıyan ülkenin Fransa olması dikkat çekicidir. Fransa, Çin’i 1964’te tanımıştır.

♦ 1971 yılında ABD Dışişleri bakanı olan Henry Alfred Kissinger, ABD ile Çin arasındaki ilişkileri inşa etmeye çalışmıştır. Böylece Çin, BM daimi üyeliğini elde etmiştir.

♦ Şubat 1972’de ABD Başkanı Richard Nixon (1969-1974) Çin’i ziyaret etmiştir, ABD–ÇİN ilişkileri resmen başlamıştır. Bu tarih aynı zamanda ABD’nin Çin’i resmen tanıdığı tarihtir.

♦1972’de Çin-ABD  işbirliği antlaşması yapılmıştır. Bu antlaşmada  ‘’Asya bölgesinde ABD ve Çin‘in dışında başka hiçbir devlet gücünün hegemonyası kabul edilmeyecek ve başka bir gücün hegemonya girişiminin de bulunması durumunda iki ülke o ülkeye karşı birlikte hareket edecek’’ denilmiştir.

♦1976’da Mao Zedong ölmüştür.

Çin’de Deng Xiaoping dönemi

Esas konumuz Mao Zedong dönemi Çin dış politikası olduğu için, sadece bugünkü Çin’i daha iyi tanıyabilmek açısından, Mao Zedong sonrası Çin’in iç ve dış politika olaylarına madde başlıkları halinde değineceğim:

  • 1977 yılında Deng Xiaoping iktidara gelmiştir. Xiaoping, Çin‘in ikinci kurucusudur.
  • Xiaoping, Mao Zedong’u  Ortodoks bir komünist olmakla eleştirmiştir.
  • 1977’den sonra ‘’Open Door (Açık kapı)’’ denilen ekonomik bir politikayı başlatmıştır.
  • Serbest piyasa ekonomisini benimsemiştir.
  • En önemli serbest ticaret bölgesi Şanghay’dır.
  • Çin, 1977’den sonra genellikle 2 haneli oranlarla büyümüştür. Büyüme oranı %10 üzerindedir.

Çin neden küresel bir güç olamıyor?

Çin’i değerlendirmeden önce “küresel güç” olmanın asgari şartlarını hatırlayalım:

  • Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) alanında ilk üçte olmak,
  • Askeri güç alanında ilk üçte olmak, dünyanın her yerinde harekat icra edebilecek askeri güce sahip olmak,
  • Emniyetli depolarda nükleer silaha sahip olmak, en önemlisi de “karşı vuruş” yeteneğinde olmak,
  • Sağlıklı ve iyi eğitilmiş bir nüfus yapısına sahip olmak,
  • Gizli veya açık olarak bilim ve teknolojide ilk üçte olmak,
  • Siyaset ve demografik özellikler, yalnızca dayanma gücü açısından önem taşımaktadır.

⇒ Ekonomik açıdan bakınca;

Bilindiği üzere ABD’nin  devlet tahvillerinin çoğu Çin’in elindedir. Burada Çin’in dış politikadaki serbestisi ortaya çıkıyor. Çin, Dış politikasını belirlerken din, dil, ırk ve yönetim şekline bakmaksızın ticaret yapıp karına bakmaktadır. Bu da Çin’i ticarette ilk sıralara taşımaktadır.

⇒ Nüfus yapısının durumu;

Nüfus yapısı açısından; Çin, her ne kadar güçlü bir devlet olsa da kendi içinde yaşadığı sorunlar göz ardı edilemez. Çin nüfusu içerisinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin 56 resmî etnik grubu barındırmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti hükûmeti “Milli Bölge Özerkliği” adlı siyasetini takip ederek vatandaşlarını etnik gruplarına bölerek belli bölgelerde ayrıcalık haklarını tanımaktadır. Örnek verecek olursak Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan),Tibet, İç Moğolistan gibi.

1935’de yapılan araştırmalarına göre Çin’de 400 civarında etnik grubun mevcut olduğu “tespit” edilmiştir. Ancak “Millet Tanımlama İşlemleri” çalışmasıyla Hanlar ve 55 azınlık grupları olmak üzere 56 etnik gruba resmî statü kazandırılmıştır.

Hanlar dışındaki 55 etnik grup kendi grubun yoğun bir şekilde oturduğu bölgeyi “Bölgesel Özerklik” alanı olarak ayrılmış ve kendi alfabesi ve kendi dilini kullanma hakları, belli bir miktarda mülkiyet hakları, belli bir ölçüde emniyet ve milisi teşkil etme hakları, bölgede geçerli olan kanunları çıkarma hakları ve eğitimde kontenjan haklarını verilmektedir.

Tayvan, Hong Kong ve Makao(1999)  bu gibi şehirler Batı ile çok içli dışlı oldukları için buradaki yaşam standartları daha yüksektir. Çin hükümeti buralara girişleri kısıtlamıştır.

⇒ Sosyal refah düzeyi, eğitim ve teknoloji;

Çin’i düşündüren en önemli mesele içinde bulunduğu toplumun sosyal refah düzeyinin Çin devletinin mevcut ekonomik gücüyle uzaktan yakından ilgisinin olmamasıdır. 1990’ların başından beri Çin’li işçilerin maaşına zam yapılmamıştır. Giderek liberalleşen, dünyayı tanıyan, özgürlüğün tadına varan Çin’de, ucuz iş gücü ve istihdam daha ne kadar sürecektir? Kapitalizmin Çin modeli daha ne kadar ‘baskı’yla ayakta kalacaktır?

Çin, gizliliğe önem veren bir ülkedir. AR-GE çalışmalarında hangi aşamada oldukları bilinmemektedir. Ancak, ABD kaynaklı açık kaynak istihbarat dokümanlarına göre, teknolojik açıdan Çin’in ABD’nin 20-30 yıl gerisinde olduğu söylenebilir.

Özetle, Çin’in küresel güç olmanın asgari şartlarını kısa dönemde sağlaması kolay değildir.

Yazan: Abdurrahim ZARARSIZ; Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Bir Cevap Yazın